Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Tabiîn zamanı idi. Peygamberimiz devri saadetlerine jetişmeyip; Peygamberimizin arkadaşlarını görenlere Tabiîn denir. Bir… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 271

Sevabı günahından ağır gelir. Kul öyle ferahlanır ki; sevincinden, minnetinden Resülün mübarek ayaklarına kapanarak:

— Siz ne mübarek, ne muhterem bir Nebîsiniz ki; beni bu azâbdan kurtardınız. Anam babam size fedâ olsun.

Fahr-i alem:

— Işte ben senin Peygamberin Muhammedim, der.

Tekrar Resûlün (arşın üstüne bastı diye şeref duyduğu)

mübârek ayaklarını öperek sorar:

- Bu rit at, bu devlet, bu saadet nedir? Yâ Resûlallah!

der. Efendimiz de:

— Sen, bana dünyada iken salâvat okurdun. Işte, bana okuduğun o salâvatı bugün için sakladım. Mîzana koyduğum şey bu idi, buyururlar. Bunun üzerine o adam:

— Ah, dünyadayken vakitlerimi boş geçireceğime ağzımı boş şeylerle, lüzumsuz söz, yalan ve küfürle kirleteceğime, siz azîz Nebîme salât etseydim, bugün daha yüce makamlarda bulunsaydım, diye nedamet duyar.

Bir salât okumak ile necâta erilir ise, binlerce salât okuyanın erişeceği derecatı senin irfanına bırakıyorum.

Sizlere salât okuyan bir zâtın âhiretde azaptan nasıl halâs olduğunu söyledik. Bir de salât okuyanların dünyada belâdan nasıl necât bulduğunu anlatalım:

Vakt-ı saadetde bir Yahudi; «Deverni çaldı» diye bir müslümanı huzur-u Resûle (S.A.V.) getirip, yalancı şahidler göstererek iftira eder. Yalancı şahidler, münafıklardan idiler. (Münafık diye içi küfr ile dolu olup «kendisini islâm ve mü'min güsterene» derler.) Li Hikmetillah deliller müslümanın aleyhinde görüldüğünden o müslümanın devesini alıp yahudiye verirler.

Islâm dininin hükmüne göre, o müslümanın elinin kesil mesi lâzımdır. Mü'min bunu böyle bildiği için ellerini bârîgâh-ı Ilâhîye açarak:

— ilâhî! Benim Mevlâm! Sen herşeye kadirsin, bana iftira eltiler. Ben bu deveyi çalmadım. Sen, her şeyi bilensin. Nebiyyi Ekrem üzerine okuduğum salât hürmetine beni bu rezaletden kurtar. Sen her şeye kadirsin, şu deveye dil ver! bana o şahid olsun, diyerek öyle bir derûnî (Âh!..) eder ki, Rahmet-i ilâhi cuş-û-hurûşa gelip; her şeye kâdir olan Allah, bizlere lisan verip söyleten Allah için ne güçlük var ki; deveyi konuşturamaya! Deve dile gelip:

— Ya Resûlallah! Ben bu mü minin devesiyim, bu adamlar ise, yalancı şahidlerdir. Bu yahudi bu mümine iftira etmiştir.

Diyerek o yahudinin elinden kurtulup mü'min adama doğru itaat ederek gelir, onun önünde diz çöker.

Bu hadiseyi görenlerin imanının nûru artar. Yahudinin yalancılığı ve iftirası meydana çıkar. Münafıklar ise rezil'ü rüsrây olurlar.

Hazret-i Nebiyy-i Muhterem o şahsa sorarlar. Dikkat edilsin! Efendimizin soruşu bilmediğinden değildir. Allahü Zül-Celâl de Tur-u Sinâ'da:

— Ya Musa, elindeki nedir?

Diye sormuştu. Bilmediğinden, görmediğinden mi idi acaba? Buna, mazhar-ı kelâm denilir. Sırların bizlere duyurulması içindir. Resûl aleyhisselâmın salâvat hakkında o şahsa soru sormaları; salâvat vermenin kerâmetlerini bizlere beyân içindir.

Resûl-ü Ekrem efendimiz Arabiye hitaben:

— Ey Mü'min! Bu keramete ne ile nâil oldun? Allah senin hakkını gözetmek için deveye dil verdi, seni bu dünya belâsından kurtardı? der.

O mü'min de:

— Ya Resûlallah! Ben her gece sana on defa salâvat okumadan yatmam, der.

Nebiyy-i Adil efendimiz de:

— Senin elini dünyada kesmekten kurtaran Allah; âhirette bana verdiğin salâvat hürmetine seni azab-ı nârdan kurtaracaktır, der.

