Evliyaullahtan Abdullah oğlu Salih; (Allah sırlarını takdis etsin) Bayram günü bayram namazından evine döndüğünde, uzun uzadıya ağlar, müteessir olurmuş. Bu hüznünü görüpte, sebebini soranlara; «Rabbim bana oruç tutmamı, namaz kılıp zekât vermemi emr etti. Ben de, oruç tuttum, namaz kıldım, zekât verdim. Acaba Rabbimi razı edebildim mi? Bu yaptığım ibadeti ve benim kulluğumu beğenip kabul buyurdu mu?» der, ağlamasına devam edermiş.
«Bu gün, bayram ve sürür günüdür, mahzun olma!» diyene de «Benim bayramım bu gün degil; Rabbimin benden razı olduğu gündür dermiş.» Onun, Mescidde daima kenarda oturmasının sebebini soranlara «sâiller, dilenciler kenarda oturur, ben de Rabbimin sâiliyim, dilencisiyim» dermiş.
Insan, tuttuğu oruca, kıldığı namaza, verdiği zekâta güvenmemeli! Bakalım; Rabbine lâyık oruç tutup, namaz kıldın mı? Tuttuğun oruç, kıldığın namaz indi-ilâhide kabul oldu mu? Hele, zekât, sadaka! Kimin malını kime veriyorsun?
Bir düşünelim! Zengin olan kişi, Allahın vekilharcı. Fakirler ise, Allahın ıyâli gibidir. Kimin malını, kime verdigini anladın mı? Zekât veriyorum diye böbürlenmeyelim. Bir gün Allah seni kendi vekilharçlığından azledebilir.
Bayram günü olduğunda, cenabı Hâllakı Kerim meleklerine, kürre-i arza inmelerini emir eder. Melekler de müslüman beldelerine inip şu müjdeyi ümmeti Muhammede tebliğ ederler: «Ey ümmeti Muhammed! Kerim olan Allahımızdan, ecirlerinizi yâni mükâfaatlarıızı almak üzere, Allahın evi olan mescitlere, camilere geliniz!»
Mü'minler camilere varıp ibadetlerini, bayram namazlarını kılıp; Barigâhı ahadiyyete ellerini açtıklarında; Allah celle hazretlerinin meleklerine hitaben: «Ey meleklerim! Şahit olunuz benim rizam için oruç tutan mü'minlerin oruçlarını kabu ettim. Onlardan razı oldum ve oruç tutanları magfiret ettim» dediğini sevgili peygamberimiz haber verip, bizleri sürura gark etmektedir. Işte, böyle tebşiratı alanlar bayram yapsın.
Bayram günleri, mahşer gününe benzer. Tabii, ehli-basiret için böyledir. Göz sahibi olanlar, âhirette bayram yapacaklar ile o dehşetli günde felâkete uğrayacakların ahvâlini dünyada, bayram günlerinde görebilir. Bayram günlerinde, bir takım insanlar görürüz. Yaya yürürler. Bazıları ata, bisiklete. otomobile, bazıları ise arabaya binerler. Bazıları sakat olup yerde sürünürler, bazıları âmâ olup yollarına zor ile devam edebilirler. Bazıları güzel kumaşlardan elbise gi- Diselerzle do aşirlar aalar denler, branden mark gidenlere teşbihtir, bineklere binenler, kabirden kalkan müttâkilere benzer ki, Allah sure-i Meryem'de:
(Ve nabpür-ül-müttekiyne ilerrahmâni vefda)
Meryem sûresi: 85- O gün, müttekileri bineklere bindirip, Allah'ın nezdinde toplayacağız. Yani, Allah'tan korkan, Allah'ı seven, Onun emirlerine itaat ve ihtimam gösterenlere, mahşere gelebilmeleri için binekler göndeririz, buyuruyor.
Yerde sürünenler, kâfirlerin haline benzer ki, kıyamette kâfirler kabirlerinden kalktıklarında, yılanlar gibi yerlerde sürüne sürüne mahşere geleceklerdir. Yolunu zor bulup, güçlükle yürüyen âmâlar da; Kur'anda îrâz eyleyen âsilere benzerler. Zira, bir kimse, zikri ilâhi olan Kur'andan yüz çevirirse; yarın kıyamette onun âmâ olarak hâşr edileceğini Kur'- anı-Kerim haber vermede:
Ve men â'rada an zikriy fe-inne lehû ma'iygeten danken vo nahfürühû yevm-e.
kıyameti â'ma. Kale Rabbi lime haşerteniy â'ma ve kad küntü, basiyra Kale kezalike etetke âyatüna fenesiytehâ ve kezalikel-yevme fünsâ.
