Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Mezhep sahibimiz Imam-1 A' zam Ebu Hanife hazretlerinin pederi âlileri Hazreti Sâbit rahimehullah;… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 76

Resûl aleyhisselâmın son günlerinde idi. Hazreti Bilal'e, bütün eshabın ve ensarın Mescidi nebeviyede toplanmalarını emr eylediler. Hazreti Bilâl radiyallahu anh, nâsı Mescide topladı. Resülü Dkrem efendimiz, bir kolu imamı Ali'nin boynunda, diger kolu ise Fazl'ın boynunda olarak ve ayakları yerde sürüklenir vaziyette Mescide gelip iki rekât namaz kılıp, minbere zorlukla çıkıp oturdu. Allaha hamdü 'sena edin, teshihattan sonra beliğ bir hutbe okuyup bizlere: «Ey muhacirin ve Ensar!» dediğinde kalplerimiz cilâlandı ve tüylerimiz diken diken olup, gözlerimizden yaşlar akıp sakalımızdan yerlere döküldü. Ve devamla dedi ki: «Bu gün benim, dünyamın son, âhiretimin ilk günüdür. Allah celle beni dünya ile âhiret arasında muhayyer bıraktı, ben âhireti tercih ettim. Ben, sizlere nebiy ve nasihat edici, sizi Allaha dâvet edici idim. Bu vazife, ile, kendimden değil, Allah tarafından emir olunmuş idim ve sizlere karşı şefkatli bir kardeş, merhametli bir baba gibi idim.

Şimdi ben aranızdan ebediyen ayrılıyorwn. Bir gün gelecek ki o günde, ana ve baba evlâdından firar eder. Boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hakkımı alır. O gün gelmeden, eğer içinizden birinize vurdum ise, işte buradayım. Gelsin benden hakkını alsın. O da bana vursun. Birinizin malını aldunsa gelsin aldığım şeyi benden istesin vereyim» deyip, üç defa böylece bizlere hitap eyledi.

Bunun üzerine Ukâşe namında olan zat ashabı yarıp huzuru-nebiyye varıp: «Ya Resûlallah! Anam, babam ve nefsim sana feda olsun. Üç seferdir and verip bende hakkı olan gelsin hakkını alsın buyurdunuz. Böyle yapmasa idiniz bir talepte bulunmayacaktın. Hâşâ, sizden dâvacı olduğumdan değil, fakat emrinize imtisalen buraya geldim. Hazit muharebesinde, benim devem sizin devenizin yanında idi. Ben, bineğimden indim. Size arkamı döndüğümde elinizdeki kamçı bana isabet etti. Belki devenizi süratlandırmak için vararken bana geldi, yahud bana bilhassa vurdunuz, bilmiyorum?» dediginde, Resûl aleyhisselâm, o iki cihan fahri olan müşfik nebî:

«Hâşâ ya Ukâşe! Nasıl olur Resülünüz size kasden vurur, buna imkân var mı?» deyip Bilâli Habeşiye seslendiler: «Ya Bilâl, Hazreti Fatma'ya git. Kamçınu al, buraya getir.» dedi.

Hz. Bilâl ellerini başına koyup, feryad ederek Hazreti Fatımanın hanesine varıp kamçıyı istediğinde; Hazreti Fatıma'nın

«kamçıyı ne yapacaksınız?» sorusuna, Bilâl ağlayıp: «Kısas yapılacak» dedi. Bunu duyan Hz. Fatıma: «Kimdir o kişi ki Resûlünden kısas talep ediyor?» deyip ağlamağa başladı, ve

kamçıyı alan Bilâl Mescidi nebiyye geldiginde, bütün ashabın agladıgını gördü ve kamçıyı Resûl aleyhisselâma verdi. Cenabı mahbubu kibriya: «Ya Ukâşe, al kamçıyı» deyip onu Ukaşe'ye verdi. Olanlara zorlukla sabr eden Ebu Bekr ve Omer radiyallahu anhüma ayağa kalkıp: «Ya Ukâşe, kısası bizlere yap!» diye rica ettiklerinde, Resûl aleyhisselâm: «Ya Ebu Bekr, Ya Ümer, yerlerinize oturunuz. Muhakkak ki Allah sizin mekânınızı bilmekte ve görmektedir.» dediginde Aliyülmürteza ayağa kalkıp: «Ya Ukâşe! İşte ben buradayım. Bütün hayatım Resülullahın yanında geçmiştir, Resûl efendimize kısas yapmana müsaade edemem. Işte arkam, işte göğsüm, işte karnım, işte kamçı. Bana vur» dediğinde, Cenabı fahri risalet: «Ya Ali, Allah senin de mekânını ve niyetini muhakbadeyim ol tki said, on iki şehid, or iki mazlüm, ol iki makbul, cennetin genci, ehli-sünnetin gözü nûru, cenabı Hasan-ül-müctebâ ve Hüseynü-şehidi-Kerbelâ ağlayarak ayağa kalkıp: «Ya Ukâşe! Bizleri tanımıyor musun?. Biz Resûlün pek sevgili torunları. Işte biz buradayız. Bize vurman, Resûle vurup kısası yerine getirmenden farksız gibidir. Işte biz buradayız. Gel;

