Ara
Menü

Seyyid Emir Gülâl

Ebu'l-Hasan el-Harakanl 25 şıbend efendimizin peder-i ma'nev!leridir. Keramatı menkuldür. Menakıb-ı latifesi vardır. 755/( 1354)'de rıhlet-i alem-i beka eyledi. Simmas'ta medfûndur. Hem, "Mu hammed-i müttekl can-ı cihan" (.:.ı .:.ıb.-..;:... ...L.>.<) tarih düşmüştür. (KaJdesa'llii hu sırrahu) /8/ SEYYİD EMİR GÜLAL Şeyh Simmasi hı.defasının ecellidir.…

Yol
Nakşibendiyye
Mekân
1 bağlantı
Unvan
Tasavvuf şahsiyeti

Hayatı ve irşad çevresi

Ebu'l-Hasan el-Harakanl 25 şıbend efendimizin peder-i ma'nev!leridir. Keramatı menkuldür. Menakıb-ı latifesi vardır. 755/( 1354)'de rıhlet-i alem-i beka eyledi. Simmas'ta medfûndur. Hem, "Mu hammed-i müttekl can-ı cihan" (.:.ı .:.ıb.-..;:... ...L.>.<) tarih düşmüştür. (KaJdesa'llii hu sırrahu) /8/ SEYYİD EMİR GÜLAL Şeyh Simmasi hı.defasının ecellidir. llm-i zahir ü batında ferid-i asr idi. SG.har nam beldede doğmuştur. Sadat-ı kiramdandır. 772/( 13 70) tarihinde ruh-ı pür-fütu hu, aric-i maaric-i kuds olup SG.har'da medfûn ve rahmet-i Hakk'a makrûndur. "Mir Seyyid-i pişva emced-i Gülal" (J'.>\S' ı ıM r.) tarihidir. Rütbe-i kemali, Hz. Şah-ı Nakşıbend gibi bir halifesi olmakla sabittir. HZ. PİR MUHAMMED BAHAEDDİN şAH-I NAKŞIBEND (kaddesa'llahu sırrahu) Hz. Mevlana Mesnevi-i şerifte kerameten buyurur: ı.!.lli ft ;:l ..l;;I 10 ..:JJ J J .Jf! ..l;;lj\... ;I Müstakim-zade Mecelletü'n-Nisib'da buyurur: )..ll ,y j... ;İJ L.. ;4 ...l.-. <1>.I_,.-.

WI ciJ.> I J! ">- j 0:!...U\ e-1.f! I ! bjl..P J \ l,,i')hl ;,\.::ıy .J:!..U\ .J:!j I .:.ıli°)l.l\ J \... ;4 ı:,ıı.ül)I .l.ı..r" (...l.ı .S {- 1 ...Ltl .J _,.iı .J yb.-li l.:.z W ("""' ;I L. <.Sl.1- .J 0:!} 1 JliJ y ; d.:... ..Jl:i jı J! ;w r4' 4J rlii ..,_,..ı;J ;J.rl i 11 . w. J"" V"..u feleğin havasına nakşetmişlerdir; senin ve benim için iş düzenleyicidirler." (H) 1 1. "Şeyh Bahaeddin, ikinci halifesi Muhammed Parsa ile hac yolculuğuna çıktı . Yolun yarısında, ken d isine eşlik eden müridlerini Muhammed Parsa ile birlikte gönderdi ve onlardan ayrıldı.

Şeyh Zey neddin i le mescide karşılaştı, musafaha ettiler ve Şeyh Zeyneddin ona şöyle dedi: "Bize bir nakış çiz." Bunun üzerine Bahaeddin ona şöyle cevap verdi: "Biz sizi ziyiireıe geldik ki, bir ııakş götürelim." Bu 28 Sefi:ne-i Evliya lsm-i mübarekleri Hace Muhammed'dir. Rical-i Nakşiyye'ye, "hace" ve umumu murad olunursa, "hacegan" derler. "Şah" denilmesi, sultanü'l-evliya olmasından ki nayedir. "Nakşıbend" denilmesinin, ne gibi esrara müstenid olduğuna diiir, Şeyh Behcet Efendi hazretlerinin Defter-i Hatırat 'ında, Şeyh Taceddin'in1 2 izahına atfen şöyle yazılmıştır: ı ı.ı. .:ıı...

j Jl JJ\ıı !'""' _?.) .:ıl5'J ..,_lAJI µı JL..5Jı öJJ"P rJ ı .kıJ l>İ .:r-..UI " \ !'""'.r"{j .

