HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı, irşadı ve metinleri
Ricâlu'llâhdan'dır. Cidden urefâ-yı süfiyyeden olup, vücüd-ı mes'üduyla âlem-i irfâna zinet vermiştir. Muallim Nâci merhüm, Osmânlı Şâirleri nâm eserinde, müşârünileyhin tercüme-i hâlini yazmıştır.
Sultân Bâyezid'de, Kütübhâne-i Umümi'deki yazma Divân'ının başında bir zâtın yazdığı tercüme-i hâllerine nazaran, 1148/(1735) senesinde Edirne'de tevellüd eylemiştir. Neş'et Süleymân nâmıyla mevsüm olup, Sultân Mahmüd Hân-ı evvelin musâhibi Ahmed Rufey'â Efendi'nin oğludur.
Neş'et Efendi, pederleri Edirne'de menfiyyen bulundukları sırada dünyâya gelmiştir. Edebiyâta intisâbı olan pederleri, Hz. Neş'et'in tevellüdüne târih olmak üzere söylemiştir:
Neccâr-zâde Şeyh Rızâ Efendi Hazretleri 187
Hudâyâ iki âlemde aziz eyle Süleyman'ı
(خدايا ايكى sale عزيز ايله سليمانى)Bu mısra, hâteminde menküş imiş.
Geçende İstanbul'da Topkapı hâricinde Hoca Neş'et Efendi'nin kabrini ziyâret ederken, müsâdif-i nazarım olan bir mezâr kitâbesini istinsâh ettim. Şöyle yazılıydı:
“Merhüm Neş'et Efendi şâkirdlerinden ve tarik-ı Nakşıbendi'den Bursalı Emin Efendi bendelerinden Âsitâneli Aksaraylı merhüm Abdişâh Efendi'nin rühu içün, el-Fâtiha. 12 Şevval 1244/(18 Nisan 1844)”
Rufey'â Efendi, müsiki fenninde yektâ olduğundan, bir aralık hissiyyât-ı garibâne ile tanzim eylediği:
Meskenimden dür idüp gurbetde ser-gerdân iden
Kısmetim mi tâlikm mi yoksa cânânım mıdır şarkısını süzişli bir sürette besteledikten sonra, ba'zı erbâb-ı tabiata neşr eylemiştir. Arası çok geçmeksizin bu nağme İstanbul'a aksedince, vâsıl-ı sem'-ı hümâyün olup, ıtlâk olundukdan başka, evvelkinden ziyâde mazhar-ı iltifât buyurulmuştur.
Rufey'â Efendi istihsâl eylediği müsâade-i pâdişâhi üzerine Kaftan Ağalığı'yla Hicâz'a gittiği zamân, sinn-i temyize vâsıl olmuş bulunan Süleymân Neş'et'i de berâber götürmüştür. Avdette Konya'ya uğradıklarında, Çelebi Efendi'ye genç hacı arz-ı irâdetle sikke-püş olmuştur. İstanbul'a avdetlerinde henüz onaltı yaşında iken pederleri vefât eylemiştir. Zeâmet, hasbe'ş-şurüt kendilerine intikâl ve gediği dahi istihsâl ile dergâh-ı âli gediklileri sırasına girmiştir.
Süleymân Neş'et Efendi, bu iftirâkdan sonra hâsıl eylediği teessürle berâber tahsil-i ulüma meyl edip, az vakit zarfında beyne'l-akrân mümtâz olmuş ve husüsıyla /95/ Mesnevi-i şerifin hakâyık ve dakâyıkını anlamak emeliyle Fârisi öğrenmeye hasr-ı âmâl eylemiş. Dâye-zâde Cüdi Efendi kendisine,
Çünki ilm ü edebe itdin öyle rağbet
Dâimâ sâhib-i irfân ile eyle sohbet
Gayret ü şevkini sarf it eser-i eslâfa
Mahlas-ı ma'rifetin ola cihânda Neşet neşidesiyle, “Neş'et” ismini yadigâr eylemiştir. Bu isimle teşehhür etmişlerdir.
Mesnevi-hânlıkla teferrüd ederek İstanbul'un müşârün bi'l-benân Fârisi muallimi oldular. Meşhür Mevlevi Şeyh Gâlib Efendi ile Pertev Efendi, Hoca Vahyi Efendi mazhar-ı teveccühü olmuştu. Şeyh Gâlib'e “Es'ad” mahlasını Hoca Neş'et vermiş
Neş'et didi pirân zebânından idüp güş
Mahlas ana Es'ad ne saâdet bu ne şândır
Bir müddet vüzerâ-yı devlet dâirelerinde birün ağalığı hizmetiyle Anadolu ve Rumeli'nde vüzerâ ile gezmiş ve bir aralık Hekimoğlu Ali Paşa merhümun dâiresinde sâhib-i i'tibâr olmuş idi.
