Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Hazret-i Îsa Aleyhisselâm bir kabristan önünden geçiyordu; orada kabirlerden birinde azâb olduğunu gördü. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 278

Hazret-i Îsa Aleyhisselâm bir kabristan önünden geçiyordu; orada kabirlerden birinde azâb olduğunu gördü. Sebebini öğrenmek için Cerab-ı Rab-bül Alemine niyâz etti. Her şeye kadir olan Allah (C.C.):

— Ya İsa!.. Dua et onu ihya edeyim, kendisinden sor. Niçin azâba düçâr olduğunu göresin ki, ben ölüleri böylece diriltirim.

Öldükten sonra dirilmeğe iyman etmeyenlere ibret olsun.

Hz. İsâ Aleyhisselâm dua etti. Hemen azâb gören kabir ehli başından toprakları silkerek ayağa kalktı. Hazreti Isâ (A.S.):

— Neden kabir azabına düçâr oldun? diye sordu.

O zat da:

— Ya Nebiyy Allah! Ben dünyadayken hamallık yapardım.

Bir gün odun taşıyordum. Odundan sahibinin haberi olmadan dişimi karıştırmak için bir kıymık çöp almışdım. Bundan, azâba düçâr oldum, dedi.

Mü minler!

Ufacık, ehemmiyet veremiyeceğimiz bir suçtan da böyle azâblarla cezalanabiliriz. Ya, helâl haram demeden kul hakkına el uzatırsak, birisini gıybet edersek, âhiretde halimiz nice

olur?.. Zirâ, zerre miktarı amelimiz dahi, ister kötü, ister iyi, mutlaka önünüze getirilecekdir. Bizlere gösterilecektir.

Yazıklar olsun o kimseye ki; yetim malını bigayri - hakkın yemiştir. Onun bu yediği yetim malının, mal olmayıp o kimse için ancak ateş olduğunu Allah Kur'anı Keriminde beyân ediyor.

Işte salâvat-ı şerife okumak günaha kefarettir. Fakat, kul hakkı, hayvan hakkı müstesnadır, demiştik. Yine, Sallallahü aleyhi vesellem efendimiz buyurdular:

«Bir kimse benim ismimi işitip de bana salât etmezse; o kimse cehenneme müstehak olur. Allah lûtfedip o kimseyi nârından uzaklaştırsın,» diye dua etmiştir. Ahiret azabından kurtulmak, ve nimete erişmek isteyen kimseler efendimizin ismini işittikleri zaman aşk ile salâvat-ı şerife okumalıdırlar. Nebiyy-i ahirüzzaran efendimizi her şeyinden, hattâ canından ziyade sevmelidirler. Günahlarına tövbe edip, bir daha mâsiyet çirkefine düşmemelidirler. Kazaya kalan namazlarını tadil-i erkân üzere kılmalı; zengin iseler zekâtlarını Allah yoluna Allah için vermeli; senede bir ay oruç (ki; Ramazan ayı orucudur) tutmalı; ömürlerinde bir defa hac mevsiminde Haccını ifa ederek Rabbine şükretmelidirler. Yalandan, yalan yere yemin etmekten, zinâdan sakınmalı; riyâdan, süm'adan ictinab etmeli, kibirden, gururdan, sahtekârlıktan, gıybet etmekten kendilerini korumalıdıriai: Dilini kötü şeylerle kirletmemeli, Tevhid, tehlîl ve salât ile tezyin etmelidirler ki; Resûle lâyık olan ümmetin fertleri olabilsinler. Allahı cümlemize böyle âmâl-i saliha icra etmek nasîb eyleye.. Amin!..

Yukarıda sizlere «Delâil-i Hayrat» okuyunuz demişdim. Bu

«Delâil-i Hayrat» kitabını telif eyleyen Süleyman-ül Cezûli Haz retleri bu mübârek kitabı nasıl telif eylediğini şöyle bildirmek.

tedir: Anlatmadan geçemiyeceğim:

Bu mübârek zat; Efendimizin torunu, Imam-ı Ali efendimizin ve Hz. Fatmanın mahdumu mükerremleri Hazret-i Hasan (R.A.) evlâtlarındandır. Evvelâ «Cezul» şehrinde, sonra şimdi Ispanya'da kalan bir şehirde yaşamışlardı. Oraları vaktiyle Müslümanların elinde idi. Sonra Fas diyarına hicret ederek orada tedris-i ilim, irşât ve ibadet ile meşgul olmuşlardır.

