Ölüme hazır olan, hâleti nez'e giren kişi ile Azrail Aleyhisselâm arasında şöyle bir muhavere olur: «Niçin bundan evvel, bana geleceğini bildirmedin, haber yollamadın?» Melekülmevt: «Sana çok haberci yolladım ama, sen bu habercileri dinlemek bile istemedin.» Koma haline giren insan «Hayır! Bana haberci gelmedi!» der. «Evvelce ananı, babanı, dedeni aldım.
Akrabalarının ruhunu kabzeyledim.
Yürüyen ayagına agrı girmiş, gören gözünün nûru, midenin hazım kuvveti kalmamıştı. Bunlar, benim habercilerim idi. Olenleri gördün, kendini ölmeyecek, sandın. Sen, bu habercilere sırt çevirdin. Halkın evlâtları yetim, kadınları dul kaldı. Haneler dağıldı. Konaklar yıkıldı. Pâdişahlar, beyler öldü. Bunları sana getiren habercileri sen tekzib ederdin. Şimdi sıra senin deyip ruhunu alır.
İymanlı, a'mâli-sâliha erbabı ise nihayetsiz nimete; lymansız, amelsiz ise felâkete duçar olur, umulmaz yaralar açıhır. Urgansız, zincirsiz amel çukuruna bağlanır. (El-iyazu billâh) kabri, cehennem çukurundan bir çukur olur. Ustüne, altından kubbe yaptırsan, içine faydası olmaz. Yine cehennem çukurundan bir çukurdur.
İyman ile göçerse, o kişinin de kabrinin üstü ne kadar harab olsa da, içi cennet bahçesinden bir bahçedir. İş, kabrin sağlamlığında değil, iymanda. Kefenin güzelliğinde değil, a'mâlisâlihada. Iş, dünya mülküne sultan olmakda değil, ebedî âlemde sultan olmada. İş, yalnız buradaki haneyi mamûr etmede değil; âhiret evini a'mâli-sâliha ile mamûr etmede.
Dünya hayatı nasıl ise, âhiret hayatı öyle demiştim. Yalnız şu farkı vardır ki; dünya hayatının sonu var, âhiret hayatının ise sonu yok. Yâni, dünya fâni, âhiret bâki. Bu arada dünyada irâde vardır. Kul, Allahın istediği kadar iradesini kullanabilir. Dünya âleminde kul kisb eder, yani ister, Allah diler ise o şeyi hâlk eder, yaratır. Bu dünya aleminde, kulun her istediğini, her kisb ettiğini yaratmak Allaha vacib değildir. Yâni kulun istediği bir şeyi Allah dilerse yaratır, dilerse yaratmaz.
Ahiret âleminde; kâfirlerin kisb ettikleri istedikleri şeyin hiç birisini Allah halk etmeyecektir. Lâkin, mü'minler her
- 307.- kisb edip, istedikleri, nefislerinin arzu ettiği her şeyi, lutfu ilâhi, ihsanı ilâhî olarak yerine getirilmiş bulacaklardır.
Âyeti kerimede:
(Velekürn fiyha teştehiy enfüsüküm veleküm fiyha mateddeun.)
Fussilet sûresi: 31 Mânâyı şerifi: Nefsinizig arzu ettiği şeyleri Allah sizlere cennette hazırladı, buyurulmuştur.
Bu dünyada; bütün mahlükatda bulunan, rahmet, merhamet, şefkat vesaire gibi sıfatlar, Allahın rahmetinin yüz kısmından bir kısmıdır. Doksadokuz bölümünü âhiret de rü'minlere, âşıklara, sâdıklara saklamıştır. Dünya âleminde bu yüzde bir rahmetten bütün mahlûkat inanan ve inanmayan herkes nasiblenmektedir. Lâkin, âhirette yüzde doksandokuz olan rahmete erişebilmek için şart mü'min olmaktır.
Bazı ahmaklar, dünyadaki insanların hepsinin aynı hak-!ara sahip olmasını istiyorlar. Insanların birbirinden farklı hallere sahip olması yalnız dünya âleminde değil, âhirette de böyledir. Cennette herkes ayni derecede; Cehennemde de her- Jes ayni derecede degildir. Bu dünyada oldugu gibi herkese:ayrı ayrı tecelliyat olacaktır. Bu dünyada kimi zengin, kimi fakir, kimi kör, kimi görücü, kimi sağır, kimi işidici, kimi güzel kimi çirkin, kimi topal, kimi cüzzamlı, baraslı, inmeli, kimi gedâ, kimi bay, kimi sultan, kimi köle olduğu gibi, bir zenginin mal ve emlâkinin diğerinden farklı olması gibi; orada da, azapta olsun, nimette olsun, kullar ayrı nimet, aynı azabda olınayacaklardır. Kimi hazır yiyecek, kimi yine çalışmak zorunda kalacaktır. Dünya zaten âhiretin bir misâlidir. Tabiî, görene!