Esliha isti'mâlinde sâhib-i mahâret idi. Erbâb-ı zeâmetten olduğu cihetle 1182/(1768)'de açılan Rus Muhârebesi'nde Osmânlı ordusunda bulundu.
Hasretle gözüm yaşı ki zib-i çemen oldu
Rüm illeri kühsâr-ı bedâhş u Yemen oldu
Bunu imâen söylemiştir.
Seyfu kalemi cem' etmiş zevâttan ma'düddur. Meslek-i tasavvufa meyli olduğundan, kibâr-ı meşâyıh-ı Nakşiyye'den Âgâh Ağa hazretlerine arz-ı hizmetle, dergâh-ı âlilerinde kahvecilik ederek, ba'dehü müşârünileyhin halifeleri Şeyhu'l-meşâyih, Berzahü'l-berâzih Bursalı Emin Efendi hazretlerine arz-ı nisbet ve teslimiyyet ile dâye-dâr oldular. İstanbul'a avdetlerinde teehhül ettiler. Son zamânlarında Molla Gürâni'deki konaklarında ihtiyâr-ı inzivâ buyurdular. Haftada iki gün tullâb-ı irfâna Fârisi ta'lim ve iki gün hatm-i hâce eylemek mesleğini ta'kib ettiler.
Emin Efendi hazretlerinden müstahlef olunca, şöhretleri bir kat daha şâyi' oldu. Dersine devâm edenler meyânında, Sadrazam Muhammed İzzet Paşa, Ârif Efendi ve Hânif Efendi gibi zamânının ileri gelen zevâtı mezkürdur. Otuz seneden ziyâde bu hâl ile dem-güzâr oldular. /96/ Şöhretleri Arabistan, İran ve Çin'e kadar intişâr edip, “Baba-yı âlem” diye yâd olunduğunu, Hâfız Hüseyn-i Ayvansarâyi, Vefeyât-nâme'sinde zikr ediyor ve ilâveten yazıyor ki:
“Neş'et Efendi, âdetleri üzere ketm-i velâyet edip, züamâdan olmakla, Fârisi hocalı-
gıyla iştigâl üzere göründüler. Haftada bir gün Mesnevi-i şerif ta'lim ederlerdi. Mir-
i kelâm, sâhib-i edeb ü tevâzu' idi. Kendisinden her hangi bir iş ricâ olunsa is'âf-ı
mes'üle gayret ederdi.”
Neccâr-zâde Şeyh Rızâ Efendi Hazretleri 189
Muallim Nâci merhüm, Osmânlı Şâirleri nâm eserinde nakl ediyor:
“Neş'et Efendi kemâl-i sehâ ile müştehir idi. Hânesi melâz-ı müsâfirin addolunurdu.
Ashâb-ı ihtiyâca muâvenetten geri durmazdı. Ba'zı ekâbire mürâcaat süretiyle mesâ-
lih-i fukarâyı tesviyeye himmet eyler idi. Meşhürdur ki, “Efendim! Şunun bunun işi
için bu kadar âb-ı vü dökmek revâ mıdır?” i'tirâzında bulunanlara, “Âb-ı rü ile değirmen
çevrilmez yâ. Böyle işler görülür.” yollu mukâbelede bulunmuştur. Letâif-perdâz idiler.
Çubuk içerdi. Bir gün meclisinde zühd-i huşk erbâbından biri, “Efendim! Cennet'te
âteş yok, siz orada çubuğunuzu nereden yakacaksınız?” suâl-i küstâhânesini der-meyân
ettiği gibi, Hz. Neş'et, elinde bulunan koca çubuğu mütebessimen bir kere çekerek,
“Sizin için kebâb pişirilecek ocaktan.” cevâb-ı zarifini vermiştir.
Yine bir gün hâm-ervâh süfilerden biri, “Efendim! Fârisi, ehl-i Cehennem lisânıdır, di-
yorlar. Öyle midir?” dedikte, “Öyle de olsa öğrenmek lâzımdır. Çünkü nereye gideceğimi-
zi kat'iyyen bilmiyoruz. Şâyet Cehennem'e uğrayacak olursak, ahâlisinin lisânını bilmemek
de bizim için bir azâb-ı diğer olur.” demiştir.
Yine bir gün Hallâc-ı Mansür'un, “Ene'l-Hak” demesinden bahs açıldığı sırada bir
kaç süfi, “Hiç ene'l-Hak denilir mi?” dediklerinde, “Ne yapsın, ene'i-bâtıl mı desin?” bu-
yurmuştur ki, bu menkülün aslı Şeyh Vefâ hazretlerine râci'dir.”
