Ara
Menü

Yine va’zda mesâil-i cifriyyeden bahs ile ba'zı vukûâttan haber vermesi hoşa gitmediğinden…

Niyâzî-i Mısrî etrafında nakledilen anlatı

Gelenek içi anlatı

Bu bölüm kaynak biyografideki bağlamıyla verilir; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

"... Beni anmakta gevşeklik göstermeyin." 20. Tâhâ sûresi, 42. (H)

ederken kendilerinden hâlet-i garîbe ârızasıyla ba'zı kelîmât-ı acîbe zuhûr etti. Devletin emr-i idâresindeki yolsuzlukları ve muhârebât zuhûrunun millet ve devlet üzerindeki te’sîrât-ı elîmesini şerh ve tafsîl ile, pâdişâhı, erkân-ı hükûmeti ye’se düşürecek sözler söyledi. Hak söz acıdır, hoşa gitmediğinden, Edirne’de Hz. Şeyh’in devâm-ı vücûdu, sözlerinin hükûmet aleyhine ve orduda teşevvüşe bâis olacağı korkusu ile Hz. Mısrî’yi Rodos’a nefy ettiler. Fakat dokuz ay sonra Bursa’da li-ecli’l- ikâme avdetine müsâade olunmuş idi. Yine va’zda mesâil-i cifriyyeden bahs ile ba'zı vukûâttan haber vermesi hoşa gitmediğinden 1088/(1677) senesinde, bazı münâfıkların kurbân-ı iftirâsı olarak Limni’ye nefy olundu. Burada oniki (bir rivâyette onbeş veya yirmi) sene kaldı.38 Zikr ü irşâd ile meşgûl oldu. Alâ-rivâyetin, “Aşık Yûnus’un kabri” diye bir kabir keşf eyledi. Köprülü-zâde Mustafa Paşa’nın delâletiyle ıtlâk olundu. Bursa’ya avdetinde, tekrâr Limni’ye geleceğini ve mahall-i kabrini keşf ü beyân etti. 1104 Şevvâlinde (Haziran-Temmuz 1693), “Taraf-ı Hak’tan sefere me’mûr olduk.” diye tekrâr Edirne’ye gelerek Sultan Selîm Câmi’-i şerîfine nâzil olmuşlar. Ziyâret-i aliyyelerine şitâbân olan cemâat-i uzmâya va’z ederken umûr-ı devlete müteallık havsalasız sözler sarf ve yine cifirden bahs etmekle yine menfiyyen Limni’ye i’zâm olunmuştur. Hz. Mısrî, bu def’a gazab-nâk idi. Bu gazabın te’sîriyle Edirne’de, hareket-i arz gibi ba'zı hâdisâtın vukûuna şâhid olan ve ehlu’llâhdan bulunan kimseler, müşârünileyhin teskîn-i hiddetine bâis olmağa çalışmışlardır. Âdet-i Hakk’a muhâlif bir iş itmez yoksa İtse seyr it o zamân kudret-i ehlu’llâhı Zîr ü bâlâyı ider emrine münkâd ü mutî’ Virse bir abdine Hak rütbet-i ehlu’llâhı Hattâ meşhûrdur, bir öküz arabasına bindirmişler, Gelibolu tarîkıyla Limni’ye sevk olunurmuş. O zamân Hz. Pîr Hasan Sezâî-i Gülşenî henüz küçük yaşta imiş. Şeyhi La’lî-i Gülşenî, "Aman evlâdım, koş Hz. Mısrî’ye yetiş, arabasının önüne yat, afv dile, nazarlarını celâlden cemâle çevirmeğe çalış." diye emredince, Hz. Sezâî yetişir, aldığı emir gibi hareket eder. Hz. Mısrî’de hâl değişir, fakat müsâdif oldukları yer İstanbul Mezarlığı yolunda imiş. Hz. Mısrî, “Evlâdım bizim âsâr-ı celâlimiz bâkî kalsaydı, kudret-i ilâhiyye ile şehri zîr ü zeber eder idik.” diye bir mezâr taşını hiddetle sallayınca, li-hikmeti’llâhi taâlâ, Edirne’(de) zelzele olmuştur. Herkes havf u

86. sahîfedeki mektûbdan onsekiz sene olduğu tahakkuk eyledi. Rivâyetlerin hükmü sâkıttır.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir anlatıdır. Tarihî olay, belge veya kronolojiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.