Bağdat'ta ufak bir sermaye ile iş yapan bir tüccar var idi. Sermayesi beşyüz dirhem idi ve fakat âhiret zengini idi.
Resûlü Ekremi canından ziyade severdi. Ona hergün salatu selâm okur, onun aşkı ile gözleri yaşlı, ciğeri yanık idi. Günlerden bir gün, sabah namazını eda etmek üzere camiî şerife gitti.
Cemaatle sabah namazını kıldılar. Eller semaya, yüzler yere bakarak dua ettiler. Sabah namazı ne kadar insana tesir ediyordu.
Kuşlar cıvıldaşıyor, mevlâyı zikr ediyordu. Gönüller şendi. Kur'an okundu. Cemaat dağılmak üzre iken, bir zat ayağa kalktı: «Ben evlâdı Resûldenim. Bir kızcağızım var. Cenabı hakkın emri ile bir gence veriyorum. Cihazı hususunda bana ceddim hürmetine yardım ediniz. Ben seyyid olduğum için sadaka kabul etmem, zekât alamam. Ancak hediye olarak benim bu işimi hallediverin. Ceddim sizi iki cihanda şâd eder»
buyurduğunda; O âşık-ı-nebi olan esnaf, sermayesi olan beşyüz dirhemi evlâdı Resûle verdi. Onun ellerini sevgili Nebisinin eli imiş gibi optü ve gaşyoldu. O gece, âlemi mânâda Serveri âlem Sallallahu Aleyhi Vesellemi görüp, kadre erdi. Efendimiz, mütebessim bir çehre ile: «Ey yiğit, gönderdiğin hediye bana vasıl oldu. Belh şehrine git. Orada Abdullah oğlu Tahir namında bir zat vardır. Herkesçe malûmdur ve tanınır. Ona var, de ki (Muhammed Aleyhisselâm sana selâm ediyor, ve diyor ki, sana, sevdiğim bir kimseyi gönderdim. Bana beşyüz al.
tın vermeni emri ferman buyurdu) de.
Tüccar zat, sabayleyin ailesine rüyayı anlattı. Belh'e gideceğini bildirdiğinde, kadın «Sen gidip gelinceye kadar, bize kim nafaka verir?» deyince «Ben, komşu bakkala gelinceye kadar nafakanızı vermesini söylerim. Gelince de hakkını veririm» dedi ve bakkala gidip «Ben, bir kaç hafta yokum. Ben gelinceye kadar bizim evin ihtiyacını görünüz. Dönüşümde sizlere olan borcumu veririm» dediğinde bakkal, gülümseyerek: «Ey sevgili komşum, ey gözümün nuru komşum seni Belhe, Abdullah bin Tâhire gönderen zatı âli, bize de sen dönünceye kadar evine bakmamızı emir buyurdu» dedi. Meğer ona da rüyasında emri Nebi vâki olmuştu, mesrûr oldu. Ne yüce bir nimete ermişti.
Yola revan olup, Belh şehrine yaklaştığında onu,Abdullah oğlu Tâhir hazretleri karşılayıp: «Merhaba Resülüllahın gönderdiği misafir. Seni bana gönderen, sana ihsan etmeyi ben fakire emir buyurdu» deyip onu hanesine götürdü. Üç gün misafir edip, ziyafetler verdi ve beş yüz altın dahi verdikten sonra yanına adamlar katıp, memleketi olan Bağdad'a, hanesine kadar gönderdi.
İşte âşıklar! Allah Resûlü yoluna malını sarf etmenin dünya ve âhirette mükâfatı muhakkaktır.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Bir kimse, Resûlü rüyasında görürse, o rüya sadıktır, doğrudur. Muhakkak Resûlü görmüştür. Zira, efendimiz bir hadisi şerifinde «Beni rüyasında gören, beni gördü. Şeytan benim şeklimde görünemez.» buyurdular. Bir kimsenin, efendimizi rüyasında görmesi; onun şefaatine nail olmasına ve iyman ile göçmesine ve dünyada müşküllerinin hallolmasına işarettir. Rüyada efendimizi gören kişiyi, Nebiyyi muhterem azarlar ise o kimse tövbekâr olmalıdır. Efendimizi gören, suretinde bir şeyi eksik görse, rüyayı görenin sünnette eksikliğine alâmettir.
Bazı kimselerin mevlûdu şerifin aleyhinde olduğunu igitiyoruz. Bu doğru değildir.
Imamı Nevevi'nin geyhi olan meşahiri urafadan Ebu Sâme hazretlerine, mevlût okutmak hakında ne buyurursunuz denildiğinde, «Pek güzel bir âdettir. Muhabbeti-nebeviyyeyi müşir olduğundan gayanı teşekkürdür» diye cevap vermiştir.
Ibni Hacer hazretleri, Fetavayı hadisiyesinde «Mevlüd için bu hususta sarf olunan mal ne kadar sarf edilirse edilsin, israf değildir» diye fetva vermiştir.