İft>." \ J )\__,A;)'I - JW ...U \ J - .:r-..UI " İ)\__,A;l Ş .il r- .:ıı5:i . ..r.-ll \J ..;JlıLI <1>.-lyll .y .J /" - - ı/. • wı ..!..l.U Jliı .:ıl>.i . efil li )ı ..,...ı; ..!..l..i5" !'""' _?.) .y . t.-..J r t...-. J "1-ıJJ._,,.:,J .fa- l.l) lb.lı • JJ-P _,,. ıJ .hı) l> ı -l:.ı ş.uı ..!..lJ.) J..;.;; .y .Jliı j\ıl 4,,WI )jİ .:/ <\>.-.rı. 'Yı) r ')\...JI r )l .;l>- .fa- pi../' JW 4lil -::.1..i..,.) . .r.i JW pi "L... öl..-. ;...,. öJJ-P .fa- •-Mı •r. -::.J r)I . .:r-İ ':JJ ':J • Lo. ,r.i- .fa- 4.:.- ri 4JJ JWİ .JW- JWİ 4JJ . l+:,l) ..!..lJ.) -::_,\.) 4J ..;L,oJ '-iPy . 'Y!J r)I r \ııJ Jw\ııJ "L... \ııJ -=..uıJ -=..ı.uı J-.ii ..!..l..i5" r i ...ı w ) .y J 9 U.\5J\ W)'I .j...,p J l_,.)- 1 4i.ı \ ..!,.ll.l l... .yı .y §JJ n. İ ..!,.ll.l .r.iJ ;J..L,..1 1 w5Jı J ı .k .JVJ I r j':J l>İ -l:.ı .._µ; -...!.i konuşmanın ardından, orada üç gün konakladı ve sonra Hicaz'a doğru harekete geçti. Bu olay, her ikisinin de rıhlet senesiydi. (Kuddise sımhumd)" (H) 12. (Şeyh Taceddin'in) yazdığı eserin adı Miftahu'l-Maiyye'dir.

Farisiden Arabi'ye tercüme eden Şeyh Ebü Said-i Belhi'dir. Arapçasına şerh yazan ise, Şeyh Abdulgani-i Nablusi'dir. Eser, Pertev Paşa Kü tüphanesi 333 numaradadır. 13. Yani, 'nakş'ın yerleşmesidir; o da, kallıde hakiki kemalin meydana gelmesidir. Bahaeddin-i Nakşı bend'e kadar, onlar, zikirlerini münferid halde iken hafi (gizli) olarak; cemaat halinde iken de ceh ri (açık) olarak yaparlardı. Hz. Bahaeddin-i Nakşıbendi, şeyhlerinin şeyhi olan Alıdülhalık-ı Guc düvani'den kendisine ulaşan bir emre binaen, seyr ü sülük halinde hafi olarak yapılmasını tavsiye etmiştir. Ancak kendisi ve cemaati, münferid de olsa, cemaat halinde de olsa zikr-i hafi yaparlardı. Böylece, zikirleri neticesinde müridlerin kalblerinde açık bir tesir meydana gelirdi. Bundan dolayı, "Te'sir nakşoldu, hiç eksilmeden devamlı olarak bağlandı." denilmiştir. Nakş, bir mührün bir el ta rafından mum ve benzerine basıldığı zaman meydana çıkan şekildir.

İşte bu hal, Hz. Adem (aleyhi's-seliim) ve oğullarının yaratılışına yönelmiş Allah tealanın sıfatıdır ki, bu yöneliş, nerede ve nasıl olduğu bilinmeyen ezeli ve yüce nurlar sebebiyledir. Bu nurlar saye sinde Adem (aley/ıi's-seliim) ve daha sonra da, kendilerine Allah teala tarafından tevcih olunmuş vasıflarla husüsi bir sürette onun nesli ortaya çıkmıştır. Hz. Adem'in kendisine nisbet edilen zatı ve fiilleri gibi, onun neslinin de fiilleri vardır. Yine Hz. Adem'in hükümleri olduğu gibi, onun neslinin de hükümleri vardır. Ahkamın, ef'alin, esmaın, sıfat ve zatın nakşedilmesi, Hz. Adem'in ve oğullarının ortaya çıkmasıy· ladır. Ancak, onun neslinden ba'zılarında hayvanlık sıfatının galebesi sebebiyle bu nakş azdır ve i Hz. Pir Muhammed Bahaeddin Şah-ı Nakşıbend 29 '-:-'' '-:-'l,b;\ıı 4i JV '-:-'\,>-\ıı J )_,.,.=- '-:-'t:S" ""' ...ııı ...;, .Jwı ' ş-:. ..l...:>.A .:.r. ..l...:>.A ..:1-..ı.llJ ü,,A.:llJ ._;.:ll 4-ı "-':-1.J"'- .:ıI <f }:- J .:ıI ..,_):.i Ş -:. ..:1-.rJIJ ...r-l:l.1 j\j - Jl.ü .Jll .J - .sI u ı ..:1-' .;.c.L-ı w ı ı:.r C:_"-'"' rJ ...:..- .r" /9/ ,_,.,.. .:.ı u ı:.r ...:..

