Ara
Menü

Mısır mevleviyyetine ta’yîninde sinni onsekiz olduğu gibi, Şeyh Ali Efendi hazretlerine intisâbla…

Şeyh Muhammed Ziyâeddîn Yaşar Efendi etrafında nakledilen anlatı

Gelenek içi anlatı

Bu bölüm kaynak biyografideki bağlamıyla verilir; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Verilen ibârenin hesaplanmasından 1273 çıkmaktadır. (H)

Rızâeddîn Efendi-zâdedir ve ondan müstahleftir. Pederinin irtihâlinde câ- nişîni olmuştu. Tarîkına âşık, pîrine ve mesleğine sâdık bir zâttır. Bu satırları yazdığım zamân husûle gelen şevk-ı azîm te’sîriyle Hz. Pîr’i ziyârete şitâbân olmuş idim. Pazartesi gününe ve yevm-i mahsûsa tesâdüf etmekle zikr-i şerîfte bulunarak, ba’dehû meydân odasında mûmâileyh Şeyh Fahrî Efendi ile görüştüm. Hz. Pîr’in menâkıbına bahsimiz intikâl edince: “İstanbullulardan kutub zuhûr etmemiş, meşâyıh-ı kirâmın kısm-ı a’zamı taşradan gelip, burada te’sîs-i tarîkat etmekle, İstanbullulardan bu şerefi kazanan olmamış” diyenlere karşı Hz. Pîr, “Nûreddîn-i Cerrâhî'yi gösteririz.” dediler. “Hay - (‫ )حى‬ism-i şerîfi be-hisâb-ı ebced, 18 rakamını iş’âr eder ki, müddet-i meşîhatleridir.” buyurdular. “Tâc-ı şerîfin tepesinin rengini sarı olarak intihâb buyuran Hz. Pîr midir?” dedim. “Evet” diye cevâp verdiler. “Hay” ism-i şerîfinin tecellîsini düşündüm, bu tavrın, reng-i nûru sarı olmağla, o tecellî te’sîriyle tâc-ı şerîflerinin renginin sarı olarak intihâbındaki hikmeti buldum. Hz. Pîr efendimizin hîn-i irtihâllerinde, kırkdört yaşında, kara sakallı olduklarını söyledilerse de, hesâbâta göre, sinn-i şerîfleri elli olmak lâzım geliyor. Mısır mevleviyyetine ta’yîninde sinni onsekiz olduğu gibi, Şeyh Ali Efendi hazretlerine intisâbla altı yedi sene kadar dâire-i terbiyelerinde kalıp, ikmâl-i seyr ü sülûk ettikleri 1115/(1703-04)’te meşîhete ta’yîn olundukları esnâ-yı musâhabede teeyyüd etti. “Cerrâhî” denilmesi Ubeyde b. el-Cerrâh sülâlesinden olmasına mı, Cerrahpaşa’da ikâmetine mi mahmûl olduğunu sorduğumda, “Kuvvetlisi Cerrahpaşalı olması cihetine nâzırdır, rivâyet-i uhrâ pek zaîfdir.” dediler. “Arafe günleri, el-ân Hayret Tepe’ye gidiliyor mu?” diye sordum. “Gidiyoruz, orada ikindi namâzı kılar, ba’dehû sûret-i ma’lûmede icrâ-yı âyîn ederiz; fakat burada Nûreddîn-zâde (Cild-i sâlis, sahîfe: 228) hazretlerinin kabri vardı. Harb-i Umûmî’de askerde bulunduğum zamân, o civârı şühedâ mezarlığı yaparken, askerler o kabri, hâk ile yeksân etmişler. Büyük küfeki taşları dikili idi. Lahdin etrâfı taşla muhât bulunuyordu. Taşlar kaldırılmış, yeri dümdüz olmuş. Bursa meb’ûs-ı esbakı Tâhir Bey delâletiyle, o zamân Şeyhu'l-islâm bulunan Hayri Efendi ve Harbiye Nâzırı Enver Paşa merhûmlara ma’lûmât verdik. Hattâ bir arafe günü biz orada namaz kılarken Şeyhu'l-islâm Hayri Efendi müsteşârı Evliyâ Efendi ile geldiler, bizim ile namaz kıldılar, âyînde bulundular. Enver Paşa, Hz. Pîr’in lebbeyk-zen olduğu o kabir civârına bir namaz- gâh yapılmasını ve her sene Kurban Bayramı arafesinde umûm şühedânın rûhlarına ithâf-ı Fâtiha olunmak üzere bu merâsimin tevsîiyle umûmî bir şekle ifrâğını emr

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir anlatıdır. Tarihî olay, belge veya kronolojiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.