Âhiretin sultanları Peygamberler, bunlarla beraber, sıddiklar, şehidler, salihlerdir. Bunların da birbirleri üzerine hepsinin
ayrı derecesi vardır. Ahirette güzeller, mü'minlerdir. Çirkinler kâfirlerdir. Insan hakkı jiyenler halkı el ve ayakları ie incitenler, sakat olarak hâşr olacaktır. Zina edijo, tövbe etmeyenler cüzzamlı, baraslı olarak mahşere gelecektir. Allahın zikrinden yüz çevirenler kör olarak haşr olacaltır.
Onun için evliyaullah, âhireti bu dünya âleminde görmüşler. «Ilmel-yâkini, Hâkkal-yakine» getirmişler de:
«Mûtû kable ente mutû surı fehm eyleyen, Haşnı neşri gördü bunda nefha-i sur olmadan.» demişler.
Ölmeden evvel ölenlerin sirrinı anladın mı? Bunlar ahi.- rete varmadan onu, burada bu dünyada gördüler. Sen de ölme.
den evvel ölürsen yâni azgın nefsine gem vurup hak yolundal yürürsen, kâinata ibret ile naz:ar edersen Cenneti, Cehennemi, mîzânı ve sıratı, hûriyi, gılmanı, kul ve sultanı kıyameti, öldükten sonra dirilmeyi, halkuu hesaba çekildiğini ve, kâfirin nâra, mü'minin cennete girdiğ ini kısacası gaib diye duyduklarını, burada da aynen görebilirsin. Çünkü âhirette ne var ise, ne olacaksa, hepsinin bir nümûnesi buradadır. Bak ve gör!
Göremiyorsan Allaha yalvar, sana göstersin! Tekrar ediyorum; Senin gaib ile iyman ettigin, âhiret âleminin her bir nümûnesini, bu âlemde görebilirsin. Yeter ki gözünü kapayıp da
«gökde güneş yoktur» der gibi saçma bir iddiada bulunma.
Allah yolunda sabiti-kadem ol. Malınla, canınla Allah yolunda cihad eyle ki, o yüce nihayetsiz nimetlere eresin. Bu dünyada, her çalışan çalıştığının mükâfatını ya görür, yahut göremez. Âhirette de böyledir. Ahiret için yaptığımız çalışmalarımızın mükâfatını, çoğunu yaptığımız fenalıklardan ötürü, göremeyiz. Dünyada hakkı ile çalışdığı halde mükâfatını gö..
remeyen mağdur kişi orada; dünyada kaybettiğini kat kat bulur.
Ahiret için sâyü gayret edip, kendini riyâdan, günahtan korumayan da, kıldığı namazını, tuttuğu orucunu, hak yoluna çalıştığını ebedî olarak kaykı eder. Ona binaen, Allah Resûlü:
«Bir çok kimse namazından sevab alamadı. Yorgunluğu yanına kâr kaldı. Birçok kimse de oruç tuttu, açlığı yanına kâr kaldı.» buyuruyor.
Allah yolunda canınla, malınla yapacağın cihadı şân ve şeref için yapma! Allah rızıısı için yap! Her yaptığın işinde hak rızasını ara. Her kötülü kten, Allah rızası için kaçın. Eba-
Hüreyre şu hadisi şerifi naklediyor: «Kıyamette, huzuru halika harpte ölen birini getirirler. Allah, bu kişiyi nâra atmalanul, meleklere emr eder. O zat: «Yarabbi! Ben senin yolunda öldüm» dediginde, Allah celle; «Sen benim rızam için katl olmadın. Halk sana cesur desinler diye katl olundun. Halk sana cesur dedi, sen nasibini böylece aldın. Bizim rızamız için şehid düşmedin. Sen mürâi idin. Benim, senin yaptıklarını görüp, kabul etmemi murad etmezdin. Halkın seni beğenmesini isterdin. Halk seni beğendi. Mükâfatını benden isteme, halktan iste!» der ve nâra gönderir. Sonra bir âlimi huzura getirirler.