diye sordu. Dönme kâfir cevap verdi: «Onların çogu ile aynı köydenim. Küçük yaştan beri bir mahallede beraber oynardık.
Fakat sizin teklifiniz bana hoş geldi ve size olan bağlılığımı ve sizin dininize girdiğimi isbat için işte bunları öldürdüm.»
Papaz, krala dönüp: «Bu adama valilik vermek degil, kölelik bile yakışmaz. Bu insan degi, insan suretinde bir canavardır.
Dünya menfaati için yakınlarını ve arkadaşlarını öldüren, mukaddesatını satan bu herif yarın başka bir düşman tarafından gösterilecek bir menfaat uğruna kale ve gerimizi düşmana satabilir.» dedi. «Buna valilik fermanı değil, ölüm fermanı yazmak daha doğrudur» dediğinde, kral düşünüp papazı haklı buldu. Cellâda bağırarak: «Bu habisin kafasını vur!» dedi.
O mel'un, papaz ve kralın ayaklarına zelilâne kapanıp, yalvarmakta iken, habis canının bağışlanmasını isterken zillet içinde başına inen kılıçla canı cehenneme yuvarlandı. Onun kellesi ise şu âyeti okuyordu.
ic Esteizü billâh: «Rubemâ yeveddülleziyne keferû lev kânû müslimiyn.»
Hicr sûresi: 2 Meâli gerifi: «Kâfirlerin ytizleri azaba gevrildiğinde keşke müslüman olsaydık! diyecekler.»
Vatan ve dinine, milletine hiyanet edenler zelil olarak öldürülürler. Dünyada rezalet ile katl olundukları gibi, âhirette de ebedî azâba dûçar olurlar. Zaten, sahih nesebi olan kimse vatan ve dinine, milletine ihânet edemez. Böyle ihaneti ancak piç olanlar yapabilir.
Bir müslüman, esir düşebilir, belki de ölüm ile tehdid edilebilir. Fakat vücudu «Circis» nebi gibi parçalansa, ateşlerle yakısa dininden ve mukaddesatı olan vatan, millet ve devletinin surrından bir şeye ihanet etmez. Çünkü dinin icablarını, hürriyeti ve istiklâli sayesinde kendi vatanında icraya kaadirdir. Onun için Allah celle celâlûhu hazretleri şöyle buyuruyor:
Esteizü billâh: «Ya ey yühelleziyne amenû in tutiy'u feriykan minelleziyne ûtûl kitâbe yeruddukûm bade iymaniküm kâfiriyn» sadakallahuleziym.
Al-i-Imrân sûresi: 100 Mânayı şerifi: «Ey mü'min! Ahdinde sadık, iyınanında sabit ol. Dünyada herkes dininden dönse, kâfir olsa, vatanına milletine ihanet etse, sen dininden dönme.»
Esteizü billah: (İnneddiyne indellahil islâm)
Al-i-Imrân sûresi: 19 Allah indinde yegâne din islâm dinidir.
(Lâ ilâhe illallah Muhammeden resûlüllah) kelime-i taysib bin i zer aylema harkes vata ve ihale ene hant gorese.
Şahsına kötülük yapanı af eyle. Fakat mukaddesatına kötülük yapanı asla af etme! Böyle hainleri ne Allah, ne peygamber, ne de gehid ve gazi olan abâ-ü ecdadın af eder. O halde sen de af eyleme! Böyle kişiler tövbe eder, yaptıklarına nadim olup, sebep oldukları zararı tazmin eder ve dinlerine, vatan, namus ve mukaddesatlarına ve milletlerine dönerler ve âmâli-sâliha icra edip bir daha böyle âdiliklere dönmezler ise tövbeleri kabul olur. Allah, rahman ve rahîmdir. Bu şekilde tövbe edenleri sen de af eyle! Zira, Allah tövbe edemeri affı magtiret edicidir. Şeytana uyup çok fenalıklar yaptıktan sonra tövbe edip, Allaha dönüp hayır işleyenlerin haddi hesabı yoktur.
