İşte bu hâdise, mü'minler için büyük bir müjdecinin habercisi oldu. Zira, ölümün acısının üçyüz kılıç darbesi şiddetinde olduğunu haber veren Hz. Resûlü Ekrem Sallallahü Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz, mü'min olanlara ölüm ânında Vuslatı Cemâl, Vuslatı Cânan olduğundan bu şiddetli acı tattırilmayacak ve onların ölümü âdeta tereyağından kıl çeker gibi olacaktır, diye buyurmuşlardır.
Kur'anı Kerimde şu hâdise, bize bunu izah ve isbat ediyor:
Yusuf Aleyhisselâmı, kardeşleri hasedlikleri sebebiyle ve babaları Yakub Peygamberin (aleyhisselâm) çok sevmesini çekmediklerinden i ötürü «Yusuf'u da beraber götürelim baba» diye yanlarına alıp yola çıktılar. Ken'an diyarı denilen yerde yaşıyan Yusuf Aleyhisselâm, yolda kardeşlerinin hain ernelleriyle karşı karşıya geldi. Onu oradaki bir kuyuya attılar.
O kuyudan bir insanın yardım görmeden çıkması imkânsızdı.
Kardeşleri onu yok ettiklerine sevinerek babalarına onu kurtlar parçaladı diye, âdîce bir yalan uydurmaya karar verdiler. Yalanlarına delil teşkil etmesi için de onun gömleğini kana bulayıp yanlarına alarak oradan uzaklaştılar. Bir müddet sonra Mısır'a doğru yol alan bir kervan oradaki kuyuyu görüp su çıkarmak ümidiyle koşup bir kova salladılar fakat, su sesi yerine bir inilti duyunca derhal bu sesin sahibini yukarıya çektiler, yaralarını tedavi edip onu da Mısır'a götürerek bir köle gibi satışa çıkardılar. Onun pazar yerinde güzelliğine ve yüzündeki asalete, nûranî çehresine hayran kalan Kıtfir isimli Mısır azizi satın alıp sarayına bir köle gibi götürdü. Kıtfir'in hanımı Züleyha hatun ise, şimdiye kadar görmediği bu güzellik ve nûranîlik karşısında dayanamamış ve gönlünü Yusuf'a kaptırmıştı. Mısır gibi bir beldenin azizinin hanımı, hizmetçisine âşık olmuş dedikodusu o devrin sosyetesi arasında konuşulan, münazarası yapılan tek mevzu olmuştu.
En sonunda Züleyha bütün bu dedikoduculara hadlerini bildirmek ve kendisinin ne derecede mâzur olduğunu göstermek için, Mısır'ın bütün sosyete hanımlarını sarayında, büyük bir ziyafete dâvet etti. Yemekler yendikten sonra herkesin önündeki tabaklara mevyalar ve bıçaklar koyuldu. Önlerine gelen meyvaları soyuyorlardı. Züleyha vaktin geldiğini görünce derhal Yusuf Aleyhisselâmı salona çağırttı. Yusuf Aleyhisselâm
kapıda görününce kadınların hepsi bıçakları ile meyvaların jerine parmaklarını kesmeğe başladılar ve bunun farkına dahi varmadılar. Bunu gören Züleyha, Yusuf Aleyhisselâmı dışarıya gönderdikten sonra kadınlara hitaben: (Artık ellerinizi kesmeyi bırakın meyvalarınızı soyun) deyince kendilerine gelen kadınlar bir yanda parmaklarından akan kanları silmeye uğraşırken, bir yandan da, «bu insan değil, kerîm bir melek» diye Züleyha'dan af dilemişlerdi.
Bu kıssada bize şu müjde vardır:
Olüm acısı, her ne kadar üçyüz kılıç darbesi gibi olsa da, Yusuf'un cemâlini gören kadınların ellerini kestikleri halde, kesilen ellerinin acısını duymadıkları gibi; mü'min de cemâli Ilâhiyye yahut cemâli Resûle, yahut cennete, nazar ettiğinden bu ölüm acısını duymaz.
Şehitlerin tekrar ve tekrar şehit olmalarını istemeleri bu yüzdendir. Zira, tecelliyatı ilâhî ile ikrâm olunurlar.
Hele Allah yolunda şehit olanların niyazlarının şöyle olduğu Hadisi şerifte haber veriliyor.
