Fudayl oğlu İyâz namında, yol kesen bir eşkiya vardı. Bu adam, yoldan geçen kervanları soyar; müslüman, hıristiyan demez, herkesin elbise, erzak ve parasını zorla alırdı. Soyduğu insanlara «Hangi şehirdensin, ne iş yaparsın?» diye sual eder, adreslerini ve kimin oğlu olduklarını kayd eder, yazardı. Bir defteri vardı ki, kaç kişiyi soydu ve ne kadar mal gasp etti ise hepsini oraya yazmıştı.
Yevmi mahşere inanırdı. Bazı geceler, yaptıklarından pişmanlık duyup: «Yarab! Kıyamet gününde herkes benden hakkını isteyecek, sen de benden bu aldıgım, gasp ettigim mallara mukabil onların günahını yükleyeceksin ve beni nâra koyacaksın. Ben, nefsime maglüp bir kişiyim. Bu kötülüklerden vaz geçemıyorum. Bana ınayet et, benı bu fenaliklardan kurtar,» diye niyaz ederdi ve «Yarabbi, şu deftere kayd ettiğim mağdurlara, inayetin bana teveccüh ettiği gün gidip aldıklarımı iade edeceğim. Sen Rabbime söz veriyorum.» der ve göz yaşı döker idi.
Allahtan inayet olmazsa kul ne yapabilir? Bir gün, büyük bir kervanın geldiğini işitip, avanesi ile bir derbende pusu kurtuidu. Bus esnâda hariste vey sessiz, cihetsiz bir setemgite. o ilâhi seda: «Ey kervanı gözleyen göz! Seni gören var. Seni de gözleyen var? Seni gören ve herşeyi gören, işiten ve bilen Allahtır. Ey kervanı gözleyen kişi! Kervanı gözleyeceğine, Hak rızasını gözle! Ey kervanın yollarını gözleyen! Hak cemalinin yollarını gözle» diyordu. Fudayl, şaşırmış, elleri titriyor ne işle meşgul olduğunu anlamış titriyordu. O sırada, kervan da derbende girmişti. Fudayl'in avanesi, kervanı çeviriyordu.
Fudayl, dağdan aşağıya hızla indi. Kervandakiler Fudayli
görünce korkuları büsbütün artmıştı. Onun elinden kimse kurtulamazdı. Herkes, onun nâmını biliyordu. Kervanda bulunan bir veli, şu âyeti Fudayl'e yüksek sesle okudu: «Bir günden korkunuz ki, o günde Allaha dönersiniz?» Fudayl zaten yukarıdaki hâdiseden bitâp kalmıştı. Bu âyet de, ona ok gibi işledi. Adamlarına şoyle bagırdı: «Çekılin! Kervanı serbest bırakın» Fudayl ağlıyordu. Ne olmuştu bu adama? Halbuki, bu eşkiyânın yüreği taştan katı idi. Kimsenin göz yaşına bakmazdı. Şimdi ise, Fudayl bir melek kadar sakindi. İşte, «İnayeti ilâhî» gelmişti. Kervandakilere hitaben özür beyan etti.
Onlardan haklarını helâl etmelerini rica ve niyaz etti.
Kervandakilerin burunları bile kanamamıştı, neden helâllık diliyordu bu adam! Fudayli «Sizleri korkuttum ve üzdüğüm için helâllık diliyorum» dedi, ve kervanı selâmetledi. Sonra, avanesini toplayıp, onlara bu yaptıklarının doğru olmadığını, kötülüğün nihayette iyi olmayacağını, dünya ve âhirette rezil olacaklarını bildirip, Allaha tövbe etmelerini, Allahın mağfiretini talep ve niyâz etmelerini, göz yaşlarını tutamayarak, aglayarak anlattı. Fudayl'in bu hali diğerlerine de tesir etmişti.
Bir vâiz, söyledikleri ile âmil olursa, yaptığı ders cemaate tesir eder. Onun için «Evvelâ nefsine, sonra başkasına vaaz et!» buyrulmuştur. Onlar da bu kötü işe nedamet getirip, tövbe ettiler. Oradan dağılıp iyi kişi olmak, Rabbilerine dönmek üzere uzaklaştılar.
Hazreti Fudayl, karargâhına gelip, defteri çıkardı. Kimden ne aldı ise, hepsini şehir şehir, kasaba kasaba dolaşıp sahiplerine verdi. Haklarını helâl etmelerini rica ve niyaz etti.
