Belki o şefâat eder) deyip mahşer ehlini Nûh Aleyhisselâma havale edecektir.
Mahşer ehli Nûh Aleyhisselâma gidip şefâat dileyecekler.
Nûh Aleyhisselâm da özürler beyan ederek: (Kâfir olan oğlum için, ehlimdir diye Allahu teâlâdan avını istemiştim, ben dahi nefsim için korkmaktayım. Şefâate mezun değilim) diyerek onlara Ibrahim Aleyhisselâma gitmelerini tavsiye edip, (Ibrahim halilullahıtır, Muhammed Aleyhimüsselâmın ceddidir. Size belki şefâat eder) der. Mahşer chli Ibrahim Aleyhisselâma teveccüh ederler. Ibrahim Aleyhisselâm da (Nefsim, Nefsim) di.
yerek, Musa Kelimullaha gitmelerini söyler. Musa Aleyhisselâm da özürler beyan edip: (Bu şefâate ben sahip değilim) der ve
- 157 (Nefsim, Nefsim) diyerek mahşer ehlini Isa Aleyhisselâma gönderir: (İsa Aleyhisselâm ruhullahtır, varın ondan şefâat dileyin.)
Mahşer ehli Isa Aleyhisselâma vardıklarında, onu gayet korkmuş bulurlar. (Ey Îsa! Sen ruhullahsın, bize şefâat eyle.) Îsa Aleyhisselâm dahi: (Bugün benim şefâat etmeye yüzüm yoktur.
Zira, kavmim beni Rab ittihaz eyleyip, bana ibadet ettiler. Ustelik bana, Allahü tâlânın oğlu dediler, bana taptılar, beni Al.
lahü teâlâya şerik koştular. Ben bunları düşünüp sonum nice olur diye endişedeyim. Bugün düşündüğüm tek şey nefsimdirj diyerek özürler beyan eder. (Ey malışer ehli! Ben şefâati ancak, benden sonra gönderilen nûru evvel, bâs'i sonra, dünyada iken de müjdelediğim, bütün âlemlere rahmet, serveri kâinat, mahbubu Hüdâ Muhammed Aleyhisselâtü vessalâma gidiniz. Şefâate mezun ancak O'dur. Zira Allahü teâlâ onu, razı kılıncaya kadar ikrâm buyuracağını vaadeylemişti. Durmayıp O'na varalım) der. Mahşer ehli, enbiya ve Sultan-i Kevneyn ve Şefîüssakaleyn ve ceddül Hasaneyn Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize gelip, görürler ki; ziyade refi ve yüksek, müzeyyen, diğer peygamberlerin minberlerinden âlâ bir minber-i şerifte, mübârek vechi şerifi Cennetten daha güzel ve güler yüzlü olduğu halde oturmaktadır. Bu yüce makamı gören, dünyada iken kendisine îman etmeyen kâfirler, o zaman îman etmediklerine bin defa pişman olup: (Ah ne olaydı da dünyada biz yüce Şefâatçıya îman etseydik. Ve onun yoluna canımızı ve malımızı koyarak Islâm olsaydık) diye nedâmet edip orada îman etmeyi temenni ederler. Fakat faydası yoktur. Mahşer ehli Peygamberimiz Aleyhisselâmın bu halini görünce: (Aman yâ Resûlallah! Ey Nebiyyi Muhterem! Bize şefâat eyle) dediklerinde, Seyyidissâdât ve Şefiül-arasat cevapla: «Evet bu şefâate ehil ancak benim. Rabbim bana bu şefâatı vâdetmişti.» diyerek Mev.
lâsından bu şefâate izin talep eder. Cenabı Hak, Resûl-i Ekrem Sallallahü aleyhi ve selleme lûtf ile: «Ey Habibim! Sen şefâat eyle. Sana şefâate izin verdim» der. Resûlü Ekrem Aleyhisselâm da bu ihsanı Ilâhîye karşı teşekküren secdeye varır. Bu secdede Allahu teâlâya öyle tesbihler eder ki, daha evvel böyle bir tesbih etmemiştir. Bu tesbihatı esnasında Hak teâlâ lûtf ile:
«Ey Resülüm, mübarek başını secdeden kaldır! Ne muradın
var ise iste. Zira, şefâatın kabul olundu, isteğin verildi.» buyuruldukta, Resûlü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz; «Yâ Rabbi! Fatımam, Hasanım, Hüseyinim ve ehli beytim, ümmetime fedâ olsun, illâ ümmetim, ümmetlın.» diye niyaz edecektir. (Yani ümmetime selâmet ihsan eyle yâ Rabbi demektir.) Hülâsa-i kelâm, kıyamet gününde cümle peygamberlerden evvel, ümmetine şefâat edebilmeyi, onlan kurtarmaya salâhiyetli Fahri Alem Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizdir.
Efendimiz Aleyhisselâmın, mahşer yerinde bütün şefâati yedi defa olacaktır. Birisini beyan ettik. Inşaallah diğerlerini de başka bir dersimizde anlatacağız.
