Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Emevi Devletinde Halife olan Ömer ibni Abdülâziz, rüşt sahibi olan dört halife gibi… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 35

Patiklerinizin başında yüzbinlerce liralık elmas, yakut, zümrütle işlemeli tâç, sırtlarında yüzbinlerce liralık elbiseler var.

Kasalarınızda bekçilik yapan altınlar ve gümüşler dolu. Incil'in emri ile: «Yanağma tokat yersen diğer yanağını çevir!»

sözüne mukabil elleriniz mâsum insanların kanları ile bulanmış, yüzbinlerce mâsum halkın haklarını çiğneyip, onlara yaptığınız zulümler ile dünya entrikaları ile yüzleriniz, gönülleriniz kapkara olmuş. Dünyaya doyamadınız. Kalbleriniz kin, hased, şehvet ve hubbu mal ile dolmuş, kalbinizde Allah'a ve nebiysi olan Isa Mesihe yer bırakmamışsınız. Sız, kasalarınızı doldurdunuz. Halbuki Isa nebi üzerinde iğne bulunduğu icir ikinci kat gökte kaldı. Acaba sizin yeriniz esfeli Sâfilinin neresidir? Hem, siz Isa Aleyhisselâma ne hakla îyman edebilirsiniz ve sahip çıkıyorsunuz? Hz. Isa, Israil peygamberidir. Musa'nın yolunu bozan yahudilere nebi olarak gönderilmiştir.

Romalilar, ona ne için Antakya'ya geldiğini sorduklarında, onlara: «Benim sizin ile işim yoktur. Ben Israil koyunlarını toplamağa geldim dememiş miydi?»

Bir müslüman esirin, kendisine karşı bu korkunç hakikatleri korkmadan çekinmeden, yanındaki asker, kumandan ve papazlarına aldırmadan, korkusuzca haykırması kralı fena halde kızdırmıştı. Abdullah ise, hakikaten isminin mânasını örtaya koymuş, yani gerçek bir «Abd» Allahın has kulları gibi hareket etmiş ve hakikati söylemekten zerre kadar çekinmemişti. Kral derhal cellâda seslendi «Söyletme şunu, vur kellesıni.» Butun papazlar kıpkırmızı olmuşlar, Abdullah bir yandan «Işte Hz. Isa'nın vekillerine bakınız. Hz. Isa, kalb kırmaktan ne kadar çekindi ise, sizler de, o kadar müslüman kanı dökmeğe heveslisiniz.» diyordu. Onlar ise «Cellât, cellât vur gunu, konuşturma!» diyorlardı.

Cellât, Abdullah'ı katletmek istediğinde, Abdullah mü'- mine yakışır bir vasıfta elleri arkasına bağlı olduğu halde koyun gibi teslim olmadı. Cellâda tekme savuruyor, Hz. İsa'ya îyman ettik diyen bu zalimlere karşı hakaretle bakıp, yüzlerine tükürüyordu. Eli bağlı bir esiri, utanmadan öldürmeye yeltenen bu kabelerden nefred ediyordu. Bir de kendi mensup olduğu dini islâmın esire olan muamelesini ve Allahın bu husustaki emrini düşündü. İslâm bulunduğuna, Muhammed ümmeti olduğuna tekrar hamd-ü senâ eyledi. Zira, islâm dini,

«Esire yediginden yedir, giydiginden giydir» diye emretmiştir.

Esire ikram edeni, Kur'an da şöyle metheylemişti:

Esteizü billâh: (ve yut'imûnetteâme alâ hubbibi miskiynen ve yetiymen ve esiyrâ)

Insan sûresi: 8 Meâli gerifi: «Miskine, yetime ve eşire ve sevdikierine sevdikleri taamdan, yani yiyeceklerden yedirirler ve derler ki:

Sizlere Allah rızası için yedirdik, bu ikramımıza karşılık sizden ne bir menfaat, ne de bir teşekkür isteriz! Biz, bunun mükâfatını; ancak Allahtan bekleriz.» Şimdi, bunların esire yaptığı muamele ile islâmın yaptığı muameleyi bir düşün?

Abdullah, bunları düşündü ve sanki bu âyetler ona okunuyordu. Cellâdın kılcı giddetle Abdullah'ın başına indiğinde, Abdullah: «Eşhedü enlâilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdûhu ve resuluh» demekte idi. Kelle kopmuş, meydanda yuvarlanıyor ve gu âyetleri tilâvet ediyordu:

dessokes Esteizü billah: «Ya eyyetühen nefs-ül mutmainne, ircüy ilâ rabbiki râdiyeten merdiyye fedhuli fi ibadiy vedhuliy cennetiy sadakallahul aziym.

Fecr sûresi: 27 Meâli şerifi: «Ey yakinen îyman etmiş nefis; ben senden raz, sen benden razı olduğun halde bana dön, kullarımın arasına ve cennetime gir.»

