Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Tabiîn zamanı idi, iki ateşperest kardeş, birbirleri ile şöyle konuştular: (Bizim âbaü-ecdadımız ateşe… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 308

Tabiîn zamanı idi, iki ateşperest kardeş, birbirleri ile şöyle konuştular: (Bizim âbaü-ecdadımız ateşe tapagelmiş, biz de ateşe ibadet ediyoruz. Şu taptığımız ateşe elimizi sokalım.

Elimizi yakarsa, ona ibadetten vaz geçip yeni bir din zuhur etmiş, o dini sorup soruşturalım ve girelim. Dini getiren peygambere iyman edelim), diyerek ellerini ateşe soktular. Elleri yandı (Ey ateş! Allah isen bizim ellerimizi yakma) diye yine tekrar ateşe sokup elleri yanınca (Eğer bundan bize Tanrı olsaydı, ellerimizi yakmazdı) diye islâma talip olurlar. Şehirdeki müslümanların mescidine doğru yola çıkarlar. Yolda ağabeyisi kardeşine, (Ben, bu işten vazgeçtim, babalarımın dininden dönmem) deyip geri döner, küçük kardeşi ise (Ben hakkı arayacağım) diye mescide girip bir yere oturur. O aralık Malik B. Dinar, va'zü nasihat ediyordu. Fakirin yanında zengin, kumandanın yanında asker, güzelin yanında çirkin, hastanın yanında sıhhatli, birbirine kaynaşmış zevat sınıf farkı yok. Beyazın önünde bir siyahî, efendinin önünde bir köle oturmuş bir kardeşlik havası, bir vefa yuvası idi. Bu mescitte fukara geriye atılmıyordu. Herkes, diz dıze oturuyordu. Şefkatli bir baba gibi nasihat eden bu zatı sevk ile dinliyorlardı. Kendisi ateşgede olduğu halde ona da birşey dememişler, aralarına alıp bagırlarına basıvermişlerdi. O bir zaman hıristiyan olmak için kiliseye de gitmişti, orası hiç de böyle değildi. Orada zenginlerin yeri ayrı, fakirin yeri ayrı idi. Zenginler güzel koltukta oturuyor, fukara ise ayakta duruyordu. Hele zavallı köleler onların elinden neler çekmiyorlardı. Bu gibi fakirleri düşünürken o iymanlı zatın güzel sözleri, müjdeleri ona büyük bir devletin kapısında olduğunu, başına bir tâcın konacağını tebşir ediyordu. Tahkik etmeye lüzum kalmamış, sanki Cennete girmiş gibi idi. Ders bitti, o delikanlı ayağa kalkıp: (Ey şevkli âlim! ey hak yolunu gösteren mürşit! Ben ateşperestim. Hak dinini kabule geldim.

Bana iyman ve islâmı arzeyle,) dedi. Malik B. Dinar (Allah

birdir, ondan başka ibadet edilecek hiç bir ilâh yoktur. Muhammed (S.A.V.) onun Resülüdür) diyecek ve kalbin ile inanacaksın, dedi.

O da şu mübarek kelime ki (Eşhedü enlâ ilâhe lallah ve eşhedü enne Muhammeden abdubü ve Resûlüh) deyip mü'min muvahhid oldu, (Allaha, meleklere, kitaplara, Resûllere, hayrın şerrin kaderin öldükten sonra dirilmenin hak olduğuna inanacaksın), dedi. (Inandım, kabul ettim. Hepsi haktır ve gerçektir) dedi. Sonra (Ey oğlum Allahın emri olan beş vakit namazı kılacaksın. Senede bir ay Ramazan ayında oruç tutacaksın, zengin olursan malının kırkta birini fukaraya vererek, ömründe bir defa hac zamanı hac edeceksin), dedi. (Hepsini kabul ettim, ama ben fakirim, zekât nasıl vereyim, hac nasıl yapayım) dedi. Dinar oğlu Malik (Zengin olduğunda), diye cevap verdi. (Oyle ise başım gözüm üzeredir) dedi.

Bu konuşmayı, müslümanlar hayranlıkla seyrediyorlardı Malik B. Dinar, (Madem ki fakirsin. Biz şimdi hepimiz kardeş olduk, sana biz kardeşlerin biraz yardım edelim) dedi, delikanlı (Beni mazur gör ya imam! Beni mazur gör, bu yardımı kabul etmem, zira Allaha iyman ettim, hakka mü'min oldum, ben müşrik iken o beni mahzun ve mahrum etmedi ki, ona kul olduğumda mahrum ede; teşekkür ederim. Sıhhatim var, çalışır, kazanırım. Bu bana daha sevgilidir) diyerek evinin yolunu tuttu. Bütün endişesi, evdeki karısı bu işi nasıl karşılayacaktı?

