Ara
Menü

Ha­ lil Ata'ya Maveraünnehr halifeliği teveccüh edince, Hz

Seyyid Emir Gülâl etrafında nakledilen anlatı

Gelenek içi anlatı

Bu bölüm kaynak biyografideki bağlamıyla verilir; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Halil Ati İle Mülakatları: Ba'dehu yedi sene Mevlana A rif ile görüşerek Halil Ata hazretlerine mülaki ol­ muştur. Halil Ata, dil-agah bir mürşid-i irfan-penah idi. Hz. Bahaeddin, bir gece rü'yasında kendisinin bir dervişe ısmarlandığını, ya'ni onun taht-ı himaye ve terbiye­ i mürşidanesine tevdi olunduğunu görür. Uyandığı vakit dervişin şekl ü şemaili ziver­ i hafizası olduğu halde, keyfiyyeti, salihat-ı ümmetten olan ceddesine arz ve hikaye eder. Müşarünileyh§ da, "Ev/aılım, size meşô.yıh-ı Türk'den bir naslb erişse gerektir." bu­ yurur. Bunun üzerine Cenab-ı Bahaeddin (kudıl.ise sımıhu'l-metin), o zatı görmek ar­ zusuna düşerek taharriden hali kalmaz idi. Bir gün Buhara pazarında, alem-i ma'nada gördüğü zata aynen müşabih birini görün­ ce, hemen ismini sorar. Halil Ata isminde biri olduğunu anlar. Fakat orada mükaleme müyesser olmadığından, meserret ve mahzuniyyetinin imtizacından mütevellid bir hal-ı mütefekkirane ile hane-i mübareklerine avdet eder.

O gün akşam üzeri, biri hane-i Hz. Bahaeddin'e gelir, Efenıl.i Derviş Halil sizi istiyor." der. Müşarünileyh, biraz meyve teda­ " m rik edip Halil Ata hazretlerinin huzGr-ı arifanelerine gider. Evvelce gördüğü rü'yayı söy­ lemek hevesi gönlüne gelirse de, Halil Ata derhal, "Söyleyeceğiniz şey bize ayandır. Söyle­ meye hacet yoktur." buyurur. Hz. Bahaeddin, bu vuslattan memnun olup, hayli zaman sohbet ve muhabbetlerinde bulunarak ahval-i acibe vü garibe müşahede etmişlerdir. Ha­ lil Ata'ya Maveraünnehr halifeliği teveccüh edince, Hz. Bahaeddin beraberinde bulun­ muş, harikulade hususatına şahid olmuştur. Oniki sene hizmetlerinde bulundular; adab u esrar-ı tarikat ü ma'ri(eti öğrendiler. Hakkıyla bir mürşid-i mükemmil oldular. İki def'a hacca azimet buyurdular. Birinde meşhUr Hace Muhammed Parsa haz­ retleri beraberlerinde bulunmuştur. Makamat-ı Nakşıbendiyye nam eser-i matbu'da deniliyor ki: "Hz.

Hace-i hüzürg, ikinci defada ziyaret-i beytu'llah ile müşerref olup, avdetlerinde Bağ­ dad'a geldiler. Ulema, fukara ve umum ehl-i Bağdad, ziyaretlerine şitaban oldular idi." Bu sırada Hz. Abdulkadir-i Geytani'nin kabr-i enverlerini ziyaret buyurdular. Ru­ haniyyet-i Hz. Gavs-ı Ekrem'e hitaben (:l J' .ıS" l; h 1.1'" ..::-.:l :l 4 )15 1 5. "Ey tutup yardım eden pir, beni m elimi tut ki, "dest-girim" (el tutanım) diyeyim." (H) demesiyle Hz. Gavs, ( r-"f .S- \,; -L:ı ı _,. ..,_J; o L!d.! ) 1 6 cevabını vermiştir. ( ..:... .J .:ılö.l l ol!. r-1 J .:ı ./' ol.!. .:ı 4 ) 1 7 beytiyle başlayan kıt'a-i meşhGreyi irad ettiler. Beynehumada nice esrar-ı azime zuhura /1 1/ gelmiş olduğu mervidir. Fakat gerek Ma­ kamat-ı Nakşibendiyye, gerek Risale-i Bahaiyye 18 nam eserlerde buna dair bir ba­ his görmedim. İhtimal ki, Nakşibendiler bi't-tab' pirlerini diğer pirandan istifazadan müstağni bilmelerinden ve Kadiriler ise, Hz.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir anlatıdır. Tarihî olay, belge veya kronolojiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.