Vassâf'ın bu zât için ayırdığı satırlar, bir menkıbe anlatısı değil, kısa bir tercüme-i hâl tespitidir: Osman Efendi'nin irtihalinin ardından dergâhın cânişîni, yani posttaki halefi olmuştur. Kayıt bu kadarla kalır; intisap, tahsil, seyr ü sülûk veya irşad faaliyetine dair hiçbir ayrıntı verilmez.
Emin Efendi'nin şahsiyetine dair yegâne niteleme, aynı sayfalarda halefinin maddesinde geçen ârif-i maârif-i ilâhî ifadesidir. Vassâf ayrıca kendi eserinin daha önceki bir sayfasında bu zâtın tercüme-i hâlini yazdığını hatırlatır; yani Sefîne içinde iki ayrı yerde anılmaktadır.
Çerçeve. Bu, gelenek anlatısı değil kurumsal bir halefiyet kaydıdır: bir dergâhın postunda kimin kimden sonra oturduğunu tespit eder. Sefîne'nin bu tür kuru maddeleri tekke tarihçiliği için menkıbelerden daha sağlam bir iskelet sunar; ancak kişinin iç hayatına ve tarîkat usulüne dair bir şey söylemedikleri için tek başına bir biyografi yerine geçmezler.