Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Üçüncü Mustafa, bir velîye: — Dünyanın lezzeti nedir? — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 216

Üçüncü Mustafa, bir velîye:

— Dünyanın lezzeti nedir? diye sordu. O da cevaben:

— Yemek, içmek, os......... diye cevap verdi.

Padişah verilen bu kaba cevaba kızıp o veliyi huzurundan kovdu. Velî ona:

— Padişahım ye, iç, dışarıya çıkarma! diye beddua edip gitti. Duâ kabul oldu padişah yedi, içti, fakat dışarıya çıkaramadı. Tabiî rahatsızlığı günden güne artıyor, bütün doktorlar ihtimaın gösterdikleri halde, bir türlü dışarıya çıkamıyordu. Nihayet inkisare uğradığını anlayıp Veli'yi huzuruna getirtti, kendisini bu halden halâs etmesini rica etti. Velî:

— Padişahlığını bana verirsen seni bir defa yellendiririm, dedi.

Padişah çaresiz razı oldu, nasıl razı olmasın? Hayatı gidiyordu. Veli elini padişahın karnına koydu, bir defa sıvazladı.

Padişah bir kere yellendi. Rahatladı. Oh dedi. Veli ona: (Görüyorsun ya padişahım, senin padişahlığını bir yele satın aldımı)

dedi. Padişahın yaptırdığı camii kendi ismi ile yad ettirdi. Hâlâ o camie Sultan Mustafa Camii denmeyip mezkûr velinin ismi ile anılıp Lâleli camii denir.

Biz, gelelim Hazreti Ebû Derdâ (R.A.) nın dersine. O şöylece nasihatına devam etti: (O hastanın yerine kendini koy. O korkulu anları düşün. Rabbine şükredersin) buyurdular.

Mü'minler, suyu içiyoruz ve çıkarıyoruz. Bu ne büyük bir nîmet! Acaba hiç düşündük mü? Yemekleri yiyor ve dışarıva çı.

karıyoruz. Bu ne büyük bir ihsan-ı ilâhî, farkında bile değiliz.

Içtiğimiz suyu, yediklerimizi dışarıya çıkaramazsak halimiz ne olur? Bir defa düşünelim. İçtiği suyu dışarıya çıkaramıyan prostat hastasını gözümüzün önüne getirelim. Çektiği ezayı bir düşünelim de Rabbimize kulluk edelim. Verdiği bu sıhhat nime tine şükürler ile O'na arz-ı ubudiyet edelim.

Ebu Derdâ (R.A.) o zata buyurdu: (Kabirleri ziyarete gittiğinde bastığın toprak hangi mahbubun yanağı, hangi mahbubenin dudağıdır bir düşün. Hangi emîrin, hangi paşanın yüzü, hangi padişahın göğsüdür. Sağlıklarında onların yanına girmek şöyle dursun uşaklarının yanına dabi giremezdin. Hepsi sessi».

ve nişansız kalmışlar. Sen de bir gün gelecek onlar gibi olacak.- sın. İşte böyle düşünerek kabirleri ziyaret et! dediler. O zat, bu tavsiyeleri hakkıyla yerine getirip halini ıslah cyledi. Biz dahi,

bu tavsiyeleri bu şekilde yerine getirecek olursak bizlerin de ıslâhı mümkündür.

