Sabahın erken saatlerinde iki atlı yolcu yola çıkar, birisi âmâdır. Amâ olan elinden kamçısımıı düşürür, attan aşağı iner kamçıyı aramaya başlar, hava serin olduğu için bir yılan kıvrılmış yatarmış, âmâ kamçıyı ararken, yılan tesadüfen eline geçer. Hayvan soğuktan donuk vaziyettedir. Yılanı kamçı. diye eline alan âmâ atına biner arkadaşına yetişir. Arkadaşı nerede kaldığını sörar, kamçısını düşürdüğünü, fakat yerde eski kamçısından daha güzel bir kamçı bulduğunu söyleyerek arkadaşına gösterir. Arkadaşı (Aman elindeki kamçı değil yılandır, at onu) derse de inatçı kör atmaz. Ne kadar söyledi ise kâr etmez.
Nihayet güneş çıkar hayvanın beli ısınır ve âmâyı sokar, helâk eder. Peygamber aleyhisselâm, ulema ve Kur'anı dinlemeyeni bu inatçı âmâ'ya benzetiyorum.
Kardeşlerim! Elinize aldığınızın ne olduğunu görmüyor sunuz. Haber veriyoruz; elinizdeki yılandır, kamçı değil? Onu at, sendeki bu huy iyi bir huy değil. Bu. gidiş, gidiş değil. Bırak bu gidişi, dinlemezsen helâk olacaksın, olacağız. Ya hûu! önünde kabir var, âhiret var, sen göremiyorsun, helâk olacaksın.
Elindeki mal değil, ateş; dünyada iken cehennemde yaşıyorsun, insafa gel, Allah'a gel. Seni hakka çağırıyoruz, doğru ol, dürüst ol, Allah'a kul ol ki, cihana sultan olasın. Kur'an seni felâha, necâta, cennete çağırıyor. Koş, vakit geçiyor, geç kaldın, sen ilmi bıraktın cehle daldın, îmanı bıraktın küfre daldın, nuru bıraktın zulmete daldın, çalışmayı bıraktın tenbelliğe daldın. Avrupalı aya çıkıyor, sen yerde yürümesini bilmiyorsun, yürümesini unuttun. Çalışmadan zengin, okumadan âlim olmak istiyorsun, gezmeksizin, seyyahlıktan dem vuruyorsun, bu senin sonun için iyi olmaz. Ibadet yapmadan cennete sahip olmağa çalışıyorsun, (Kalbim temiz) diyorsun, kendi kendini kandırıyorsun. Böyle iddia edenler Allahın hasmıdırlar.
Allahın namaza ihtiyacı yok, senin vardır. Temizliğe Allahın ihtiyacı yok, senin vardır. Senin temiz olman için, lûtfundan dolayı sana guslü, abdesti farz kılmış, Allahın, Peygamber aleyhisselâmın, kurbana ve kana ihtiyacı yok, senden takva istiyor.
Ey sofu! Domuz eti yemiyorsun ama, insan hakkı yiyorsun. Kan içmek haramdır diyorsun, insan öldürüyorsun. Şarap haram diyorsun, yetimin malını yiyorsun. Zina haramdır diyorsun, gıybet ediyorsun. Bu kötü huylardan ne vakit vazgeçeceksin?
Evet sözün doğru. Domuz eti yemeyi Allah haram etti. Haktır, doğrudur ama; insan hakkını yemeyi de haram etti. Kul hakkı yemek; domuz eti yemekten daha büyük bir günahtır. Zira, biri hukukullâh, biri kul hakkı. Allah hakkından vazgeçer, kul ise hakkından vazgeçmez. Kan içmeyi haram etti ama, insan öldürmeyi de haram etti. Allah Kur'anı keriminde:
Eé Eylirs Irşad. Cile 1— F: 7
«Bir kimse, bir mü'mini kasten öldürürse, katilin ebedî cehennemde kalacağını» ilân buyuruyor.
Efendimiz de, bir hadîsi ile:
«Mü'mine sebbin, yani sövmenin fısk, mü'minin katlinin küfür olduğunu» haber verdiği halde sen, kan dâvalarından, hâlâ vazgeçmedin. Evet; yalnız şarap değil, insanı sarhoş eden bütün içkilerin haram olduğu muhakkak ama, yetimin malının nârı cahîm olduğu da muhakkak.