bizlere kısas eyle» deyip inlediklerinde, Cenabı serdarı enbiya o iki şehzadeye hitaben: «Ey gözlerimin nûrları! Siz yerinize oturunuz. Bu kısasın bize olması lâzımdır;» deyip Ukâşe'ye: «Ya Ukâşe, sana vurduğum kadar bana vur!» deyip ona hitab ettiğinde Ukâşe: «Ya nebiyallah! Siz bana vurduğunuzda benim sırtım çıplak idi» deyince, Resûl aleyhisselâm gömleğini sıyırıp: «Vur ya Ukâşe!» dedi. Mescidi nebevide bulunan mü'minlerin feryadı figanı ayyuka çıkmıştı. Hıçkırarak ağlayanların sedası semalara yükselmiş, herkes ne yapmaları gerektiğini şaşırmıştı.

Ukâşe; Cenabı-fahri risaletin nurdan bedenini görür görmez elinden kamçıyı fırlatıp aşk ve feryad ile fahri risaletin mübarek sırtına sarılıp mührü nübüvveti öperek: «Anam, babam sana feda olsun ya Resûlallah! Nasıl olur da, senden kısas talep edebilirim?. Buna imkân var mı? Senin yoluna yüzbinlerce Ukâşe feda olsun. Kul hakkı teklifinizi canıma minnet bildim. Nâra girerim diye korkuyordum. Cismim cisminize temas etsin de, bu vücudümü cehennem yakmaya kaadir olamasın diye bu harekete cür'et ettim. Sizin vücudünüze dokunan vücut hiç yanar mı? Bunu düşünerek hu teklifinizi kabul edip kısas talebinde bulundum» dediğinde, Cenabı risaletmaap efendimiz ashaba dönüp: «Ehli-cennetten birini görmek dilerseniz bu zâta nazar ediniz» buyurduğunda bütün sahabe Ukâşe'nin gözlerini öpüp vasıl olduğu dereceyi hararetle tebrik ettiler.

Görüyorsunuz ya mü'minler! Allahtan sonra eu yüce makam sahibi olduğu halde, ve tevhîdi bief'âl, tevhidi bissıfat, tevhidi bizzat iken; Ona itaatin Allaha itaat, ona ihanetin Allaha ihanet, ona biatin Allaha biat oldugu âşikâr iken «Kul hakkından» ne kadar sakınmakta ve nâs ile yevmü kıyamette, huzuru izzette hesaplaşmadan, hayatta ve dünyada iken hesaplaşmanın ne kadar lâzım olduğunu bizlere bu ef'âli ile gün gibi apaçık meydana koymaktadır.

Kim olur ise olsun. Zerre kadar yaptığı hayrın, iyiliğin mükâfatını ve zerre kadar fenalığın da cezasını mutlaka görecektir. Kimseye zulm olunmaz. Ne yaptığı hayırdan noksan ecir verilir, ne de yaptığı fenalık unutulur gider. Aklı başında olan, Allahın hesaba çekmesinden evvel kendisini muhasebeye çeker ve hak sahiplerini râzzkılar. Harama bakmayı terk eder, helâlından kazanır, helâla sarf eder. Alın terinde olan zevke erişir.

Zaten kumar, rüşvet parası, haram lokma ile beslenen çocukların dünya hayatlarının da zehir olup, âhiretlerinin de felâket olacağı ehline malûmdur. Bakıp, görmeyene sözümüz yok! Rüşvet parası ile haklıyı haksız çıkaran bazı zevatın çocukları aptal, ve deli olup, dünyada iken bile sürünmektedir.

Bunlardan, on tane kadarını ben bilmekteyim. Pek tabiî sizler de böylelerinin aile ve çocuklarını ibretle görmektesiniz.

Helâl lokma ile orucunu aç. Helâl lokma ile karnını do yur. Helâl lokma ile çocuğunun tohumunu hazırla.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.