En nihayet, para bitmiş, yalnız bir yahudiye bin altın vereceği kalmıştı. O yahudiye, üç aylık yol yürümekle vasıl oldu.
Onu, vatanına gelip buldu ve: «Filân mevkide sen soyuldun mu?» dediginde, yahudi «Evet filân yerde benim bin altınımı aldılar» diye cevap verdi. Hazreti Fudayl, o parayı alany şâki «bendim» dedi. Yahudi hemen «flaydi bakalım, orası dag başı idi, burası şehir deyip Fudayl'in yakasına sarıldı. Yürü hâkimin huzuruna, hakkımı alacağım» dediginde, Fudayl ağlayarak: «Burada yakama sarılıp paranı istiyorsun, eğer seninle âhirette karşılaşsa idik iymânıma sarılacaktın. Ben buraya sana olan hakkını vermek için geldim. Senin ile hâkime varmak dileyen buraya gelir mi?» dedi. «Ben, senin yanına, ne dünya hâkiminin ve ne de âhiret hâkiminin önünde hesaplaşmaya niyetim olmadığı için geldim.» dediğinde, bu söz yahudiye tesir etti. «Peki haydi, bin altınımı ver öyle ise» dediğinde Fuday. «Mevcut parayı dagıttım. Bir sana borcum kaldı.
Kendimin ekmek alacak param bile yok, ama ben sana ırgatlık, hizmetçilik yaparak bu bin altını ödeyeceğim ve ne iş gösterirsen onu yapacağım» dedi.
Yahudinin evi yanında büyük bir mezbelelik vardı. Yahudi, o mezbeleligi gösterip «bunları şu derenin içine doldur. Bu bataklık kapansın. Burası dümdüz bir tarla olsun. Bu, birinci vazifen» dedi.
Hz. Fuday! «Bismillah» deyüp çalışmaya koyuldu. Çalıştı, çalıştı. Terledi, yoruldu. Haftalarca çalıştı. Fakat, o bataklık altı ayda çalışsa yine dolmazdı. Allaha tazarru ve niyaza başladı: «Yarabbi! Bende kuvvet ve takat kalmadı. Sen bana inâyet eyle. Ben sana döndüm. Senin rızanı tahsil için buraya geldim. Sen bana yardımcı ol.»
-gores asigin gl ti. Bere doku Mesein alirs der.
Yahudi «Sen benimle alay mı ediyorsun? O iş altı ayda bitmez» dedi. Hazreti Fudayl Allah dilerse bir anda olur. Işte böyle!» diyerek dümdüz olan araziyi gösterdi.
Hak tecelli eyleyince, her işi âsân eder, Hâlk eder esbabını bir lâhzede ihsan eder...
Yahudi baktı, bataklık hakikaten dolmuştu, mezbelelik kalkmıştı. İkisi eve gelip oturdular. Yahudi, Fudayl'a hitaben
«Senin bana borcunu para olarak ödemen lâzım. Ben böyle ahd ettim. Onun için, ben sana şimdi bin altınlık bir torba baışlayacağım, sen bu altınları bana vermekle, borcunu ödemiş olacaksın» Hz. Fudayl «Allah senden razı olsun» dedi. «Bana hakkını helâl et de, ne lâzımsa onu yapayım». Yahudi içeriye gidip bir torbaya altın yerine toprak doldurup getirdi. Fudayl'a uzattı. Hz. Fudayl torbayı eline alıp (Bismillâh) diye agzını açtı ve torbadan tam bin tane altın çıkartarak yahudinin önüne saydı. Bu durum karşısında kendini zor zabteden yahudi, altınlara elini sürmeden «Ey Allahın yigiti, ver elini öpeyim. Bana iyman ve islâmı öğret, ben de islâm olacağım» dediğinde Hz. Fudayl «Ne oldu ki iymana geliyorsun? İymanına sebep ne oldu?» diye sordu. Yahudi «Ben, Tevratta okudum.
Bir kimse tövbei-sahîh ile tövbe etse ve tövbesinde sâdık olsa, o kimse toprağı tutsa; toprak altın olur diye yazılı idi. Ben içeri girip torbaya toprak doldurmuş idim. Getirip sana altın diye verdim. İşte o topraklar senin elinde altın oldu». Yahudi, orada şahadet getirip iyman ile müşerref oldu.