Bir gün Resûl (A.S.) ashabına nasihat ediyordu. Onun bu tatlı sözlerini dinleyen ashab efendilerimiz, kimi hak korkusundan, kimi hak sevgisinden ağlıyorlardı. Içlerinden yalnız Usame (R.A.) ağlamıyordu. Resûlullah (S.A.) e halinden şikâyet etti. Efendimiz onun göğsüne mübarek ellerini koyup (Uhruc ya iblis) dediler; yani «çık yâ şeytan!» demektir. Usame ağlamaya başladı. Sonra ashabına dönüp şöyle buyurdular: Gözün ağlıyamaması kâlb katılığından, kalb katılığı günahın çokluğundan, günahın çokluğu ölümün unutulmasından, ölümün unutulması tûlu-u emelden, tûlu-u emelin sebebi dünya hayatını fazla sevmekten ileri gelmektedir. Buyurdular. Dünyayı islâm dini, Kur'ani Kerim zemmeyledi. Dünya nedir? Dünya mal, mülk, masa, kasa, rütbe, kumaş, evlâd değildir. Her ne şey seni Rabbinden men' ederse işte dünya odur. Meselâ, bütün dünyanın her nimetine sahip bir kişi Rabbini unutmaz, ona karşı kulluğunu tam yaparsa bu kişi dünyaperest olmayıp, hakkın sevgili kulu, Peygamberimizin ümmetidir. Bir kişi fakir olup dilense o dilenciliği yüzünden Rabbine karşı olan kulluğunu yapmasa, bu kişi dünyapcresttir. Hak katında Resûlullahın indinde makbuliyyeti yoktur. Sözün kısası elin kârda, gönlün yârda olacak. Büitün dünya senin olacak, sen Hak'kın olacaksın. Hiç ölmeyecek gibi dünyaya çalışacaksın, yarın ölecekmiş gibi âhirete hazırlanacaksın. Herkes senden iyilik görecek. Her mahlûka merhametli olacaksın. Adil, sâdık, dürüst, çalışkan ve doğru olacaksın. Böyle olman lâzım. Zira, mü'minler böyle olur. Hem Rabbini, hem peygamberlerini, hem de insanları memnun eder. Mümin demek Allaha inanmış, nebîlere, kitaplara, meleklere, kıyamete hayrın ve şerrin, kaderin haktan olduğuna, öldükten sonra dirilip dünya hayatından Allaha hesap vermeğe iman eden kimsedir. Peygamberimiz, Müslüman o kimsedir ki elinden ve dilinden kimseye zarar vermez, buyurmuşlardır. İyilik edemezsen, hiç olmazsa kimseye zararın dokunmasın. Bu sözleri söyleyip kalbiyle inanan kimse fiili ile isbat ederse işte o, kâmil mü' mindir. Yalnız dili ile söyleyip kalbi ile de inanıp fiili bu inandığına uyınazsa fâsıktır, günâhkârdır. Onun affı Allahın rahmetine kalmıştır.

Böyle âsi, fâsık kulu, Allah dilerse azap eder, dilerse affeder. Diliyle söyleyip, kalbiyle inanan kimse de «ben fakirin zannına göre» fenalık yapamaz. Hakkın emirlerinden dışarı çıkamaz. Lisaniyle söyleyip kalbiyle inanınazsa münafıktır. Münafıklara cehennemin en alt kısmında azab olunacağını Allah Celle, Kur'an da haber veriyor.

Innel-münafikiyne fidderki esfeli min-en-nâr ve len tecide lehüm nasiyra.

(Nisâ: 145)

Meâli şerifi: Muhakkak ki münafıklar, cehennemin en alt tabakalarındadırlar ve onlara şefaatçi yoktur.

Bunlardan hiç birine inanmayan, yahut birisini inkâr edenler, yahut da bazısına inanıp, bazısını inkâr edenler kâfirdirler.

.;.?).

’ > = ''!" Elleyesi fras Ej öü Innelleziyne yekfürüne billâhi ve rüsülihi ve yüriydüne en yüferriku beynallahi ve rüsülihi ve yekulünu nü'minü bibağdın ve nekfürü bibağdın ve yüriydûne en yettehizû beyne zalike sebiyla. Ülâike hüm-ül-kafirüne hakkan ve atednâ lil-kafiriyne âzaben mühiynâ (Nisa: 150 - 151)

Mânayı münifi: Allahı ve peygamberlerini inkâr ederek kâfir olan, Allah ile peygamberlerini birbirlerinden ayırmak isteyen yâni Allah'a inanıp peygamberlere inanmayan (Onlardan bir

kısmına inanır, bir kısmına inanmayız) diyen yahudiler ki, Hz.

Musa ve Hz. Üzeyir' e inanıp, Hz. Isa ve Hz. Muhammed'e (Aleyhimüisselâm) inanmayanlar gibi, yahut dinin bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmayanlar gibi küfr ile iyman arasında bir yol tutmak, bir din kurmak isteyen kimseler yok mu; işte onlar tastamam kâfirlerdir. Biz de, bu kâfirlere şiddetli, korkunç ve hakaretli bir azab hazırladık.

Resûlullah (S.A.V.): «Münalıkın alâmeti üçtür.» buyurmuşlardır.

1 - Yalancılar 2 — Ahdinde durmayanlar 3 — Emanete luyanet edenler. İşte bunların amelleri münafıklıktır. Bu sıfatlar münafıklık alâmetlerindendir.

Bak kardeşim! Bu sifatlar sende varsa, tövbe et, bu kölü huylardan vazgeç. Tövbe kapın kapanmadan önce, Allah her türlü günahı affeder Ona rücû' et. Sonra pişman olmanın faidesi olmaz. (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah) deyip bu altı şeye îman ettin mi, îman mumunu yaktın demektir. Mum mücerred, açıkta yanmaz, fenere koymazsan, rüzgârdan söndüğü gibi, îman mumunun etrafını islâmın beş şartı ki, Birincisi:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.