Jl "-":- .iJ Js- 4s-W:- c: t. Y- .._Aj J .JJ\ ) r-1\ıı ..::.. y.ı ı .:.ı i .:.ı !'""'J \}. ö..\.lı .s...ı.ili .J ..ıJY- l_. J J L. .JJ.;'. _;t;J j\jJ r1fa1 WIJ J \}.;.ı j )> . jJ .sI ..l...:>.A ..:1-..ı.l .s---1 '-:-'_rll ..l...:>.A ct-"""-lı J \A;;.!. lı o)J J '%' r.İ ı ı:_r .:}tJ ..lf>J I ..i.,.:.İ ıi .sı oLl. .:.ı i .sJ.T-J ıı Jl er J rll J>l:Ail ol:..U J.--J \ıı ı-'11 ı..fA; .:f-1 L.J Jt..:11 ..jil\ ub l .J JW J oWI \; l r')\...JI I .sİ) dJ.rP- Jl "-":- .,a . i uiJ \ıı ..::.. y.ı ı .:r J \ı ı ı- 'lı .:.ı ı ı..:1-..ı.ı ı 4-ı ' lr • • e:ıL.A JLl.I ..uJ rli >'i ..::..}:- ..::,_rP- rl.:.l.1 oWI .sl.J \ d..l,ll . cl'r.ı jp .sİJJ .Jl\ ._;..:;.5 \ C:IL,.\ı\ .:.ı \ı . .ı.:.k\ı \ıl ı-'11 ._;.;:,J oy. Jl \ o-4 . .Jll 9 .sf- l!,,.!. oWI \ıı ..::.. _,Ali 4-ı İ .?I 45"' J W,1 .J,,ll ..::,GJI .y J ..::,W,y.AJI .y ._;.J l.l.ı. ..::.. jJI ı..fA; . .sI oWI ....,\ ö JJ r..L411 Jlll ı:_r JL> .:ı.:ıj1 .s) d..l,ll ...:J.1; .yJ ftı? .y UJ I '-:-' }i Y' J \ıı ..:1-..ı.ll 4-ı J W (...ıll JJ J5' 4 J o.l.ı. if..U) ..::.. _,;Jı J;; J.,Z L. ı_,ıL J 14 . i Jl.ü .JJ\ .:.ıı_,.p.J J Js- Ji ,f:f' san-ı kam illik sıfatı silinmiştir.

Bununla beraber onlardan ba'zılarında "nakş" kemal derecesine ulaş mıştır. Böyle kemal derecesinde olanlar, "nakşıbend", yani, nakş bağlanmış, nakş iyice işlenmiş ve ya buna benzer güzel kelimelerle isimlend irilmişlerdir. ( H ) 1 4. Eş-Şeyh Abdullah-ı Belhi, Hav:'iriku'l-Ahbab fi Ma'rifeti'l-Aktib isimli kitabının 25. babında, Hz. Bahaeddin-i Nakşıbend hakkında şöyle der: Ben, Hacegi-i Sermesti'den işittim. O da, Buhara'da oturan yaşlı ve kamil şeyhlerden işitmiştir ki, onlar şöyle anlatmışlardır: 30 Seflne-i Evliya /9/ Tarih-i Veladet ve Neseb-i Şerifleri: 7 1 8/( 1 3 1 8) senesinde Buhara civarında Kasr-ı arifan denilen karyede mehd-ara yı alem-i şuhud olmuşlardır. Silsile-i neseb-i latifleri ber-vech-i atidir: Hz. Muhammed Bahaeddin b. Seyyid Muhammed-i Buhar! b. Seyyid Celal b. Seyyid Burhaneddin b. Seyyid Abdullah b. Seyyid Zeynelabidin b. Seyyid Kasım b. Seyyid Şa'ban b. Seyyid Burhaneddin b.

Seyyid Mahmud b. Seyyid Bulak b. Seyyid Taki SUfi-i Halveti b. Seyyid Fahreddin b. Seyyid Ali Ekber b. İmam Hasan-ı Aske ri b. İmam Aliyy-i Naki b. İmam Muhammed-i Taki b. İmam Musa Rıza b. İmam Mu sa Kazım b. İmam Ca'fer es-Sadık (radıya'lliıhü anhüm). Tahsilleri ve Nisbetleri: Buhara'da tahsil-i kemalat eylemişlerdir. Hace Muhammed Baba es-Simmasi hazretleri, müşarünileyhi, yüksekliği hasebiyle evladlığa kabul etmiş idi. İntisabları Gavs-ı A'zam bir gün cemaatıyla beraber giderken bir yerde durdu ve Buhara tarafına doğru yönel di. Bu esnada, o beldenin büyüklerinin kokusunu teneffüs ettiğini söyleyerek şöyle dedi: "Benim ve fatımdan yüzelliyedi sene sonra bir kişi doğacak. Bu zat Muhammedi meşrebli ve Bahaeddin Mu hammed en-Nakşıbendi isimlidir. O zat, nimetinin çokluğuyla temeyyüz eder." Gavs'ın dedikleri aynen oldu. Rivayet edilir ki: Şah-ı Nakşıbend, görevi aldığı zaman, şeyhi Emir Gülal'ın telkinlerine de muhatab oldu.

Emir Gü lal kendisine, yüce Allah'ın isimleriyle meşgul olmasını emretti. lsm-i a'zam, kalbine yerleşince, nakşolununca, Şah-ı Nakşıbend'e ınkıbaz hali hasıl oldu. Bunun üzerine Hz. Bahaüddin sahraya çıktı. Tam bu esnada Hızır (a.s.)'ın kendisine doğru geldiğini gör dü. Hz. Şeyh, Hızır'ı karşıladı ve ona selam verdi. Selamdan sonra Hızır, Hz. Bahaeddin'e şöyle dedi: "Ey Bahaeddin! Bana Gavs-ı a'zam'dan, ism-i a'zam hakkında ma'lumat ulaştı. Ben de, sana onu tel kin ediyorum." Bu söz üzerine Hz. Bahaeddin-i Nakşıbend, kendisindeki inkıbaz halinin, Hızır (aleyhi's-selıiın)'ın bereketiyle izale olması için ona doğru yürüdü. Ertesi gece, Şah-ı Nakşıbend, rüyasında Gavs-ı a'zam'ı gördü. Gavs-ı a'zam, sağ elinin parmaklarıy la onun göğsüne doğru işaret etti ve 'lsm-i A'zam'ı batınına nakş etti. Çünkü beş parmak "Allah" lafzının yazılışı gibidir. Hz. Bahaeddin-i Nakşıbend bu esnada öyle birşey gördü ki, onda "Allah" ke limesi şekillenmişti.