Imamı Sehâvi merhum dahi «Mevlûd üçyüz tarihinden sonra âdet olmugtur. İslâm beldelerinin kâfesinde yaparlar.
Fukaraya envai sadakatta bulunurlar» diyor. İmamı Rabbani, mektubatında; menkibei vilâdeti nebeviyye dinlemenin te- Irçad, cilt 2 - F: 12
rakkiyatı maneviyyeye sebeb olduğunu beyan edip, erbab-1 tarîki bu hususta teşvik etmiştir. Mevlüt okutan zatın, o sene içinde belâdan emin olup, muradı hasıl olmasının tecrube ile sabit bulunduğu Mevahibi Ledünniyede yazılıdır.
Islâm arasında, menkıbei vilâdeti nebeviyyenin tilâveti ile, Kur'anı azimi okumak, salâvatı şerife getirmek, ihvana ve fukaraya ikram, ihsan etmek eskiden beri icra edilen adeti islâmiyedendir.
Muhaddisinden ibni Dihye: «Ettenvir fi mevlidil beşirin nezir» isımlı vıladetı nebeviyyeden bahseden bır kitap yazıp o zaman Erbil şahı olan Ebu Said nam zata takdim etmiş, Ebu Said bu kitaptan çok memnun olup Dihye hazretlerine bin altın ihsan edip, her sene okutmasını adet edinip, üç bin altın sarf eder imiş.
Ibni Cevzi merhumun torunu, «Mir'âtüzzeman» nam eserinde «Biz o ziyafette bulunan bir zatla mülâki olduk. Ayan ve ulema ve saireye büyük ziyafet verilir, ve koyun kesilir, Otuz bir sahan tatlı yapılır, umuma ikram edilirdi,» diye hikâye etti. Yalnız, mevlûd okunurken edep ile dinlemeli, salâtu selâmı çokça getirmelidir. O akşam okutamazsan bile, dinle ve nısfı Şaban'ı diğer ibadet ve taât ile ihya eyle.
Ayşe annemiz diyor ki; «Nebi aleyhisselâm benim ile idi.
Beraberce yattık. Gece yarısı uyandım, baktım ki yanımda yok. Halbuki, o gece benimle kalacak idi. Nereye gitmişti. Merak ettim. Diğer ezvacı nebiyye, yâni efendimizin diğer hanımlarına sordum. Onların da hanelerinde yok idi. Ola ki, sevgili kerimelerine gitmiştir diyerek cenabı Fatımanın hanesine vardım. Kapıyı çaldım. İmamı Ali «Kimsin?» dedi. «Ben Ayşe'yim» dedim. «Ey Mü'minlerin annesi, bu vakit burada ne arıyorsun?» diyerek kapıyı açtılar. Resülüllahı arıyorum, deyince onlar da merak edip Fatıma ve iki şehzade Hasan ve Hüseyin de kalkarak kapıya geldiler. «Sakın mescidde olmasın?» dediklerinde «Ben oraya baktım. Orada yok. Diger ezvacı tahiratın hanelerinde de aradım orada da bulamadım»
dedim. Bunun üzerine İmamı Ali «Öyle ise, muhakkak, Bâki kabristanına gitmiştir» dedi. Hep beraber kalkıp Cennetül- Bâki'ya vardıgımızda, kabristanda bir nur parladıgını gördük. İmamı Ali «Iste bu nûr, nebiy Aleyhisselâmın nûrudur»
dedi. Nûrun yanına vardık ki, Resûl Aleyhisselâm secde etmiş, ağlamakta idi. Bizim geldiğimizin farkında bile değildi.
Secdesinde tazarru ediyor, yalvarıyor ve Rabbisine diyordu
ki: «Eger onlara azab edersen, onlar senin kullarındır. Eger onları magfiret edersen muhakkak sen her işinde aziz ve hakimsin.» Ehli beytinin geldigini fark edince, mübarek başını secdeden kaldırdı. Cenabı Fatıma: «Ey benim canımdan aziz babam! Ne oldu sana? Bir düşmandan zarar mı gördün? Senin arştan aziz olan gönlünü mü kırdılar? Yoksa Rabbil-âleminden vahymi nazil oldu?» diye sordu. Resûl Aleyhisselâm cevabında: «Hiç kimseden cefa görmedim. Vahiy de nazil olmadı, lâkin bu gece leylei Berattır. Bu gece, Allahımdan ümmetimi istiyorum.» dedi ve bana döndü: «Ya Ayşe. Kıyamet kopsa, beni bu gece secdede Rabbimden ümmetimi isterken ve onlara şefî olurken, onların magfiretini Rabbimden isterken bulurdun» sonra hepimize dönüp «Eğer, benim rızamı istiyorsanız, Ey benim Ehlibeytim, bana yardımcı olunuz, benimle beraber bu gece secde ediniz. Benimle beraber yalvarınız ve dua ediniz» dedi. Biz de secde edip tan yeri ağarıncaya kadar ümmeti Muhammed için ağladık, yalvardık, niyaz ettik.»