Günlerden bir gün, sahrada dolaşırken namaz kılmak için abdest almağa bir kuyunun başına varır, fakat ip ve kova bulup da sudan istifade edemez, etrafa bakınıp dururken bir duvarın üzerinde bir kız çocuğu görüp:

— Evlâdım!.. Evinizde kovanız var mı? Verin de abdest alayım!.. der. Kız cevaben:

— Bütün insanlar sizin ilminizden ve hayr-ü kerametinizden bahisle sizi medh-ü-senâ ederler. Siz ise bir suyu kuyudan ipsiz ve kovasız çıkaramıyorsunuz!.. der.

— Ipsiz ve kovasız kuyudan su çıkarmak mümkün müdür? deyince, kız hemen gelip, kuyuya bir şeyler söyler gibi yapar, bi-inayetillah kuyunun suyu ağzından taşar. Dışarıya akmağa başlar. O su ile abdest aldıktan sonra:

— Kızım! Allah ve Resûlü aşkına bu kerâmete ne sebeble nail oldun?.. Haber ver!

Diye niyaz edip, istirhamda bulunan hazrete, kız cevaben:

— Cenab-ı Resûl sallallahü aleyhi veselleme salât-ü selâmı çok okumakla ve Salâvat-ı şerifeye devam etmekle bu keramete nâil oldum, der.

Süleyman-El-cezûli Hazretleri bu kızın kerametine şahid olunca, pek ziyâde salâvat-ı şerife okumağa ahdetti. Fakat, acaba hangi salâvatı şerifeye devam etsem diye düşünürken, o gece uykusu tutmadı. Öylece tefekkür ederken, gece yarısı olduğunda hanımının yatağından kalktığını ve en güzel elbiselerini giyip evden çıktığını hayretle gördü. Üstadı gayret alıp, (Bu hanım gece yarısı nereye gidiyor?) diye o da eşinin arkasından gizlice sokağa çıktı. Bir de ne görsün; önünde bir arslan sürüsü hanımını ortaya almışlar deniz kenarına doğru yürüyorlar.

Süleyman-ül-Cezûli Hazretlerini hayret ve dehşet kapladı ve arkalarından, uzaktan takibe başladı. Hanımı deniz kenarına indi. Postunu denize atıp yakın bir yerde bulunan ıssız bir adaya müteveccihen yol aldı. Arslanlar deniz kenarında oturup onu beklemeğe başladılar. Hanım, ıssız adaya varıp abdest alıp teheccüd namazı kılarak Rabbül Alemine ibadetü-taat, tazarrû ve niyâz edip, bu sefer suyun üstünde yaya olarak döndü. Karaya vasıl olduğunda arslanlar yine birisi önüne, birisi ardına düşüp eve döndüler. Hazret-i şeyh, ondan evvel gidip yatağa yattı ve

uyur bir vaziyetde bekledi. Hanım da eve gelip geceliklerini giyip yatağına yattı. O geceden sonra Hazret (Bakalım yalnız o gece mi böyle bir keramet ile ibadet etti acaba?) diye hanımını üç gece daha uyumadan takip etti ve gördü ki her gece aynı iş zuhur ediyor. Uçüncü günü sabahı vaziyeti anlatıp; o mübarek hatundan bu işin sırrını sordu. Hanımı ona:

— Siz şimdi mi bu işe vâkıf oldunuz? «Benim senelerdir mûtadım budur. Allah, bu kerâmet tâcını seneler evvel başıma koymuştur» dedi.

Hazret-i Şeyh Cezûlî kuddise sirruhu suâl edip:

— Ya bu kerâmete ne sebeble vasıl oldunuz? Dediğinde hatun:

— Cenab-i mübeccel ve nebiyyi mufaddal aleyhisselâm hazretlerine muhabbet ve salâvatı şerifeye devamım sebebiyle!

cevabını alınca Şeyh de:

Hangi salâvat-ı şerifeye devam ediyorsunuz?

Diye sorduğunda; Hatun bir şey söylemeyip sustu. Şeyh hazretleri ısrar edince:

— Bu gece istihare edeyim, izin olur ise, cevap vereyim.

Dedi. Ertesi sabah Hatun; Şeyhe:

— Sarahaten haber vermege izin yoktur. Lâkin bütün sa lâvat-1 serifleri cem'eyle. İçinde var ise, vardır diye haber veririm, dedi.

Hazret-i şeyh de gayret kollarını sıvayıp mûteber kitablardan ve asrında olan şeyhlerden Cenab-1 Resûlüllah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem hazretlerinin lisan-ı mübareklerinden talim buyurduğu salâvat-ı şerifleri ve Ashab-ı kiram nıdvan-ullahi aleyhim ecmain hazretlerinden ve ulema-i kiramın ve meşayihiizamın vird edindikleri salât-ı şerifeleri cem' edip; bir kitap haline koyarak hatununa okuduğunda; hatun kitabı dinlediklen sonra:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.