Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Tabiîn zamanı idi. Peygamberimiz devri saadetlerine jetişmeyip; Peygamberimizin arkadaşlarını görenlere Tabiîn denir. Bir… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 271

Tabiîn zamanı idi. «Peygamberimiz devri saadetlerine jetişmeyip; Peygamberimizin arkadaşlarını görenlere Tabiîn denir.» Bir kadın Hazret-i Ali (R.A.) efendimizin talebesi ve arkadaşlarındah Hasan-ül-Basri Hazretlerine gelip:

— Yâ Üstad! «Bir kızım vardı vefât etti. Onu hiç olmazsa rüyamda görmek istiyorum. Bana bir şey öğretiniz ki; evlâdımı bir defa olsun görüp hasret ateşimi söndüreyim,» diye rica etti.

Hasan-ül-Basri Hazretleri, o kadına kızını görmesi için ne yapması gerektiğini öğretti. O cuma gecesi aynı duayı yapıp;

Allaha kızını rüyada göstermesi için çok yalvardı ve yattı. O gece, kadın kızını rüyasında fecî bir şekilde görüp, kalbi parça parça oldu. Zirâ, kızına katrandan bir cehennem elbisesi giydirilip, boynunda zincir bağlanmış, ayaklarında ateşten bukağı vardı. Sabah uyandığında, ağlayarak Hasan-ül-Basri Hazretlerine geldi. Kızını ne halde gördüğünü ağlıyarak anlattı ve kızının bu azaptan nasıl necât bulacağını; kendisine bu hususta yardım etmesini rica ve niyaz etti. Hasan-ül-Basri Hazretleri ve mescitte oturanlar bu kadına ve o kızcağıza ağladılar ve kendi hallerini düşünüp yarın kabir denilen âhiretin ilk kapısında, karanlık yerde tek başlarına kaldıklarında ne yapacaklarını düşünüp Rabbülâlemînden merhamet dileyip niyaz ettiler.

Bu mesele üzerine birkaç zaman sonra, Hasan-ül-Basri Hazretleri, bir gece rüyasında cennette gayet müzeyyen bir taht üzerinde bir güzel kız görüp başında bir taç ki... diller ve kalemler vasfını târiften âciz. Sanki; Güneş gibi parlak, sırtındaki libası yâni elbisesi dil ile târife gelmez bir kız idi. Hasan-ül.

Basriye:

— Beni tanıdın mı Yâ Imam?..

Dedi. Hazret-i Imam:

— Siz hangi Peygamberin kızı, yahud hangi Nebinin zev.

cesisiniz? deyince:

— Hani!.. Bir hanım gelip kızını görmek için sizden dua ve niyaz öğrenmiş idi. Işte o hâtunun kızıyım.

Dedi. Hazret-i Hasan-ül-Basrî:

— O hanım bana kızının azâbda olduğunu söylemişti. Ne sebeble bu makama yükseldiniz? deyince:

— Yâ Imam! Allahın sevgili kullarından bir kul bizim yattığımız mezarlıktan geçerken durup: «— Resûl aleyhisselâma üç salâvat okuyup sevabını bizlere bağışladı. Benim yattığım kabristanda benim gibi beşyüz elli kişi azab-ı kabre düçâr olmuştu. Bir nida olundu ki: — Bu makberede kabir azabı göenlerden azâbı kaldırın!.. Şu zatın okuduğu salâvat hürmetine, denildi. Benim gibi beşyüz elli kişinin salâvatın bereketinden azabları kaldırılıp, hepimizin kabri, cennet bahçesinden bir bah çe oldu...» dedi.

Sizleri, Resûlüllah aleyhisselâtü-vesselâma salât okumağa davet ederim. Hattâ «Delâil-i Hayrat» isimli kitabı okumağa devaın edenlerin cismi pâk, kalbi temiz birer mü'min olmağa namzet olduklarını ve dünya âhiret muradlarına nail olacaklarını haber veririm. Tabiî, bu kitabı okuyan kimsenin her türlü fenalıklardan kaçınması şarttır. Hele, kul hakkından, hayvan hakkından kendisini korumalıdır. Daima Allahdan korkmalı, Allahı sevmeli, yalandan, riyadan, pislikten, tufeylîlikten, parazıtlıkten kendisini korumalı, helâlinden kazanıp, helâlinden sarf etmelidir. Fukaraya yardımı eksik etmez ve kalbini fenalıklan tathîr eder ise, Allahın emri olan namazı tadil-i erkânına riayet ederek vaktinde edâ eder ise; ağzı dualı bir mü'min olur ki: böyle kimsenin okuyacağı salâta ne gibi ecr verileceğini Abdurrahman ibni Avf (R.A.) Resûlüllah aleyhissalâtü vesselâmdan rivayet ediyor:

Cenab-1 Resûlü Ekrem Efendimiz şöyle haber verdi: «Cebrail (A.S.) bana gelip:

— Ya Resûlallah!.. senin ümmetinden bir kimse, senin üzerine bir defa salâvat okusa, yetmiş bin Melâike size salât okuyan mü'min için:

— Yarabbi!.. bu kulu affeyle!..