1222 sene-i hicriyyesinde (1807), yetmişdört yaşında iken Sultân Selim-i Sâlis'in vak'a-i hal'i kendisini pek müteessir ederek te'sir-i ekdâr ile terk-i hayât-ı müsteâr ve azm-i dâr-ı karâr eylediler. Na'ş-ı mübârekleri Topkapı hâricinde, Sakızağacı nâm mahalde, sağ kolda yoldan yüz adım kadar içerde bir set üzerinde /97/ kâin suffe-i mahsüsada, pederlerinin kabri yanında vediâ-i hâk-i rahmet kılındı. (Kaddesa'llâhu sırrahü)
Salâh-ı hâl, safvet-i meâl ile ma'rüf ve kemâl-i irfân ü dirâyetle mevsüf idi. Şâkirdlerinden Pertev Efendi merhüm tarafından söylenilmiş manzüme-i târihiyye mezâr taşında mahküktur:
Hazret-i âhund-ı zi-şân-ı reşâdet-unvân*
Âlimci ilm-i ledün Neş'et Süleymân-ı zxamân
Neş'e-yâb idi mey-i aşk-ı Celâleddin ile
Meslek-i râhı idi âyin-i pâk-i hâcegân
Hind ü Sind ü Mekke vü Bathâ vü Buhârâ'dan gelen
Bi-nevâyâna der-i lutfu iken dârü'l-emân
Tenk olup bu hâkdân-ı pür-kedürât zâna Oldu çün rühu'-kudüs tâ âlem-i kudse revân Nakşıbendi Nezri itmâm eyledi târihini Oldu Baba Neş'et'e a'lâ-yı illiyyin mekân ر(اولدى بابا نشأته اعلاى عليين مكان) 759 **#* Neş'et Efendi göçdü Cinân ola menzili (نشأت افندى كوجدى جنان اوله منزلى) Kibâr-ı meşâyıh-ı Kâdiriyye'den Şeyh Müştâk Efendi merhüm, Hz. Neş'et'e çok ziyâde hürmet ve teveccüh gösterenlerdendir. Hattâ Divân'ının bir çok yerinde bahseder: Tâ düşmeyince mâh-sıfat sâhil-i gama Hiç bilmedim ki Hâce Neş'et ne olduğunu ##* Pâsbân-ı dergeh-i vâlâ-yı Hâce Neş'eti Levha-i Bâbu's-Selâmet levha-i tasvir-i mâ *** Sıtanbul'da Cenâb-ı Hâce Neş'et İdüp beynehümâda hayli himmet *** Meclis-i irfânda esrâra mahrem olmuşum Nüş idüp câm-ı muhabbet mest ü sersem olmuşum Fâikw'l-akrân olursam da taaccüb eyleme Hazret-i Neş'et gibi üstâda hem-dem olmuşum Oldu meşşât-ı cemâl-i tab'ıma virdi nizâm Defter-i ehl-i suhan içre müsellem olmuşum Hâk-i pâyi sürme-i çeşm-i münirimdir benim Bulmuşum feyz-i nazar mesrür u hürrem olmuşum 179. — Bu ibârenin hesaplanmasından 1205 çıkmaktadır. (H)
Neccâr-zâde Şeyh Rızâ Efendi Hazretleri 191 /98/ Mürg-i rühum tüti-i mu'ciz-beyân olmuş veli Süretâ Müştâk-veş hâmüş u ebkem olmuşum *#* يحمد الله شدم مشتاق ديدار 180 ز فيض حضرت استاد نشأت 300 Çâker-i merdüm-i aşk olalı şâhım Müştâk Gevher-i tâc-ı serim hâk-der-i Neş'et'dir Neş'et Divânı'ndan: Cemâlin matlab u cân u cihândır Yâ Rasüla'llâh Derin dâru'l-emân-ı ins ü cândır Yâ Rasüla'llâh Teşehhüdde der-engüşt-i şehâdet mu'cizâma Ki' mi'râcın müşârün bi'l-benândır Yâ Rasüla'llâh Zamân-ı devletinde intisâb-ı dergehin âsân Ne müşkil şimdi kim âhir zamândır Yâ Rasüla'llâh Meded dil-teşne kaldım Kerbelâ-yı vâdi-i gamda Zülâl-i diğ-ı aşkın ile kandır Yâ Rasüla'llâh Tamâm ihsân u rahmin ey Nebiyyü'r-rahme vaktidir Amân zirâ zamân âhır zamândır Yâ Rasüla'llâh Kerem kıl müjde-i vaslınla lutf it ey şeh-i devrân Gamınla Neş'et'in kârı yamandır Yâ Rastla'lâh *#* Bezm-i tarabda yoksa yerin erbaine gir Zâhid geçir bu demleri var Yâ Sabür ile *** Bir nür-ı melek-cenâbsın sen Ne mâh u ne âfıtâbsın sen 180. — “Allah'a hamd olsun, Üstâd Neş'et Efendi'nin feyzıyle, yüzünün Müştâk'ı oldum.” (H)