«Yâ Rab! bizi dünyaya gönder tekrar şehit olalım, tekrar gönder tekrar şehit olalım. Yâ Rab, bize bu şehit olduğumuz andaki zevki böyle tekrar tekrar tattırmanı senden niyaz ederiz.» O andaki zevki şehit olanlardan ve Allah'tan başka kim bilebilir?
Yalnız şu var ki; Allah'a bu derece yakınlık, bu derece kurbiyet peyda eden kimselerin dahi Allahın her sırrına tamamiyle vâkıf olmasına imkân yoktur. Nasıl ki, evvelce verdiğimiz misalde bir şehrin içine girip sokak, semt, bina vesairesini gezip tetkik etmeğe imkânımız olduğu halde her bir evin veya odanın da içini tetkik etmemize imkân yok ise, bu Hakkal yakîn derecesine vâsıl olabilenlerin dahi tamamıyle Allah'ın nihâyetsiz sırlarına vâkıf olmalarına imkân yoktur.
Buna imtiyazlı olan yegâne kerîm mahlük yegâne insan, yegâne kul Allah'ın «Bu âlemleri senin için yarattım» dediği Hz.
Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimizdir.
Bu âlemlerin, güneşlerin ve yıldızların, bu dünya ve dünyalardan başka dünyaların, tarihten evvelki zamanların ve kıyametten sonraki zamanların, cennetlerin ve cehennemlerin, yerlerin ve göklerin ve denizlerin ve bunların her birinin içlerindekini görüldüğü vakit dehşetlere düşebileceğimiz büyüklükte, haşmetli ve korkunç yaratıkların ve yine, değil gözle, büyütme âletleri ile dahi zor seçilebilen milyarlar ve milyarlarca mahlükatın yer, gök ve denizlerin gerek her bir zerresinin, gerekse külîsinin, daha varlığından haberdar olmadığımız mekânların ve bu mekânlardaki mahlükatın, hayvanların nebatâtın ve bir tırnağının dahi mislini meydana getiremiyeceğimiz insanoğlunun ve bu insanoğlunu bir miktar «suödan başlıyarak tam, mütekâmil şekline getiren ve bütün bunlar için de hiçbir zorluk çekmeyen Allah, bu kâinatın yaratılmasına sebep olan «Levlâke levlâk lemmâ hâlaktûl eflâk» hitabı izzeti ile şanını ve kadrini bildirdi, «Sen olmasaydın bu âlemleri yaratmazdım.» «Bütün bu âlemleri senin için, seni ise kendim için yarattım.» dediği:
Mergub-u Hudâ Şef-i-Rûz-i-ceza Melce-i-fukara Enis-is-zuafa Mahbub-u-Hudâ Sahib-i-seyf Sahib-ül-kitab Serdar-1-Enbiya Resûl-i-Kibriya Sahib-i-Kâbe Kavseyn Imam-ül-Haremeyn Ced'd-ül-Haseneyn Sahib-i-şefaat Sahib-i-makam-ül-Mahmud Resûl-ü-müctebâ Resûl-ü-sakaleyn Nebiy'yül-Haremeyn Imam-ül-kıbleteyn Sahib-ül-mi'rac Sahib-ül-Ref-Ref Sahib-ül-mûcizat Sahib-ül-Kur'an Hazreti Muhammed (Sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem)efendimizin hâliki, sahibi olan Allahu Azim-üş-şân'ın cemaline, vuslâtına nail olma zevkini düşünün. Zira, bu nimet Ummet-i Muhammed'e bahşolunacaktır. Yukarıda zikrettiğimiz Yusuf kıssası, buna açık bir delildir. Gerçek mü'min için, ölüm bâbında Vuslât-ı-Cemal vardır. Bu makama, buradan yani dünya âleminden de erenler çoktur. Hazreti Imam-1 Ali'nin:
— Ben, görmediğim Rabbe ibadet etmem, buyurması bu makama erişenlere burhandır, sâhittir:
Biz âşıkız, biz ölmeyiz;
Çürüyüp, toprak olmayız, Karanlıklarda kalmayız, Bize, leyl-ü-nehâr olmaz..
Allah, cümlemizi vuslâtından, cemalinden ve sevgili Habibi sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimize kavuşmaktan mahrum etmesin, âmin; âmin bi-hürmeti seyyid-il-mürselin, vel- Hamd-ü-lillâhı Rabbil-Âlemin. Rizaen-lillâhi Riza-i Resûlullah ve riza-i-ricalullah el-fâtiha..
El-Hac İR$ÂD