Saffât sûrcai: 102 Meâli şerifi:
Ey benim gönlümün bir tanesi, gözümün nuru, kalbimin sürûru yavrucağıı! Rüyamda seni kurban etmekle emir olundum. Sen bu işe ne dersin? Seni kesip Allaha kurban etmeme razı olur musun? Bu emri ilâhiyyeye karşı bir itirazı var mı?
Hz. Ibrahim aleyhisselâmın, oğlu ile böyle müşavere etmesinin sebebi şu idi: Allah'a «Bana salih bir oğul ver» diye dua etmişti ve halim bir oğul ile tebşir olunmuştu. Şimdi çocuğuna bu soruyu sormakla, duasında istediği ve kendine ikram olunan hâlim evlâd bu çocuk muydu? Bunu kat'iyetle anlamak istemişti. Onu kurban edeceğini söylüyordu ki, bakalım ne cevap verecek, bu işi hilmiyetle kabul mü edecek, yoksa serkeşlik edip isyan mı edecek? Yoksa Hz. İbrahim ona hiç danışmadan, hemen onu kesiverirdi. Ona kurban edilecegini niçin haber veriyordu. Acaba? Ibrahim nebî aynı zamanda burada evlatlara büyük bır ders de vermektedir. Bu karşılıklı konuşma kıyamet gününe kadar gelecek olan insanlardan, Allaha ve sema vî kitablara inananlar için büyük bir ibret levhasıydı. Zira İsmail'in hilmiyyeti, Allaha olan muhabbeti ve babasına olan itaati bu müşavere ile bize bildiriliyordu. Hz. Ibrahim, Ismail'i tutup kendisi ile konuşmadan kurban ediverse, biz gafiller Ismail'in hilmiyyetini, ilmini, metanetini, Allaha karşı olan arzı ubudiyettini, Allah yolunda canını kurban etmeyi kendine minnet bildiğini, babasına olan itaatini nereden bilebilirdik?
Ayrıca bu müşavere ile Hz. İbrahim, bütün babalara
«Allah yolunda benim gibi olunuz!» Ve Hz. Ismail de, bütün evlâdlara «Allaha ve babaya böylece teslimiyetli olunuz!» dersini vermiş oluyorlardı.
Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerinin dahilinde. Ebeveyn, çocuğa Allah rızasından başka işlerde emrederse, o zaman çocuk o ana, babaya itaat etmez. Zira, Allaha isyan hususunda kula itaat olmaz. Ne var ki, yine de ebeveyne karşı hürmetsizlik ile hareket etmemeli ve bu sefer onları Allah yoluna teşvik etmelidir.
Hz. İsmail kurban olmaya razı olmasa bile, Ibrahim nebî madem ki onu kurban etmekle emrolunmuştu. Elbette bu emri yerine getirecekti. Bir de kendi hakkında Allahın bu hükmünü bilmesi lâzımdı. Sevab edinmesi bu şekilde olurdu. Hz.
İsmail'in babasının bu müşaveresine karşı ne cevap verdiğini Allah, Kur'anda şöylece zikrediyor:
KÜLTE Esteizü billâh: «Kale ya ebetif'al ma tü'mer setecidüniy ingaellabu minessabiriyn»
Saffât süresi: 103
«Ey benim merhametli babam! Allahın emrinden bahsediyorsun, artık ben ne diyebilirim? Bu emir ne ise, ben hazırım, hemen onu icra et! Emri ilâhi tehir olınasın. Beni o emre karşı inşaallah sabr eden bir kimse olarak bulursun» dediğinde, Hz. Ibrahim bu sözleri işitince Allaha hamdü senâ etti. Duasiyle Allahın ona bahşettiği halim ve âlim olan evlât bu idi.
Küçük yaşında bile her fâlinden, her sözünden bir peygamber zade, bir paygamber olduğu belli idi.
