Hüseyin hoca, köyüne bir gün mesafedeki mürşidin yanında geçirdiği hadiseleri kısaca anlattıktan sonra biraz evvelki, evinin önünde işleyecegi felaketi işte o mürşidden ögrendigi sabır sayesinde atlattığını ve işin hakikatını köylülerden öğrenince dayanamayıp sevincinden gayri ihtiyari olarak, o ruhu terbiye eden mürşidine, o veliyullaha seslendiğini ifade etti. Allahın, onun önüne böyle bir mürşidi çıkararak hem evlâd, hem de aile katili olmasından muhafaza buyurduğu için bin şükrettiğini söyledi.
Orada bulunanların hepsi, hocanın anlattığı hadiselerden hayret duymuşlar ve Allahın büyüklügüne bir kere daha şahid olmuşlardı. Hele, babasını doğduğu günden beri göremiyen oğlu ise, büsbütün hayretler içinde kalmıştı. Babası olduğu anlaşılan bu efendinin uzun senelerin sonunda elde etmiş olduğu bu çok mühim hayatî tecrübenin hikâyesini can kulağı ile dinleyip, kendine ibret dersi çıkarıyordu. Nihayet, yatsı ezanının okunduğunu duyunca hep birlikte camiye gittiler ve namazdan sonra da hep birlikte ona evine kadar refakat ettiler.
Deli Hüseyin hocanın alın yazısı icabı seneler sonra köyüne döndüğü ilk gün, ilk defa verdiği bu vaaz öyle bir vaaz olmuştu ki, kürsüye çıkıp anlatacağı bin vaazdan daha tesirli, daha isabetli idi. Allah, onun ilim yolundaki bu büyük azim ve iradesine karşı böyle bir ihsanda bulunmuş ve kendisini hem dünya, hem âhiret hayatını mahv edecek bir felâketten muhafaza ettiği gibi, bütün köy halkına verdiği ibret dersinde Hüseyin kulunu vasıta etmiş oluyordu.
Ey mümin! Bâzı kimseler vardır ki, onlara hiç kıymet vermeyiz. Onlar gizli birer hazinedir. Onlar âhiret sultanlarıdır. Insanların kurtarıcısıdır. Bunlar, köylü kıyafeti ile dolaşırlar, deli gibi görünürler yahud kendilerini bizim kıymet vermeyeceğimiz bir şekilde gösterip hazinelerini gizlerler.
Bunlardan bir tanesine tesadüf eden iki mollanın, o veliyullah tarafından nasıl irşâd edildiklerini yazmadan geçemeyeceğim.