Gördüğü bu rüya ülkesinde duyulunca, Hz. Bahaüddin'e bunu tekrar tekrar soruyorlardı. O da ce vap olarak şöyle diyordu: "Bu hal, Gavs-ı a'zam'ın bana nimetler lutfettiği mübarek gecelerdeki feyizlerden bir feyiz, inayet lerden bir inayettir. O geceden beri, bendeki halin değişerek arttığını görüyorum." işte, "Şah-ı Nakşıbendl" isminin şöhret bulması, Gavs-ı a'zam'ın, Hz. Bahaeddin'in'kalbine bunu nakşetmiş olmasındandır. Nitekim o da, müridlerinin kalblerine nakşetmektedir. Hz. Şah-ı Nakşıbend'e, Gavs-ı a'zam'ın: "Ayağım, Allah'ın bütün veli kullarının omuzları üzerin dedir." sözü hakkında ne dersin diye sorduklarında şöyle cevap vermiştir: "Ayağım, yani benim basiretim ve gözüm anlamındadır. " Allah Teala, cümlesinden razı !sun." (H) Hz. Pir Muhammed Bahiieddin Şiih-ı Nakşıbend 31 Emir Gülal'edir. Hace Abdülhalık-ı Gucdüvani'den de iktibas-ı feyz eylemiş idi. Emir Gülal'in halaka-i zikr ü tesbihine devam ettiği halde, Hace Abdülhalık-ı Gucdüva ni'nin /10/ feyz-i rGhaniyyetlerinden iktibas sırasındaki emr ve vasiyyeti üzerine zikr i aleniye dahil olmazlardı.

Halil Ati İle Mülakatları: Ba'dehu yedi sene Mevlana A rif ile görüşerek Halil Ata hazretlerine mülaki ol muştur. Halil Ata, dil-agah bir mürşid-i irfan-penah idi. Hz. Bahaeddin, bir gece rü'yasında kendisinin bir dervişe ısmarlandığını, ya'ni onun taht-ı himaye ve terbiye i mürşidanesine tevdi olunduğunu görür. Uyandığı vakit dervişin şekl ü şemaili ziver i hafizası olduğu halde, keyfiyyeti, salihat-ı ümmetten olan ceddesine arz ve hikaye eder. Müşarünileyh§ da, "Ev/aılım, size meşô.yıh-ı Türk'den bir naslb erişse gerektir." bu yurur. Bunun üzerine Cenab-ı Bahaeddin (kudıl.ise sımıhu'l-metin), o zatı görmek ar zusuna düşerek taharriden hali kalmaz idi. Bir gün Buhara pazarında, alem-i ma'nada gördüğü zata aynen müşabih birini görün ce, hemen ismini sorar. Halil Ata isminde biri olduğunu anlar. Fakat orada mükaleme müyesser olmadığından, meserret ve mahzuniyyetinin imtizacından mütevellid bir hal-ı mütefekkirane ile hane-i mübareklerine avdet eder.

O gün akşam üzeri, biri hane-i Hz. Bahaeddin'e gelir, Efenıl.i Derviş Halil sizi istiyor." der. Müşarünileyh, biraz meyve teda " m rik edip Halil Ata hazretlerinin huzGr-ı arifanelerine gider. Evvelce gördüğü rü'yayı söy lemek hevesi gönlüne gelirse de, Halil Ata derhal, "Söyleyeceğiniz şey bize ayandır. Söyle meye hacet yoktur." buyurur. Hz. Bahaeddin, bu vuslattan memnun olup, hayli zaman sohbet ve muhabbetlerinde bulunarak ahval-i acibe vü garibe müşahede etmişlerdir. Ha lil Ata'ya Maveraünnehr halifeliği teveccüh edince, Hz. Bahaeddin beraberinde bulun muş, harikulade hususatına şahid olmuştur. Oniki sene hizmetlerinde bulundular; adab u esrar-ı tarikat ü ma'ri(eti öğrendiler. Hakkıyla bir mürşid-i mükemmil oldular. İki def'a hacca azimet buyurdular. Birinde meşhUr Hace Muhammed Parsa haz retleri beraberlerinde bulunmuştur. Makamat-ı Nakşıbendiyye nam eser-i matbu'da deniliyor ki: "Hz.