Diğer esir mü'minler «Allahü ekber» diye tekbir almışlar, kâfirlerin kalblerine korku salmışlardı. İkinci esiri getirdiler, o da aynı teklifle karşılaştı. O da cevabında: «Ben dinimi dünyaya, bâki olan âhiret hayatımı, geçici dünya hayatına değişmem» dedi. «Arkadaşını öldürttüm, seni de öldürttürüm!» diyen krala, «Canıma minnet bilirim! Ölenler yalnız cellâdın öldürdükleri midir? Cellâdın öldürmedikleri ölmeyecek mi?»

dedi. «Seni cellât öldürmüyorsa, şimdi sen hiç ölmeyecek misin? Biz, Allaha inanmış insanlarız. Hz. Muhammed'e gönül vermişiz. Hz. Muhammed bizi ölüme çağırdı mı, ölümü hayata, yaşamaya tercih ederiz. Hz. Muhammed, bizi hastalıga çağır-, sıhhate tercih ederiz. Nebimiz, bizi cehenenneme çağırsa, cennete tercih ederiz. Fakirliğe çağırsa, zenginliğe tercih ederiz. Onun çağırdığı yer samanlık olsa saraya; toprak olsa, altına; taş olsa yumuşak yatağa; zehir olsa şifaya tercih ederiz.

Oysa ki onun dâveti daima nûradır. Onun dâveti cennete ve cemali ilâhiyyeyedir. Onun dâveti insanlığadır, velevki bunların tersi olsa bile, ona öyle bağlanmışız ki, ikrarımızdan asla dönmeyiz» dediğinde kral «Cellât!» diye seslendi. Bu esir de müslümana yakışır bir hal ile cellâtla savaştı. Ah ne olurdu elleri arkasına bağlı olmasa idi! Kelime-i gehadeti söyleyerek mübarek başı vücudundan yere düştü, kelle yerde dolaşıyor, hem de şu âyeti tilâvet ediyordu:

Esteizü billâh: « Ve yetûfu aleyhim vildanün muhalledüne iza reeytehüm hasibtehüm lü'lüen men süra» sadakallahulaziym.

Insan sûresi: 19-20 Meâli şerifi: «Cennet ehlinin etrafında hizmet edecek vildanlar, yani uşaklar, cennet ehlinin emirlerine her an hazır beklerler. Bu cennet hizmetçileri o kadar güzeldirler ki, onları gördügünde sen, dizisi kopmuş inci daneleri zannedersin. Bu nimet, bir seferlik degildir, bunlar ebediyen onların hizmetini görecekler.»

Üçüncü bir esiri çağırdığında, o esir kralın önüne vardı ve diz çöktü: «Ben sizin dininize girerim, şartlarınız ne ise, hepsini kabul ederim» dedi. Bu, dininden dönen âhiretini dünyasına satan adam bir veled-i zinâ idi. Nitekim dürüst ve nesebi düzgün olan ilk ikisi dinine, vatanına, milletine ihanet etmaydi beni nasil faltit edece sea e Be dediginde kral, birada mın Tarsus şehrine vali olduğuna dair bir berat yazılmasını emr edip, güzel kadınlardan birkaç kadın ve sarayında hizmet etmek içın kendısıne hızmetçıler, uşaklar ve kendisıne davul ile bir de bayrak verilmesini irade ettiğinde yanında bulunan papas, «Muhterem kralım; bu adamın böyle dinimi değiştirdim demesine itimat etmek doğru değildir. Bize hıristiyan olduğunu isbat eylesin. Meselâ Kur'ân-i ayağı altına alıp çiğnesin, diğer esirleri hıristiyanlığa dâvet etsin, icabet etmezler ise onları öldürsün ve bize hıristiyan olduğunu böylece beyan etsin, o vakit onun bizim dinimize girdiğine inanırız. Yoksa, bize hıristiyan oldum diye yalan söyleyip bizi kandırabilir.»

dedi. Kral, o herife dedi ki: «Bak ruhanimiz ne söylüyor? Işittin mi?» O da: «Evet! Işittim, ne derseniz yaparım» dedi.

Kur'ân-1 Şerifi getirdiler, çiğnedi. Sonra müslüman esirlerine döndü. «Hıristiyanlığı kabul ediniz, yoksa hepinizi öldürürüm» dedi. Müslüman esirleri cevap bile vermege tenezzül etmediler. İçlerinden birkaçı, «Aklını başına topla! Ebedi hayatını mahvetme!» diye ikaz etmesine rağmen kılıcı alıp hepsini katl eyledi ve krala dönüp «İşte dediklerinizi yaptım. Şiz de vaadinizde durup beni vali olacağım şehre gönderin» dediğinde papaz krala dedi ki: «Ey şevketli kral; ben bu zata birkaç şey soracagım. Bu soracagım sualler bizim için gayet menfaatlidir.» dediginde kral ona müsaade etti. Papaz: «Bu öldürdüğün esirleri tanır mıydın? Onlar ile yakınlığın varmıydı?»

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.