Diye; Rabb-ül-Alemîne dua ederler.»

Işte bu kimseye Melekler salât ederlerse; o kimse ehl-i cennetten olur.

Yine Hasan-ül-Basri (R.A.) «Ben rüyamda Eba Üsame'yi gördüm. Eba Usame âhirete intikal etmişdi.» Ona sordum:

— Ya Eba Üsame!.. Rabbin sana ne muamele etti?.. dedim.

— Afvoldum, nimete erişdim... dedi.

— Ne sebeple? dedim.

— Her ne vakit Hadis okusam, arkasından Resûlüllah sallallahü aleyhi ve selleme salât ederdim, dedi, buyuruyor.

Ya zamanımızda ezan okunurken kasten radyosunu kapamayan, daha fazla açan, üstelik «sabah uykusunu bölüyor» diye şikâyet eden, Efendimiz aleyhisselâmdan Mehmed Ağadan, bahseder gibi bahsedene ne diyelim? Allah, bu gibilerini ıslâhı eylesin!.. Hidayete eriştirsin. Senin okuyacağın salât ile Efendimiz yücelmez. Okumaman ile de şerefden düşmez. Çünkü; ona Allah ve melekleri ve suleha-i ümmet salât etmektedirler. Salât okumağa sizi dâvetimiz, sizin ve bizim necâtımız içindir.

Aleyhisselâm Efendimiz buyuruyorlar; «Bir gün bana Al lahın dört meleği geldi. Bunlar: Cebrail, Mikâil, İsrafll, Azrail Aleyhisselâm idiler.»

Cebrail (A.S.) bana dedi ki:

— Ya Resûlallah! Senin ümmetinden bir kimse, zat-ı risaletpenâhına, günde on defa hulûs-u kalb ile salât etse, yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar sırat-ı kuşlar gibi geçi.

ririm.

Mikâil Aleyhisselâm buyurdu:

— «Ben o kulu senin Keresinden kana kana içirirlm.»

İsrafil Aleyhisselâm dedi:

— Ya Resûlallah! O ümmetinin aivı için başımı secdeye koyarım. Allah celle celâlühu Hazretleri onu afvetmedikce başımı secdeden kaldırmam.

Azrall Aleyhisselâm da:

— Ya Nebiyyellâh!.. Sana günde on defa salât edenin ruhunu Peygamberler gibi kabzederim.

.

Dediler. Bu ne büyük lûtuf Yarabbi!.. Bu ne ihsan Allahım!.

Böyle bir ganimeti kaçıran, Allahı, Peygamberleri unutan, gafillere ne kadar yazık!..

Ey Ulu Allah!.. Bizleri uyandır, aşkına kandır!.. Derdinle yandır!.. Amîn!..

Kâab (R.A.) Hazretleri Resülüllah aleyhisselâtü vesselâmdan rivayet ediyor. Sevgili Peygamberimiz buyurdular ve biz gafillere duyurdular.

Yarın kıyamet günü, ümmetimden bir âsîyi mîzana getirirler. Günahı sevabından çok olduğu için, nâra (yâni,) ateşe atılmasını Allah emreyler. Bu zatı zebânîler tutar. Allahın hapishanesi olan nâra sevkederler. Bunun halini Hazret-i Adem (A.S.) görüp:

— Ya Resülallah! Ümmetinden birini nâra götürüyorlar.

Diye, nidâ eder. Ve haber verir. Ben, onun arkasından koşarak yetişir ve meleklere:

- Ümmetimden olan bu zatı bana bağışlayın!.. derim.

Vazifeli olan melekler:

—- Ya Resûlallah! Sana nâzil olan Kur'anda bizim hakkımızda «Oniar Allahın emrine muhalefet etmezler. Buyrulan vazifelerini yaparlar» hükmü vardır. Bunu siz de biliyorsunuz.

Bu sebeple, bu âsî kulu nâra götürmeye mecburuz, derler.

Bu esnada, tarafı ilâhîden meleklere bir emir gelir:

— Habibime itaat ediniz!..

Efendimiz der ki:

— Bu ümmeti mizana tekrar götürünüz...

Tekrar ameli veznolunur. Tartılır, Seyyiat hasenatından fazla gelir. O vakit aleyhisselâtü vesselâm efendimiz kolunun yeninden yazılı bir şey çıkarır; terazinin sevab gözüne koyar.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.