Ummân-ı cihân katren ey dil Deryâ-dil olan habâbsın sen Ey aşk ile çeşmi eşk-i hün-bâr Hem şişe vü hem şarâbsın sen Hüsnün görünürse bir içim su Bi'llâh güzelim serâbsın sen Hürşid-i sivâ rüyuna nâz ol İsâ ile hem rikâbsın sen Dir mülk-icihân kalb-i meydân Ma'mür menem lik harâbsın sen Neş'et suhanındır arş-pâye Himmetle felek-cenâbsın sen *** است BE دلم اميد pe از صبح /99/ ماتم زده را داعيهء عيد تماند الست از بس كه سيه روز شدم هر كه مرا ديد DE در برج خيالش مه و خورشيد Lİ دل رفت زدست نشكه بزم سخنم ساقى جه كند ساغر جمشيد تماند است سياره و ثابت همه مريخ زخل شد در طالع عالم مه ناهيد تماند است نشأت بجهان شيون رشادى كى بيجاست 181 جون ماتم سورش همه جاويد نماند است 181. o “Gönlümde, safâya ulaşacağım sabahtan ümit kalmadı. Zirâ gamlı insana bayram ümidi yoktur. O kadar kara günlü oldum ki, kim beni gördüyse, hayalinin burcunda ay ve güneş kalmamıştır. Gönlüm elden gitti; bunun için sohbet meclisinin neşesi yoktur. Sâki ne yapsın ki, Cemşid'in kadehi kalmamıştır.Neccâr-zâde Şeyh Rızâ Efendi Hazretleri 193 Osmânlı Müellifleri'nde Tâhir Bey, “Hz. Neş'er, şiiri ilim kuvvetiyle söylediği için,
ba'zıları revnaklı değildir. Tercüme-i hâli telâmizinden Pertev Efendi tarafından yazılmıştır.
Kethüdâ-zâde telâmizinden Emin Efendi tarafından bi't-tezyil basılmıştır.” diyor.
Şerh-i Dü-beyt-i Molla Câmi unvânlı bir eser-i ârifâneleri vardır ve matbü'dur.
Pederlerinin kitâbe-i seng-i mezârı:
“Allah Sübhânehü ve teâlâ, musâhib-i şehriyâri el-Hâc Ahmed Efendi kuluna rahmet eyleye. Bi-hurmet-i süreti'l-Fâtiha. 28 Receb 1163/(4 Temmuz 1750)”
Büyük pederlerinin kitâbe-i seng-i mezârı:
“Merhüm ve mağfâr el-muhtâc ilâ rahmeti Rabbihi'l-Gafür, musâhib-i şehriyâri Ahmed Efendi'nin pederi olup, Neş'et Efendi hazretlerinin büyük pederi bulunan Mehmed Efendi. Rühu için el-Fâtiha 1110/(1698).”
Harem-i âlilerinin kitâbe-i seng-i mezârı:
“Hak sübhânehü ve teâlâ, Ahmed Efendi-zâde Süleymân Neş'et Efendi'nin zevcesi merhüme, mağfüre, veliyye, şehide İnâyet Kadın hazretlerine ve sâir ümmet-i Muhammed'e rahmet eyleye. Sene 28 Ramazân 1191/(31 Ekim 1777).”
Mahdümları Neş'et Bey'in târih-i irtihâli:
Ecel sâkisi işrâb itdi geldi bir güzel târih
Meded bezm-i cihânın Neş'e'si tâündan gitdi
Şevval 1127 /(10 Aralık 1715) 1226+1-11- (مدد بزم جهانك نشئه سى طاعوندن كتدى)Neş'et Efendi merhümun matbü' Divân'ından başka, Tüfân-ı Ma'rifet isminde bir eseriyle, sülük-ı Nakşiyye'ye ait olan târih tercümesi, Tercümetü'l-Aşk terkib-i menkütu, Meslekü”l-Envâr ve Menbaul-Esrâr Tercümesi vardır.
Tercüme-i hâli, telâmizinden Pertev Efendi tarafından yazılmış ve Kethüdâ-zâde telâmizinden Emin Efendi tarafından tezyil edilmiştir ki, matbü'dur.