Ya, ters cevap alırsa ne yapacaktı? Iki yavrusu vardı, hanesi dağılırsa bu yavrulan ile ne yapardı? Hep bunları düşünüp dua ediyor. (Ya Rabbi! Karımın kalbine iyman ver, onu da islâma dahil edip başına iyman tacını koy) diyerek eve geldi; içeri girdi. Yavruları oynuyordu. Babalarını görünce koşarak karşıladılar, onları alıp bağrına bastı, okşadı. Bu hali çocukların anneleri hayranlıkla seyrediyordu. Oturdular, Allah ne verdi ise yediler. Yatsıyı camide kılmış, vakit epeyce ilerlemişti. Çocukları yatırıp kendileri de yatacakları sırada, (Otur bakalım eşim. Seninle mühim bir iş görüşeceğim,) diyerek vak ayı anlattı. (Ben müslüman oldum. Sen bu işe ne dersin?) dedi. Duası kabul olmuş, kadın bu macerayı hayranlıkla dinlemiş ve (Benim islâma girmemi istiyorsan, işte ben de müslüman oldum. Sen benim velinimetim, sebebi saadetimsin. Ben senden ayrılamam.

Sen nerede, ben orada.. Cennete beraber, cehenneme beraber giderim,) diyerek. Gündüz öğrendiklerini ona da Öğretti. Aşk ile şehadet kelimesini söyleşip ol dahi müslüman oldu. O gece yatıp sabah oldu. Haremini ibadete kaldınp kendisi Allahın beyti olan mescide koştu. Camiye vardığında mescid yeni açılmış, müezzin yanık sesi ile salâtü selâm okuyor, mü'minler salâvat ve selâm vererek tekbir, tehlil getirerek birer ikişer mescide giriyorlar. Kimisi şadırvanda, abdest alıyor, kimisi namaza durmuş, Rabbilâlemine secde ediyordu. Cami sanki cennetti. Rabbine şükürler etti. Ona islâmın zevkini tattırdığı için ne güzel şeydi müslümanlık, içeri girdi. O da diğer mü'minler gibi iki rekât sünneti kıldı, kamet okundu. Herkes birbirini ikaz ederek kalıplar safa, kalbler sâfiyete durdu. Bu kadar kişiyi safa sokmak için en aşağı elli kumandan lâzım idi. Birkaç kerre görmüştü, dağınık askerin safa gelişini. Başlarında kumandanları olduğu halde dakikalarca saf olamamışlardı. Halbuki müslümanlar kendi kendilerine saf oluvermişlerdi. Namaz kılındı, tesbih ve dua edildi. Herkes ellerini barigâh-ı ahadiyyete açmış, dua ediyordu. O da duasını yaptı. Camiden çıktı, ırgat pazarına gitti. Yevmiye ile çalışan bütün işçiler burada toplanırlar.

Işi olanlar işlerini buradan gördürmeye adam tutarlar idi. O her gün oraya gider, kendine iş bulur, yavrularının nafakasını temin ederdi. Yine oraya gitti. Bir iş bulmak için beklemeye koyuldu. Bugün işçi arayanlar pek çoktu. Herkese bir iş verip götürüyorlardı. Fakat bu, islâma yeni gireni sanki gören yoktu.

Evvelce işlerini yapıp memnun ettiği zatlar dahi gelip başka başka adamları tutmuşlar, sanki bunu gören olmamıştı. Haki.

katen görmüyorlardı. Pazarda hiç kimse kalmadı. Bu tek başına öğle ezanına kadar bekledi. Ezan okununca abdest alıp ca.

miye gitti. Namazdan sonra yine iş yerine döndü. Yükünü taşıtacak bir kimse dahi çıksa, yükünü verse taşıyacak, çocuklarının nafakasını alacaktı. Nafile yere durdu, durdu. İkindi okundu. Camiye girdi, vazifesini yaptı, çarşıda dolaştı. (Hammalım, yok mu yükünü taşıtacak) dedi. Iş yoktu. Akşam okundu, abdestini aldı. Camiye girdi. Namaz kılındı. Herkes evinin

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.