Allah zinâyı haram etti. Zinâ eden nâra atıldı, fakat yalanın, gıybetin zinâdan da kötü olduğunu Muhbiri Sadık Efendimiz bildirdi. Hele tenbellik Allahın ve Resûlünün (aleyhisselâm) en sevmediği insan, tembel olan kimsedir. Allah'ın düşmanı da yediğinden, yediğini görene tattırmayan, ona da yedirmiyendir. Bir de çalıştırıp, çalıştırdığı kimsenin hakkını vermeyendir. Karısını, bacısını çalıştıran köylü kardeşim! Sen ise, köyünde kahvende oturuyorsun, karın, bacın tarlada ter döküyor. Hangi hakla îman dâvasındasın?... Senin, benim bu tembelliğimizle bu yerleri bize bırakrnazlar. Bizi buralardan kovarlar, sonra da kul köle olursun. Efendiliğini bil, çalış. Evet; hiç ölmeyecek gibi dinin, milletin için çalış. (Dinim ve milletim yıkılmasın, ölmesin) diye çalış. Tâ kıyamete kadar onların bakî kalması lâzım. Yarın ölecek gibi de âhirete hazırlan ki, sen ölücüsün. Hiç ölmeyecek gibi çalışman vatan ve dinin içindir. Yarın ölecek gibi çalışman, âhirete hazırlanman ise nefsin içindir.
Ormanlara kıymayınız. Yaş kesenle baş kesen felâh bulmaz. Çalışarak elleri nasır tutan kimseleri cehennemin yakmayacağını Resûl aleyhisselâm haber verdi. (Adâlet ile, küfür bile devamlı olabilir ama, zulüm ile islâm dahi devamlı olmaz) dediler. Zulmetmeyeceksin, her işde adâlet gözeteceksin.
(Bana hacı desinler) diye hacca gitme! Allah için hacceyle.
Gönül yıkma, yüzbin Kâbe yapsan bir gönül yıktınsa halin harabdır. Kâbeyi, Ibrahim aleyhisselâm yaptı. Gönlü ise, Allah yarattı.
Ey kardeşim ne vakit uyanacaksın? Ey Şafiî mezhebine tâbi olan arkadaşım; elin nâmahreme dokunduğu zaman abdestin bozuluyor, tekrar abdest alıyorsun da, Hakkın rızası olmayan bir harama elini uzattığında neden abdestin bozulmuyor?
Halbuki birinci abdest, namaz abdestidir, bozulursa yine al.
mak mümkündür. Ikinci abdest ise îman abdestidir. Yalan söylemek, gıybet etmek, çalmak, çırpmak, vurmak, öldürmek gibi, Allahın men'ettiği şeylere yanaştın mı, îman abdesti bozuldu demektir. Tekrar almak zorcadır. Hazreti Adem aleyhisselâm, elini bir kere Hak rızâsı olmayan yere uzattı diye üçyüz sene tövbe ve nedamet ederek ağladı. Yani üçyüz senede îman abdestini tazeleyebildi. Nebi olduğu halde. Ya sen ve ben nebî değilken ve o kadar senedenberi yaptığımız binlerce, onbinlerce fenalıklarla îman abdestimizi bozduğumuz halde, bir defa olsun bu abdestimizi tazelemek için âh ederek ağlamak, yalvarmak, aklımızdan geçti mi?
Ey Hanefi mezhebine, Maliki, Hanbeli mezhebine tâbi olan Hak arkadaşlarım!... Bizler de mezhebimizce, birçok abdesti bozan şeyler ile namaz abdestimiz bozulduğunda onu tazeliyor ve fakat îman abdestini bozan türlü fenalıklardan zerrece kaçınmıyoruz. Hanefî mezhebine tâbi olan bir kimsenin, bir yeri kanadığı veyahut sebileyn denilen yerlerden su ve gaz çıktığında, gider abdestini tazeler. Fakat, gider kan döker, yâni adam katleder de, zedelenen îman abdestini tazelemeye lüzum görmez. Hakka bir kere rücû etmez, af dilemez. Vücudumuz kirlendiğinde onu temizlemek, yıkamak kolaydır. Bir parça sabun ve bir miktar su bunu yapabilir. Halbuki iffetimiz, namusumuz kirlendi mi, temizlemek için dünyanın sabunları, denizlerin ve nehirlerin suları kâfi gelmez. Bu dünya bir imtihan yeridir. Bu dünyada bir takım insanlar, îman ve Islâm ile müşerref olup, âmâli sâliha yâni, iyi ve yararlı ameller işlemişlerse, böylelerinin bu dünyadaki mematları, yâni ölümleri, aslında onların hayatları demektir. Zira, onlar bu dünyadaki hayata bel bağlamamışlardı. Gerçek hayat olarak âhiretteki hayatı bekliyorlardı. Buna mukabil, bu dünyada diğer bir takım insanlar da Ailah, Peygamber (aleyhisselâm), îman, Kur'an tanımadan, sanki onlara ölüm tattırılmayacak gibi, Allah korkusu olmadan, bir düzene girmeden hayvanlar gibi, belki hayvanlardan da aşağı bir tarzda yaşamışlar ise, her insana geldiği gibi onlara da ölüm geldiği zaman gerçekten ölmüş olacaklardır.