Kaynak, Mevlânâ Hâlid’in terbiye sırasında Seyyid Tâhâ’ya dağdan taş taşıttığını, talebelerin ise Ehl-i beyt’e bağlılığıyla bilinen şeyhin bir seyyide böyle davranmasına şaşırdığını nakleder. Mevlânâ Hâlid bu hususta konuşmaz, sükût ederdi.
Hilâfet-i mutlaka ile şereflenip Berdesur’a hareket edeceği gün büyük bir cemaatle uğurlandı. Atına binerken üzengisini tutanın hocası olduğunu görüp geri çekilince Mevlânâ Hâlid, "Bir zaman nefsinin terbiyesi için size dağdan taş getirtiyordum; şimdi Ehl-i beyt’e olan bağlılığım sebebiyle üzengini benden başka kimse tutamaz" dedi. Bir müddet yürüdükten sonra dizginleri eline vererek "Bundan sonra dizginlerin senin elindedir; terbiye ve yetişmende kusur etmedim" diye uğurladı.
Çerçeve. Menkıbe, mürşid-mürid ilişkisindeki iki ayrı hukuku bilinçli biçimde karşı karşıya getirir: sülûk boyunca nefis terbiyesi hükmünü yürütür, icâzet anında ise nesep hürmeti öne geçer. Dizginin teslimi, sözlü icâzetin yerine geçen bir devir sahnesidir; Hâlidî anlatılarında hilâfetin ne zaman ve nasıl "bittiğini" gösteren tipik bir eşik motifidir.