I. Dünya Savaşı'nda cihat ilânının ardından bütün tarikatlardan savaşa katılan şeyhlere subay, dervişlere er, onbaşı veya çavuş rütbesi verilmiş; Osman Hâdî Efendi mürşidi Mustafa Sâfî Efendi'den aldığı emirle Çanakkale'ye giderek başçavuş rütbesiyle savaşa katılmıştır. Torunu Aslı Levent'in aktardığına göre burada Mustafa Kemal ile tanışmış, çatışmaların durduğu aralarda kendisiyle sık sık dinî sohbetler yapmış ve şehâdet makamının yüceliğini anlatarak ölüm korkusundan söz etmiştir.
Aile içinde nakledilen rivayete göre Conkbayırı'nda Mustafa Kemal'e gelen şarapnel parçasına elini uzatarak ona zarar vermesini önlemiş ve bu sebeple gazi olmuştur; aynı anda şarapnel Mustafa Kemal'in cebindeki saate de isabet etmiştir. Kan kaybından bayılınca öldü sanılıp, hayvanların zarar vermemesi için siperde gömülmüş; toprağı sıkıştırmak üzere kürekle vurulurken kendine gelerek 'beni çıkarın' diye bağırmış ve sol kolu ile sırtıyla toprağı iterek hayatta kalmıştır. Büyük yarası sebebiyle cephede savaşamaz hâle gelince İstanbul'a gönderilmiş, terhisine kadar Sirkeci Talim Taburu'nda bölük ve tabur komutan vekili olarak acemi erlerin eğitimiyle vazifelendirilmiştir. Bu anlatılar kaynakta aile mülâkatlarına dayanan rivayetler olarak verilmektedir.