Meselâ, Uhûd harbinde, Hz. Hamza'yı şehid eden Vahşî isimli siyahi köle, İslâm olup, yaptığı zararına karşılık olarak o devirde Yemen'de yalancı peygamberlik iddiasında bulunan Museylemetül Kezzâbı katl eylemiştir. Bu herif kendine peygamberlik geldiğini iddia etmiş, birçok masum halkı doğru yoldan çıkarmıştı. Küstahlığını ileri götürerek efendimize mektup yazıp, dünyanın yarısının kendi ümmetine, yarısının müslümanlara bırakılmasını istiyordu. Efendimiz ona, «Yalancı Museyleme» diye hitab etti. Kendi risaletpenahilerinin tarafı ilâhiyyeden gönderildiğini, böyle dünya menfaati için beşeri ikiye ayıramıyacağı mealinde bir mektup yazıp gönderdi. Bu yalancı peygamber efendimizin son günlerinde ortaya çıkmıştı. Efendimiz âhirete irtihal edince; halife-i-hak olan Ebu Bekir radiyallahu anh, bu adamın üzerine asker sevk etti ve bunlar ile muharebeye karar verdi. Önce, bunlar îymana ve tövbeye dâvet edilecek, kabul etmediklerinde mukatele edilecekti. Islâm ordusu yalancı Museyleme üzerine sevk olunduğunda, Vahşi isimli siyahi köle şöyle diyordu: «Küfrü delâletim zamanında, Islâmın en şerefli insanı olan Resül aleyhisselâmın amcası Hz. Hamza'yı katlü şehid ettim. İslâmı mahzun edip, mü'minleri ağlattım. Şimdi ise, bu yalancı herifi ben katl edeyim de, ruhu Resûlü şad ve mü'minleri sürura gark edeyim. Belki yaptığım o zararı, bu haini katl etmekle telâfi ederim» dedi ve sözünde durdu. Museyleme'yi katledip canını cehenneme gönderdi. Gönderdi ama, yüzbin.
Museyleme, Hazreti Hamza'nın bir kılına feda idi. Efendimiz, hazreti Hamzanın na'şı mübarekleri üzerine yetmiş defa cenaze namazı kılmış ve «Ey Hamza! Senin yerine yetmiş kâfir katledeceğim»
ahdinde bulunmuştu, ve «Hamza'yı şehid edeni destarı Kâbe'- de bulsanız bile katl ediniz!» diye emrü ferman ettiği halde, râuf rahim olan nebiyyi erham efedimiz iltica eden ve îymana gelen bu vahşî adlı zat hakkında affı ilâhiyyeyi hâmil olan âyet inzal olmuştu:
o Sgte.
Esteizü billâh: «Kul ya ibadiyelleziyne earefu âlâ enfuaihim la taknatu min rahmetilab innallabe yagfiruzzünube cemiy'a innebu büvel gafurur rahiym.»
Zümer sûresi: 53 Meâli gerifi: «Nefislerini israf edenlere ilân et. Benim rahmetimden ümidlerini kesmesinler. Ben erhamer-rahiminim. Bana iyman, bans tövbe, bana dönenlerin bütün günahlarını af ederim. Onları mağfiretim ile şad ederim:» Nazmı celili inzal olmuş. Bu derece büyük günah işleyenlerin bile tövbe ettikleri takdirde af olunacakları ilân ediliyordu.
Efendimiz, Vahşi'nin îymana gelmesinden, tövbeye ermesinden sonra onu bile affetmiş, yalnız kendisine hitaben: «Eğer, benim üzüldüğümü istemez isen, meclisime geldiğinde benim karşımda oturma. Arka tarafımda otur, zira seni gördüğümde sevgili amcamı hatırlıyor, müteessir oluyorum. Herhalde benim müteessir olmamı istemezsin» buyurmuşlardı.
Vahşi, dünyada, onun cemalinden mahrum kalmış idi. «Kötülük vapan, tövbekâr da olsa mahcubtur» buyuruldu. Zira en büyük ceza affetmektir. Yine en büyük mükâfat affetmektir.
Günahkâr, iken affa mazhar ol da ondaki lezzeti tat demişler. Zulüm gör, sonra o zalimi af eyle. Ondaki lezzeti duy.
Ondaki lezzet hiçbir seyde yoktur. Demişler. Tabiî, anlayana!
Kalbi lezzet duymayan bu histen mahrum olanlara birşey söylenemez.