Bir kimse akşam - sabah bana onar defa salâvat okusa, Allah o kulu kayamette In'âm ettiğı, Imân ettiğl nebilerle, sıddiklarla beraber haşreyleyip nebilere ihsan ettiği gibi o kula da ihsan eder, buyurulmuştur.

Evliyaullahdan Süfyan-ı Sevrî (K.S.) Hazretleri der ki:

Ben hac'da idim. Kâbe-i Muazzamayı tavaf ederken bir delikanlı gördüm ki; Kâbede, Arafat'da ve Müzdelife'de, Minâ'da re Kâbetullahı tavafda salâvatdan maada hiç bir dua okumadı.

Ancak Nebiyy-i Muhtereme salâtü selâm etti. Kendisine münasip bir zamanda, münasip bir lisan ile:

— Arkadaş, her yerin bir duası vardır. Eğer bilmiyorsan sana tâlim edeyim, dedim.

- Hepsini bilirim. Başımdan geçen bir hâdiseyi sana haber vereyim de, ne için dua okumadığımı ve yalnız Alemlerin

efendisine salâtü selâm getirdiğimin sebebini görün! Dedi ve anlatmağa başladı:

— Biz Horasan ehliyiz. Hac kafilesi Horasan'dan kalktı.

Ben de babam ile farz olan vazifeyi edâ için kafileye katıldım.

Vakta ki, dağlar, dereler aştık, sahralar geçtik ve Kûfe şehrine vardık. Pederim rahatsızlanıp gece yarısı ahirete göçtü, üzerini örttüm. Kimseyi rahatsız etmemek için Allaha tevekkül edip için için ağlıyarak oturdum. Bir aralık, «beni bu gurbet illerinde yalnız bırakan babamı» tekrar görmek istedim. Bir de yüzünden örtüyü kaldırdım ki, babamın başı eşek başına dönmüştü. Ben, bu hali görünce ne yapacağımı şaşırdım. Ne yüzle bunu ahaliye söyleyebilirdim. Böyle düşünürken bana uyku gibi, bir hal geldi. O aralık çadırın kapısı açılıp içeriye yüzü örtülü bir zat girdi ve yüzünden nikabını kaldırdı, bana dedi ki:

— Ne kadar üzüntülüsün. Bu ne büyük gam böyle?

Ben cevaben:

— Efendim, bu başıma gelen saadet değildir ki; gamsız olayım. Hem ben gamlı olmayayım da kimler gamlansın?

Dedim. Hemen yürüdü, babamın yattığı yere varıp; üzerinden ürtüyü çekip babamın yüzünü mesh eyledi. Ben de kalktım baktım ki; babamın yüzü eskisinden de güzel; ayın ondördü gibi nûrlanmış parlıyor. Bu mûcizeyi görünce o zatı mukaddese yaklaşıp:

-- Siz kimsiniz? Ey iyilik seven insan!

Diye sorduğumda:

- Ben Muhammed Mustafayım (Sallallahü aleyhi vese)

lern). Deyince:

- Nedir bu hal, Allahaşkına bana söyleyin!..

Diye mübârek ayaklarına kapandım, ve ağlıyarak niyâz ettim. Bana lûtf ile dedi ki:

- Senin baban tefeci idi, faiz yerdi. Tefecilik yapanlara hükmullah budur. Ya dünyada, veyahut âhiretde eşek suretine girse gerektir. Amma, Allahü sübhanchu senin babanı bu surete dünyada iken koydu. Buna mukabil babanın dünyada iken iyi bir hasleti, âdeti vardı. Yatağına yatmadan evvel her gece, bana yüz salâvat okurdu. Vakta ki; bana babanın bu hâle geldiğini; ümmetimin verdiği salâtı bana ulaştıran Melek tarafından haber verilince, hemen Allahtan bana salât okuyan baban için şefi'i olmamı istedim, müsaade olundu, ben de geldim, şefaat ile babanı bu halden kurtardım, dedi.

— Ben de bundan böyle hiç bir dua etmem, ancak Resûle salâtü selâm ederim, diye ahdettim. Zirâ, Resûle salâtü-selânı dünya ve âhirette insana kâfi geleceğini anladım, dedi.

Imam Radiyüddin Sağanî'nin «Meşarik-ül-Envar» adında.

ki hadis-i şerif kitabında Resûlüllah aleyhisselâtü vesselâmdan şöyle rivayet ediyor.

«Bir kimse, bana bir defa salâvat okusa; o salâvat okuyanda zerre kadar günah kalmaz.» Tabiî bu günah kul hakkı, yahut hayvan hakkı ise afvolmaz. Zira, kime vurduksa rızasını almamız şarttır. Kimin malını haksız yere yedik ise helâl ettir.

memiz ve yahut bu gasbettiğimiz malı sahibine iade etnemiz lâzımdır.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.