Nev‘îzâde Atâyî, Yusuf Çelebi'nin ölüm şeklini onun oğlu Ma‘tûh Çelebi'den nakledilen ayrıntılı bir rivayetle anlatır. Buna göre bir Nevruz günü Nakkaş Haydar Çelebi'nin bahçesinde bir ziyafet ve sohbet meclisi kurulur. Süleymaniye müderrisi Şeyhî Efendi ile Sahn müderrisi Çivizâde Efendi de davetliler arasındadır; kaynak, bu iki âlimin daha sonra şeyhülislâm olduklarını özellikle belirtir. Mütevelli Beydak Çelebi de toplantıya katılır.
Gümüş hokkadaki macun
Nevruz âdeti gereğince macun istendiğinde ev sahibi, elinde çok iyisi bulunduğunu söyleyerek gümüş bir hokka getirir. Meclistekiler macundan tatmaya başlar. Tadı ve kokusu kuvvetli olan bazı kimseler olağan dışı acılığı fark edip ağızlarındakini mendile silerek çıkarır; tehlikenin farkına varmayanlarsa bunu macunun özelliği sanıp yemeyi sürdürür.
Kaynağın aktardığı zehir rivayeti
Atâyî'nin kaydettiği rivayete göre hokkadaki macun aslında ev sahibini öldürmek maksadıyla zehirlenmiştir. Kaynak bunu ev sahibinin kızı hakkında son derece ağır ve tarafgir bir dille anlatır. Bu suçlama bağımsız bir adlî kayıtla doğrulanmadığından burada tarihî hüküm şeklinde değil, metnin taşıdığı rivayet olarak gösterilmektedir. Rivayetin merkezindeki ironi, başka biri için hazırlandığı söylenen zehrin kaderin sevkiyle toplantıdaki diğer kişilere ulaşmasıdır.
Kurtulanlar ve Yusuf Çelebi'nin ölümü
Acılığı erkenden fark edip macunu çıkaranlar ağız ve dillerindeki şişmeyle kurtulur. Beydak Çelebi ile ev sahibi süratle kusmalarına rağmen uzun süre yatağa düşer, daha sonra iyileşir. Yusuf Çelebi ise zehrin tesirinden kurtulamaz. Böylece Nevruz için kurulan eğlence ve sohbet meclisi matemle sona erer. Kaynak olayın 970 yılının sonlarında, 1563'te meydana geldiğini ve Yusuf Çelebi'nin kırk yedi yaşında öldüğünü bildirir.
Bu kayıt, Nev‘îzâde'nin biyografi içinde naklettiği ve Ma‘tûh Çelebi'ye dayandırdığı bir ölüm rivayetidir. Toplantının katılımcıları ve anlatının safhaları korunmuş; zehirleme isnadı doğrulanmış bir mahkeme vakası gibi sunulmamıştır.