Sefîne'nin naklettiğine göre Âşık Mûsâ, Edirne'de irşada me'mûr buyurulduğunda işe zikir halkasını kurmakla değil, o halkanın kurulacağı yeri aramakla başlamıştır. Metin onun “umûm cevâmi'-i şerîfeyi” gezdiğini, yani şehrin bütün camilerini dolaştığını söyler.
Aradığı şey açıkça tanımlanmıştır: “bed'-i tevhîd” için, yani tevhid zikrine başlamak için münasip bir mahal. Seçimi şehrin büyük camilerinden biri değil, nehir kenarında bulunan, harâba yüz tutmuş ve vaktiyle misafirlere tahsis edilmiş olan Şahmelik Zâviyesi olmuş; orada ikamete başlamıştır.
Çerçeve. Bu anlatı, kerâmet içermediği hâlde bir menkıbe gibi kurulmuştur: mâmur bir camiyi değil viran bir misafirhaneyi seçmek, tasavvuf edebiyatında ihyâ fikrinin standart imgesidir ve şeyhin mütevâzı tercihini vurgulamak için anlatılır. Tarihî kayıt olarak sabit olan, Şahmelik Zâviyesi'nin Edirne'de Gülşeniyye'nin merkezi hâline gelmesidir; mekânın nasıl seçildiğine dair sahne ise gelenek anlatısına aittir. Sefîne zâviyenin bulunduğu nehri adlandırmaz, burada da adlandırılmamıştır.