Hace-i hüzürg, ikinci defada ziyaret-i beytu'llah ile müşerref olup, avdetlerinde Bağ dad'a geldiler. Ulema, fukara ve umum ehl-i Bağdad, ziyaretlerine şitaban oldular idi." Bu sırada Hz. Abdulkadir-i Geytani'nin kabr-i enverlerini ziyaret buyurdular. Ru haniyyet-i Hz. Gavs-ı Ekrem'e hitaben (:l J' .ıS" l; h 1.1'" ..::-.:l :l 4 )15 1 5. "Ey tutup yardım eden pir, beni m elimi tut ki, "dest-girim" (el tutanım) diyeyim." (H) demesiyle Hz. Gavs, ( r-"f .S- \,; -L:ı ı _,. ..,_J; o L!d.! ) 1 6 cevabını vermiştir. ( ..:... .J .:ılö.l l ol!. r-1 J .:ı ./' ol.!. .:ı 4 ) 1 7 beytiyle başlayan kıt'a-i meşhGreyi irad ettiler. Beynehumada nice esrar-ı azime zuhura /1 1/ gelmiş olduğu mervidir. Fakat gerek Ma kamat-ı Nakşibendiyye, gerek Risale-i Bahaiyye 18 nam eserlerde buna dair bir ba his görmedim. İhtimal ki, Nakşibendiler bi't-tab' pirlerini diğer pirandan istifazadan müstağni bilmelerinden ve Kadiriler ise, Hz.

Gavs-ı A'zamı her pire ifaza-i envar-ı hakikat eder addetmelerinden dolayı, bu hadise, Nakşıbendi menakıb-namelerine geçmemiş; Kadiri menakıb-namelerinde zikrolunmuştur. Bu gibi eazım-ı evliyau'llah arasında zuhur eden cilveleri tedkik ve tahlil etmek için onlar kabiliyyetinde yaratılmış bir kuvve-i mümeyyize-i fikriyyeye malik olmak lazım gelir. Elde böyle bir kuvvet olmadıkça söz söylemek küstaha.ne (bir) bi-edeblik tir. Cümlesinin dfüre-i feyzine iltica, inayetlerini reca eylemek cümle-i adab-ı tarik dandır. Ayrılık gayrılık mühtediler arasında mevzu'-ı bahs olan mesaildendir. flz. Şah-ı Nakşıbend efendimiz (gibi), (yl.:ıl 415' )J \) 19 hükmüyle bu tarikat ı aliyyeye salik ve talih olan merdan-ı Huda'ya kemal-i edeb şarttır. \J J J:!)> ).:ı y.:ıl ıo y.:ıl 415' ._;..!.JI J )> buyuruyorlar. Cenab-ı pirin Zeyneddin-i Hafi hazretlerini ziyaret için Hindistan'da kfün He rat'a gidip müşarünileyh ile üç gün musahabetten sonra Hicaz'a geldikleri menkuldür.

Buhara'ya avdetlerinde bakıyye-i ömr-i şeriflerini burada imrar ile Emir Gülal hazret lerinin vasiyyeti üzerine, yerlerine seccade-nişin-i reşadet oldular. Hanefiyyü'l-mez hebdir. Şahs-ı kıymet-darları halkın nazarında layık olduğu mevki'-i hürmeti bulmuş ve şöhret-i arifaneleri cihana yayılmış; şarkdan garbdan gelen erbab-ı aşk u muhabbet ve talib-i irfan u hakikatin yegane merci'-i hassı olmuş idi. Envar-ı feyzinden müstefid olanlar çoğaldıkça kıymetleri de o nisbette yükseliyordu. Farisiyyü'l-ibare Enisü't ve Talibin Uddetü's-Salikin namında bir eser vardır. Bunu yazan Salahaddin b. Mü- 1 6. "Kalbini Nakşıbend şahına bağla ki, sana Nakşıbend diyeyim." ( H ) l7. " Her iki alemin padişahı Şeyh Abdülkadir"dir." ( H ) 1 8. Risale-i Bahfüyye, Farisiyyü'l-ibaredir. Müellifi Hace Muhammed Parsa hazretlerinin kibar-ı asha bından şeyh-i fazıl u kamil Ebu'l-Kasım M uhammed b. Mes'ud el-Buharı hazretleri olup Reş ehat'ta mezkurdur. 19. "Tarikat, tümüyle edebdir, terbiyedir." ( H ) 20. "Aşk yolunda edeble yürü, çünkü aşkın bütün yolları edepten geçer." (H) Hı.

Pir Muhammed Bahaeddin Şah-ı Nakşıbend 33 barek el-Buhiirl'dir. 785/( 1 383 ) senesinde Alaeddin-i Attar hazretlerinin sohbetine yetişmiş, onların vasıtasıyla, Hz. Pir efendimizin nazar-ı kabulleriyle müşerref olmuş tur. Zat-ı celll-i mürşidanelerinin kayd ve zabt edebildiği, efal ü akval ve ahval-i mü nifelerini cem' ile o eseri meydana getirmiş ki, her halde i'timada: şayan bir veslka-i mu'teberedir. /1 2/ Hz. Pir, bu eserin kendileri hal-i hayfü-ı sGriyyede bulundukları zamanda neşrine me'zGniyyet vermemişlerdir. A lem-i ahirete intikallerinden sonra ikmal ve neşr olunmuştur. İstanbul'da MGrad Molla Dergahı şeyhi Ali Efendi merhumun teş vikiyle Süleyman İzzi Efendi tarafından lisanımıza tercüme edilmiş, 1 328/( 1 9 1 0 ) se nesinde İstanbul'da Matbaa-i Bahriyye'de tab' olunmuştur. Bunun mütalaasını erbab ı ma'rifete sGret-i mahsGsada tavsiye ederim. Mütalaa edilirse Hz. Pir'in nasıl bir gen clne-i hakikat olduğu anlaşılır. 21 Müşarünileyh Alaeddin-i Attar buyururlar ki: "Vakta ki, Hace hazretlerinin kabulleriyle müşerref oldum; muhabbetleri bende o eseri bıraktı ki, karar ve aramım kalmadı.