Şimdi anlıyoruz ki, dünya ve âhirete rahmet olarak gönderilen ancak Habibi Hüdâ (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendi mizdir. Bizleri, cennet ve cemâlullah ile müjdelemiş, cennetin nimetlerini bildirmiş, hayır ve şer nedir öğretmiş, îman etmeyenleri azâb-ı Ilâhî ile korkutmuş, îman edenlere ve etmeyen.
lere şahit olmuş, Allahu Tâlâ'nın birliğine şehadet etmiş ve Al.
lahu teâlânın izni ile Hakka dâvetini tam yapmış. Karanlıklarda bize nûr olmuş ve hak yollarını göstermiş olan, bu derece Şefik, Rahiym, Rauf ve Rahmetenlil âlemin olan Hazret-i Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizi her şeyimiz den fazla sevmek hak değil midir? Evet elbette haktır. Onu, her şeyden fazla sevelim ki, îmanımız kemâle ersin. Dünyada ve âhirette ateşten, azaptan kurtulabilelim. Cennet nimetlerini bulalım. Cemâlullahı seyredebilelim. Zira, seven, sevdiği ile bera berdir.
Yâ Rabbi! Resülüssakaleyn Sallallahu aleyhi ve sellem hürmetine bize Habibin Muhammed Aleyhisselâmı sevdir. Bizi O'ndan ayırma.
Kişi sevdiğiyle beraberdir, demiş idik. Şu hâdiseyi Enes İbn-i Mâlik (R.A.) bizlere ne kadar güzel nakledip surûra gark eyledi:
HÎKÂYE Enes Ibn-i Mâlik (R.A.) diyor ki, günlerden bir gün biz huzûr-u Resûlde oturuyor idik. Bir ârâbî gelip, Resûlüllaha hitâ.
ben: «Yâ Resûlallah, kıyâmet ne vakit kopacaktır?» diye suâl etti. Efendimiz bu zâta cevap vermeden namaza kalktı. Namaz dan sonra bize dönerek: «O soruyu soran kimdir?» dedi. Arâbî ayağa kalkıp: «Benim yâ Resûlallah» dedi. «Ey Arâbî; kıyameti soruyorsun, o bir emr-i mukarrerdir, muhakkak olacaktır, fakat sen o gün için ne hazırladın?» dediler. Arâbi cerabında: «Vallâhi yâ Resûlallah benim fazla ibâdât ve tâatim yoklur, beş vakit namazımı kılarım ve senede bir ay orucumu tutarım, başka sâlih âmâlim yok gibidir, fakat Allah'ı ve seni çok severim»
dediğinde Server-i Kâinat efendimiz: «Ey Arâbî, kişi sevdiğiyle beraberdir, sen de sevdiklerinle berabersin» buyurdular.
Enes İbn-i Mâlik diyor ki: «Biz bu mükâlemeye, Îslâma girdiğimiz kadar sevindik, zirâ daima endişemiz bu idi. Fahr-i Alem yarın âhiret gününde yüce makamlara nâil olur da biz onun makamlarına erişemeyiz endişesindeydik. Anladık ki beraber olmak çok muhabbetle imiş, çok ibadetle değilmiş.»
Ey mü'min! Sen de Allah'ı ve Resûlü seviyorsan, yarın onunla olursun. Yok Resûlün düşmanına muhabbetin var ise, Resülünden dûr olup, düşmaniyle haşrolursun. Zirâ kişi sevdiğiyle beraberdir.
Yâ Rabbi! Arşın, Kürs'in hakkı için, ism-i âzâm, nûr-ı Kur' an hakkı için; sırr-ı Imrân, sırr-ı Fürkan hakkı için; hüsn-i vech-i Yûsuf-ı Ken'ân için; Hak yolunda dökülen dem için; Mi' râcda seni gören göz için; Resûlüne iltifât ettigin söz için; Ebû Bekr'in sıdkı, Ömer'in adli için; Osman ile Ali'nin fazlı için; Hasan-ı Müctebâ, Hüseyn-i Kerbelâ için; Ehl-i Beytin safâsı, Circis'in cefâsı için; Gavs-i Geylân, mezheb-i Numân için, Incil-ü Tevrat, Zebûr-u Kur'ân için, bizleri Habibine yoldaş et, ehl-i derdin derdine sırdaş et, ruhlarımızı Rûh-u Muhammedi ile âşinâ kıl, bizi ondan ayırma, sevdiklerinle haşr eyle, kulluğunda sabit kıl, âbidlerden âbid kıl. Abidlerinle âbid kıl. Dersimizi dinlemek lûtfunda bulunanları lûtfun ile azîz et, îmanı kalblerinde leziz et. Ölmüşlerimize rahmet eyle, sağ olanlarımızı muhabbetinle tezyin et. Vatanımızı kötülüklerden koru, düşman larımızı rezil et. Ahir ve âkıbetimizi, hayr eyle, son nefesde
îman ile çene kapamak nasib et. Duâlarımızı kabul edip bizi dilşât et. Amin, bi-hürmet-i Seyyid-il-mürselin velhamdülillâhi Rabbil Alemin, kabul u niyâz el - Fâtiha!
EL-Hac İR$ÂD