Tö-bâ nirei: 124, 125, 126 Meâli kerimi: Her kim, benim zikrimden veya Resûlümden yliz çevirirse, onun yaşayışını dar eder ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz. O: (Yâ Rab! Beni neye kör olarak haşrettin? Halbuki, ben dünyada görür idim.) diyecck.
Allah diyecek ki, cezan böyledir. Sana dünyada âyetlerimi».
geldiği halde, sen onları unuttun ve onlardan yüz çevirdin. Bugün, sen de öylece unutulacaksın.
Güzel elbise giyenler ise, âmali-saliha erbabına misaldir.
Zira, iymân edip, âmali-salihada bulunan mü'minlere, kabirlerinden kalktıklarında cennet elbiseleri giydirilip, cennet taamları ve cennet şarapları ikram edilecektir. Çıplak olanlar ise, dünyada zengin olup hasisliginden bir müslümana iyilik etmemış, zekat vermemiş, yardımda bulunmamış olanlar veya namazı, kılıp, orucu tutup, zekâtı vermiş fakat kiminin irzına, kiminin namusuna tecavüz etmiş, kimini dövmüş, kimini ayıplamış kimselerdir. Hak sahipleri, haklarını alıp, bu adam iflâs etmiş, çırıl çıplak kalmıştır. İşte bayramda mahzun olarak gezenler, bu sıfatlara bürünen kişiyi temsil ederler.
Bayram günü aç gezenler de, dünyada orucunu tutmamış, aç kimseleri doyurmamış oldukları için mahşerde aç ve susuz olanların misalidir. Bunlar, teşbihtir ve ârif olana kâfidir.
Bayram günü, bazılarının gülüp oynayıp, ferahlamaları;
mahşerde defterini sag taraftan alanlara; bazılarının aglamaları, mahzun olmaları, kitaplarını sol ve arka taraftan alanlara benzer. Tabii, bu görenedir, köre nedir köre ne? Bayramda, ibret nazarı ile nazar eyle, bunları görüp mahşeri hatırla!
Mûtû kable ente mûtû sırrını fehm eyleyen, Haşrı, neşri gördü bunda, nefhai-sûr olmadan O gün için hazırlan! O gün için tedarikini gör! Sonra, ağlamanın faydası olmayacaktır.
Aldanma azizim, bu dünyanın nakşına, nakkaşına Hazret-i Adem gibi, girsen hezâran yaşına, Akibet gelirsin, şu musalla taşına, O katarlar seni ir endine bard yalma, bul!
Bayram günleri; bazı kimseler için, bâ-husus fukara için musiybet günüdür. Hapislerde, hastahanelerde, gurbette olan bayramdan zevk duyar mı? Belki bunlar için bayram bir musibeti-âzimedir. Böyle günlerde; hapisleri, hastaları yoklama- Iı! Kimsesiz kalan ihtiyarların gönlünü almalı, gurbetteki garipleri bulup onların hatırlarını sormalıdır. Hele, evvelden bolluk refah görüp, sonradan fakru zarurete düşenlerin ve hiçbir şeyi olmayan fukara, yetim ve dulların ve hasta olan ihtiyarların ve ulemanın, salihlerin ve âbitlerin gönlünü yaparak Allah rızasını kazanmalıyız. Yetimler giydirilmeli, açlar doyurulmalıdır.
Malına, câhina güvenme! Yetime merhamet elini uzat, iyi bil ki, bu yetimin, arkasından ağlıyan anası, saçlarını koklayacak bir babası vardı. Onlar da ana-baba sevgilisi idiler.
Onlar ağladığında, onların yasına yas tutacak bir kalb ve göz
bulunuyordu. Sen, şimdi yetimi hor görme! Belki, yakın bir zamanda sana ölüm gelecek ve bir dahaki bayrama, senin de sevgili yavruların yetim kalacaktır. Bu bayram olmasa, bir daha bayrama... Muhakkak bir bayram, senin de sevgili yavruların, seni bulamayacaktır. Bu bayramda sen nasıl ana ve babanı bulamadınsa, onlar da bir bayramı mutlaka sensiz kutlayacaklardır. Yetim bahsine ait hikâyeyi, onuncu Irgad risalmizden okuyunuz.
Bayram namazından evvel, mutlaka sadakai-fitır verilmelidir. Mezhebimiz olan Hanefiyye'ye göre, sadaka-ı fıtrı nisâba malik olanlar verir, amma sen takva üzere ol, bu küçük yardımı vermemezlik etme! Zira, namazın noksanını sehvi-secde ikmal ettiği gibi, orucun noksanlarını da sadakaifıtır tamamlar. Çoluğunun, çocuğunun fıtrasını bayram namazından evvel fukaraya ver! Bayram namazından evvel verirsen, bu sadaka ile büyük ecre nail olursun.