Bezm-i sohhbetlerinden mufarakate kud retim olmazdı. Bu halde iken, bir gün bana teveccüh-i hitab ile, "Sen mi beni dost edindin, ben mi seni dost itti/ıa.z ettim?" buyurduklarında, "Zdt-ı keriimet-mealıınız tenez zü/en ve taltlfen bu abd-i alıkarmıza iltifat etmek maksadındasınız. Fakiriniz, efendimiti dost ittihaz ettim." dedim. Bunun üzerine Hz. Hace, "Bir saat sakin ol, bu htıl size mün keşif olur." buyurdular. Bir saat sonra gördüm ki, Hz. Hace'ye bende muhabbet eseri kalmamış. O zaman, "Gördünüz mü bizden midir, sizden midir?" buyurmuşlardır." Cenab-ı Pir'in lisan-ı Farislde ihtisas-ı tamlfirı, Arabide ise kudret-i kamileleri vardı. İnrak-ı Hikem-i Ayat'ını mütalaa edenler, kudret-i şi'riyyesinin de hayranıdır. Evrad-ı latifeleri ise pek yüksek bir eser-i sanihattır. Tamamen lisan-ı haktır. Hz. Pir efendimiz, ziraatle de iştigal edip emr-i maişetlerini kesb-i helal ile te'ml ne pek ziyade i'tina buyururlar imiş.

Hatta pek çok zevat, "Haydi gidelim, Hz. Bahiled dln'in her türlü şaibeden masun taamırıdan nevale-çın olalım." diye tehalük gösterirler imiş. Sema.hatları fevka'l-ade olduğundan, it'am yüzünden pek ziyade neş'e-yab olurlar imiş. Şemail-i Latifeleri: Orta boylu, tıknazca ve kır sakallı, ya'nl beyazı siyahına galib, değirmi yüzlü, ya nakları humrete mfül, iki kaşının arası açık olup, bıyıklarını sünnet-i seniyye daire- 21. Enisü't-Talibin üzerinde, Tahran Ü niversitesi'nde Dr. Halil l brahim Sarıoğlu tarafından doktora tezi olarak çalışılmış ve 1 979 yılında tamamlanan bu çalışma ile eser, edisyon kritikli metin olarak hazırlanmıştır. Aynı tez ayrıca Tahran'da iki defa basılmıştır. ( H )

COĞRAFÎ HAFIZAİstanbul'da MGrad Molla DergahıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi1 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Bahaeddin-i Nakşıbend, kendisindeki inkıbaz halinin, Hızır (aleyhi's-selıiın)'ın bereketiyle izale olması için ona…

Bahaeddin-i Nakşıbend, kendisindeki inkıbaz halinin, Hızır (aleyhi's-selıiın)'ın bereketiyle izale olması için ona doğru yürüdü. Ertesi gece, Şah-ı Nakşıbend, rüyasında Gavs-ı a'zam'ı gördü. Gavs-ı a'zam, sağ elinin parmaklarıy­ la onun göğsüne doğru işaret etti ve 'lsm-i A'zam'ı batınına nakş etti.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç
Gelenek içi anlatı

Bu bölüm kaynak biyografideki bağlamıyla verilir; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Seyyid Mahmud b. Seyyid Bulak b. Seyyid Taki SUfi-i Halveti b. Seyyid Fahreddin b. Seyyid Ali Ekber b. İmam Hasan-ı Aske­ ri b. İmam Aliyy-i Naki b. İmam Muhammed-i Taki b. İmam Musa Rıza b. İmam Mu­ sa Kazım b. İmam Ca'fer es-Sadık (radıya'lliıhü anhüm). Tahsilleri ve Nisbetleri: Buhara'da tahsil-i kemalat eylemişlerdir. Hace Muhammed Baba es-Simmasi hazretleri, müşarünileyhi, yüksekliği hasebiyle evladlığa kabul etmiş idi. İntisabları Gavs-ı A'zam bir gün cemaatıyla beraber giderken bir yerde durdu ve Buhara tarafına doğru yönel­ di. Bu esnada, o beldenin büyüklerinin kokusunu teneffüs ettiğini söyleyerek şöyle dedi: "Benim ve­ fatımdan yüzelliyedi sene sonra bir kişi doğacak. Bu zat Muhammedi meşrebli ve Bahaeddin Mu­ hammed en-Nakşıbendi isimlidir. O zat, nimetinin çokluğuyla temeyyüz eder." Gavs'ın dedikleri aynen oldu. Rivayet edilir ki: Şah-ı Nakşıbend, görevi aldığı zaman, şeyhi Emir Gülal'ın telkinlerine de muhatab oldu.