«Muhterem babacığım, bu emri mühimmi icra etmeden evvel size bazı vasiyetlerim var. Bir kere elimi ayağımı iyioe bağla ki, belki can acısiyle seni incitirim, seni incitmek ise hakkı incitmek ile aynıdır. Diğer vasiyetim şudur; beni kurban ederken yüzümü topraga karşı çevirip, bıçagı ensemden vur. Olur ki, yüzümü görünce elin titrer de bıçağı vurmaya k!- yamazsın. Bu ise dostura karşı doğru bir hareket olmaz. Clbisenin eteklerini topla, üstüne kanlarım sıçramasın. Allahın bana verecegi eciri hasenattan bir şey noksanlaşmasını istemem. Sonra elbisene sıçrayan bu kanlarımı annem görür de malızun olur. Ona benim kabrimi de gösterme. Kabrimi görürse malızun olur. Bıçağını iyi bile, boğazımı kesmek için bastığında ölümün acısını çok hissetmeyeyim. Elbisemi anneme yadigâr olarak götür. Beni özlediğinde gömleğime bakıp, onu koklamakla beni hatırlasın, teselli bulsun. Anneme benim selâmımı söyle. Allahın emrine sabır etmesini bildir. Beni nasıl kurban ettiğini de söyleme, babacığım. Benim yaşımdaki çocukları evimize götürüp anneme gösterme. Üzüntüsü tazelenir. Babacıgım, benim yaşımdaki çocuklara sen de bakma. Bakacak olursan ağlama, mahzun olma. Sen yahud annem malızun olacak olursanız, ağlarsınız benim ruhumu ziyadesiyle üzmüş olursunuz» der.
Yavrusunun bu, kalbe işleyen, mâsum fakat yürek parçalayıcı sözlerini hüzünle dinlemekte olan Hz. Ibrahim ona hitaben: «Allahın emrinde bana ne kadar yardımcı oldun ey gözümün nuru evlâdım!» dedi ve kendini tutamadı... Ağlıyordu...
Hz. Ismail, «Haydi babacıgım, ne duruyorsun, memur olduğun emri yerine getir» diye niyaz ettiğinde, Hz. Ibrahim, Ismail'in ellerini bağlamağa davrandı fakat o, «Baba ellerimi bağlama. Sonra görenler, Ismail Allahın emrine âsi oldu da babası ellerini bağladı, derler. Zira isyan edenlerin el ve ayaklamı bağlanır. Ben bu emre sabır edicilerdenim» dedi. Ibrahim Aleyhisselâm İsmail'i yan üzere yatırıp iki rekât namaz kıldı.
Ağlayarak mübarek ellerini duaya kaldırıp huşû-u tam ile ni.
yaz etti:
Felemmâ eslemâ ve tellehü lil-cebıyni ve nâdeynahü en yâ tbrabiym...
Saffât sûresi: 103-104
«Ey kâdıyul hâcât! Ey mûcibud dâvât! Ve ey Cemâl ve colâl sahibi Ekremel Ekremin! Ey Rabbim! Sen, lûtfu keremin ile benim ihtiyarlıgıma acı, merhamet eyle ve bigünah olan bu sabiyyi mâsumun haline lûtf, merhamet kıl!» deyip, hemen eline aldığı bıçağı Ismail nebinin boynuna sürter iken, Hak sübhanehu ve teâlâ hazretleri bütün sema ve ard meleklerinden esrar perdesini kaldırdı. Onlar İbrahim'in hak yolunda, oğlu Ismail'i kesmek için yere yatırıp bıçağı olanca kuvvetiyle oğlunun boynuna vurduklarını gördüklerinde, hepsi birden secdeye vardılar. Hak Teâlâ buyurdu ki: «Ey meleklerim!
Gördünüz mü? Halilim Ibrahimi, benim emrime imtisalen oğlunu fedadan çekinmedi. Gördünüz mü Ismail'imi? Benim rızam için kendi canını fedadan çekinmedi.» Melekler ağlayarak: «Ey bizim Rabbimiz! İbrahim kulun hakikaten halilin olmaya lâyık ve Ismail aleyhisselâm hakikaten emri âline mûti ve münkat, Kazânâ râzı bir kulundur. Sen Erhamer-rahiminsin» diyerek secdeye kapandılar.
Beri tarafta, Ibrahim aleyhisselâm, Ismail'ini kesmek için bıçağı onun gerdanma sürttügü halde, bıçak körpe eti kesmemişti. Bu iş acaibine gidip, bıçağı bileyip tekrar sürttü.
Kesmedi. Bir defa, daha, bir daha denedi. Fakat, imkânı yok!