Emir Gü­ lal kendisine, yüce Allah'ın isimleriyle meşgul olmasını emretti. lsm-i a'zam, kalbine yerleşince, nakşolununca, Şah-ı Nakşıbend'e ınkıbaz hali hasıl oldu. Bunun üzerine Hz. Bahaüddin sahraya çıktı. Tam bu esnada Hızır (a.s.)'ın kendisine doğru geldiğini gör­ dü. Hz. Şeyh, Hızır'ı karşıladı ve ona selam verdi. Selamdan sonra Hızır, Hz. Bahaeddin'e şöyle dedi: "Ey Bahaeddin! Bana Gavs-ı a'zam'dan, ism-i a'zam hakkında ma'lumat ulaştı. Ben de, sana onu tel­ kin ediyorum." Bu söz üzerine Hz. Bahaeddin-i Nakşıbend, kendisindeki inkıbaz halinin, Hızır (aleyhi's-selıiın)'ın bereketiyle izale olması için ona doğru yürüdü. Ertesi gece, Şah-ı Nakşıbend, rüyasında Gavs-ı a'zam'ı gördü. Gavs-ı a'zam, sağ elinin parmaklarıy­ la onun göğsüne doğru işaret etti ve 'lsm-i A'zam'ı batınına nakş etti. Çünkü beş parmak "Allah" lafzının yazılışı gibidir. Hz. Bahaeddin-i Nakşıbend bu esnada öyle birşey gördü ki, onda "Allah" ke­ limesi şekillenmişti.

Gördüğü bu rüya ülkesinde duyulunca, Hz. Bahaüddin'e bunu tekrar tekrar soruyorlardı. O da ce­ vap olarak şöyle diyordu: "Bu hal, Gavs-ı a'zam'ın bana nimetler lutfettiği mübarek gecelerdeki feyizlerden bir feyiz, inayet­ lerden bir inayettir. O geceden beri, bendeki halin değişerek arttığını görüyorum." işte, "Şah-ı Nakşıbendl" isminin şöhret bulması, Gavs-ı a'zam'ın, Hz. Bahaeddin'in'kalbine bunu nakşetmiş olmasındandır. Nitekim o da, müridlerinin kalblerine nakşetmektedir. Hz. Şah-ı Nakşıbend'e, Gavs-ı a'zam'ın: "Ayağım, Allah'ın bütün veli kullarının omuzları üzerin­ dedir." sözü hakkında ne dersin diye sorduklarında şöyle cevap vermiştir: "Ayağım, yani benim basiretim ve gözüm anlamındadır. " Allah Teala, cümlesinden razı !sun." (H) Hz. Pir Muhammed Bahiieddin Şiih-ı Nakşıbend 31 Emir Gülal'edir. Hace Abdülhalık-ı Gucdüvani'den de iktibas-ı feyz eylemiş idi. Emir Gülal'in halaka-i zikr ü tesbihine devam ettiği halde, Hace Abdülhalık-ı Gucdüva­ ni'nin /10/ feyz-i rGhaniyyetlerinden iktibas sırasındaki emr ve vasiyyeti üzerine zikr­ i aleniye dahil olmazlardı.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 2.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Ha­ lil Ata'ya Maveraünnehr halifeliği teveccüh edince, Hz

Ha­ lil Ata'ya Maveraünnehr halifeliği teveccüh edince, Hz. Bahaeddin beraberinde bulun­ muş, harikulade hususatına şahid olmuştur. Oniki sene hizmetlerinde bulundular; adab u esrar-ı tarikat ü ma'ri(eti öğrendiler.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç
Gelenek içi anlatı

Bu bölüm kaynak biyografideki bağlamıyla verilir; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Halil Ati İle Mülakatları: Ba'dehu yedi sene Mevlana A rif ile görüşerek Halil Ata hazretlerine mülaki ol­ muştur. Halil Ata, dil-agah bir mürşid-i irfan-penah idi. Hz. Bahaeddin, bir gece rü'yasında kendisinin bir dervişe ısmarlandığını, ya'ni onun taht-ı himaye ve terbiye­ i mürşidanesine tevdi olunduğunu görür. Uyandığı vakit dervişin şekl ü şemaili ziver­ i hafizası olduğu halde, keyfiyyeti, salihat-ı ümmetten olan ceddesine arz ve hikaye eder. Müşarünileyh§ da, "Ev/aılım, size meşô.yıh-ı Türk'den bir naslb erişse gerektir." bu­ yurur. Bunun üzerine Cenab-ı Bahaeddin (kudıl.ise sımıhu'l-metin), o zatı görmek ar­ zusuna düşerek taharriden hali kalmaz idi. Bir gün Buhara pazarında, alem-i ma'nada gördüğü zata aynen müşabih birini görün­ ce, hemen ismini sorar. Halil Ata isminde biri olduğunu anlar. Fakat orada mükaleme müyesser olmadığından, meserret ve mahzuniyyetinin imtizacından mütevellid bir hal-ı mütefekkirane ile hane-i mübareklerine avdet eder.

O gün akşam üzeri, biri hane-i Hz. Bahaeddin'e gelir, Efenıl.i Derviş Halil sizi istiyor." der. Müşarünileyh, biraz meyve teda­ " m rik edip Halil Ata hazretlerinin huzGr-ı arifanelerine gider. Evvelce gördüğü rü'yayı söy­ lemek hevesi gönlüne gelirse de, Halil Ata derhal, "Söyleyeceğiniz şey bize ayandır. Söyle­ meye hacet yoktur." buyurur. Hz. Bahaeddin, bu vuslattan memnun olup, hayli zaman sohbet ve muhabbetlerinde bulunarak ahval-i acibe vü garibe müşahede etmişlerdir. Ha­ lil Ata'ya Maveraünnehr halifeliği teveccüh edince, Hz. Bahaeddin beraberinde bulun­ muş, harikulade hususatına şahid olmuştur. Oniki sene hizmetlerinde bulundular; adab u esrar-ı tarikat ü ma'ri(eti öğrendiler. Hakkıyla bir mürşid-i mükemmil oldular. İki def'a hacca azimet buyurdular. Birinde meşhUr Hace Muhammed Parsa haz­ retleri beraberlerinde bulunmuştur. Makamat-ı Nakşıbendiyye nam eser-i matbu'da deniliyor ki: "Hz.

Hace-i hüzürg, ikinci defada ziyaret-i beytu'llah ile müşerref olup, avdetlerinde Bağ­ dad'a geldiler. Ulema, fukara ve umum ehl-i Bağdad, ziyaretlerine şitaban oldular idi." Bu sırada Hz. Abdulkadir-i Geytani'nin kabr-i enverlerini ziyaret buyurdular. Ru­ haniyyet-i Hz. Gavs-ı Ekrem'e hitaben (:l J' .ıS" l; h 1.1'" ..::-.:l :l 4 )15 1 5. "Ey tutup yardım eden pir, beni m elimi tut ki, "dest-girim" (el tutanım) diyeyim." (H) demesiyle Hz. Gavs, ( r-"f .S- \,; -L:ı ı _,. ..,_J; o L!d.! ) 1 6 cevabını vermiştir. ( ..:... .J .:ılö.l l ol!. r-1 J .:ı ./' ol.!. .:ı 4 ) 1 7 beytiyle başlayan kıt'a-i meşhGreyi irad ettiler. Beynehumada nice esrar-ı azime zuhura /1 1/ gelmiş olduğu mervidir. Fakat gerek Ma­ kamat-ı Nakşibendiyye, gerek Risale-i Bahaiyye 18 nam eserlerde buna dair bir ba­ his görmedim. İhtimal ki, Nakşibendiler bi't-tab' pirlerini diğer pirandan istifazadan müstağni bilmelerinden ve Kadiriler ise, Hz.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 2.

Eserleri ve metinleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Eserleri ve metinleri

Beynehumada nice esrar-ı azime zuhura /1 1/ gelmiş olduğu mervidir. Fakat gerek Ma­ kamat-ı Nakşibendiyye, gerek Risale-i Bahaiyye 18 nam eserlerde buna dair bir ba­ his görmedim. İhtimal ki, Nakşibendiler bi't-tab' pirlerini diğer pirandan istifazadan müstağni bilmelerinden ve Kadiriler ise, Hz.

Metni gösterMetni daralt

Beynehumada nice esrar-ı azime zuhura /1 1/ gelmiş olduğu mervidir. Fakat gerek Ma­ kamat-ı Nakşibendiyye, gerek Risale-i Bahaiyye 18 nam eserlerde buna dair bir ba­ his görmedim. İhtimal ki, Nakşibendiler bi't-tab' pirlerini diğer pirandan istifazadan müstağni bilmelerinden ve Kadiriler ise, Hz.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 2.

Öğütleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Söz ve öğüt

Bezm-i sohhbetlerinden mufarakate kud­ retim olmazdı. Bu halde iken, bir gün bana teveccüh-i hitab ile, "Sen mi beni dost edindin, ben mi seni dost itti/ıa.z ettim?" buyurduklarında, "Zdt-ı keriimet-mealıınız tenez­ zü/en ve taltlfen bu abd-i alıkarmıza iltifat etmek maksadındasınız. Fakiriniz, efendimiti dost ittihaz ettim." dedim.

Metni gösterMetni daralt

Bezm-i sohhbetlerinden mufarakate kud­ retim olmazdı. Bu halde iken, bir gün bana teveccüh-i hitab ile, "Sen mi beni dost edindin, ben mi seni dost itti/ıa.z ettim?" buyurduklarında, "Zdt-ı keriimet-mealıınız tenez­ zü/en ve taltlfen bu abd-i alıkarmıza iltifat etmek maksadındasınız. Fakiriniz, efendimiti dost ittihaz ettim." dedim.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 2.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · Türkiyeİstanbul'da MGrad Molla Dergahıİstanbul'da MGrad Molla Dergahı , Sefîne-i Evliyâ kişi kayıtlarında 1 ayrı bağlamda anılır. İstanbul'da MGrad Molla Dergahı şeyhi Ali Efendi merhumun teş vikiyle Süleyman İzzi Efendi tarafından lisanımıza tercüme edilmiş, 1 328/( 1 9 1 0 ) se nesinde İstanbul'da Matbaa-i Bahriyye'de tab' olunmuştur. Bağlantılı şahsiyetler: Seyyid Emir Gülâl.