Ara
Menü

Şeyh Hasan Hayri Efendi

Hasan Hayri Efendi (1846-1920), Beşiktaş Yahyâ Efendi Dergâhı’nda yaklaşık elli yıl irşad hizmetinde bulunan, Vassâf’ın bizzat tanıdığı Nakşibendî şeyhidir.

Doğum
1846
Vefat
1920
Unvan
Yahyâ Efendi Dergâhı postnişini ve Nakşibendî şeyhi

Doğumu, ailesi ve tahsili

Hasan Hayri Efendi, 1263/1846 yılı Ağustos ayında Beşiktaş Yahyâ Efendi Dergâhı’nın harem dairesinde doğdu. Babası Edhem Efendi, dergâhın önceki postnişinlerinden Hacı Muhammed Nuri Şemseddin Efendi’nin damadıydı. İlk tahsilini türbe görevlilerinden Kargılı Hasan Efendi’nin yanında yaptı.

Tarikat terbiyesini önce dedesi Hacı Muhammed Nuri Şemseddin Efendi’den aldı. Dedesinin vefatından sonra âdâb ve erkân eğitimini babasının yanında tamamladı. Aile içinde aynı adı taşıyan büyükleriyle karışmaması için “Küçük Nuri Efendi” ve “Küçük Aziz” gibi adlarla da anıldığı aktarılır.

Postnişinliği ve irşad hizmeti

Babasının 1288-1289/1871-1872 yıllarındaki vefatının ardından irşad postuna geçti. Çocukluğunda dedesiyle yaptığı Hicaz yolculuğu dışında uzun seyahatlere çıkmadı; yaklaşık elli yıl boyunca Yahyâ Efendi Dergâhı’nda hizmet etti. Vassâf, kendisine intisap edenlerin sayısının on bini aştığını, her hafta zikirden önce ve sonra vaaz ve nasihatte bulunduğunu kaydeder.

Sohbetlerinde dinleyenleri tek tek karşılayıp yerlerine oturttuktan sonra “Allahu veliyyü’t-tevfîk” diyerek söze başladığı anlatılır. Bir süre sonra umumi vaazı bırakmasının sebebini soranlara, hakikat cevherlerini çarşı pazar dolaştırdığı hâlde rağbet görmeyince artık isteyenlere vermek üzere sakladığını söylemesi, irşad anlayışını özetleyen bir hatıra olarak nakledilir.

Şahsiyeti ve gündelik hayatı

Vassâf onu orta boylu, ak karışmış sarı sakallı, çakır gözlü, hafif ve tatlı sözlü bir insan olarak tasvir eder. Şeriat âdâbına bağlılığı, vakar ve temkini, zikir meclislerindeki hâli ve dualarındaki tesir özellikle vurgulanır. Yaz mevsiminde beyaz, kış mevsiminde yeşil sarık sardığı; ikramı sevdiği, kendisi az yediği hâlde sofradakileri sıkmamak için onlarla beraber bulunduğu aktarılır.

Resmî görev talep etmedi, eser telifiyle meşgul olmadı ve dergâh dışına seyrek çıktı. Yahyâ Efendi Dergâhı saraya yakın olduğu için Sultan II. Abdülhamid ve Sultan Mehmed Reşad’ın ziyaretlerine de şahit oldu. Vassâf’ın metni, Hasan Hayri Efendi’yi yalnız nakledilen bilgilerle değil, bizzat gördüğü hâl ve sohbetlerle anlatması bakımından ayrıca önem taşır.

“Tatlı içmek, tatlı düşünmek” hatırası

Vassâf, şeyhlere karşı mesafeli duran kayınpederi Hâfız Muhammed Emin Efendi’yi bir perşembe günü Hasan Hayri Efendi’nin sohbetine götürdüğünü anlatır. Sohbet sırasında gelenek üzere sıcak şerbet dağıtılır. Hasan Hayri Efendi, misafirinin elini bırakmadan ona “Tatlı içmek, tatlı düşünmek hoş olur” diye hitap eder. Vassâf bu sözü, misafirin içinden geçirdiklerine cevap veren bir keşif ve gönül alma nüktesi olarak kaydeder.

Vefatı ve defni

Hasan Hayri Efendi, 1 Zilhicce 1338’de, 1920 yılında yetmiş beş yaşındayken vefat etti. Hastalığı göğüs darlığıydı; son anına kadar yatağa bağlı kalmadığı ve çevresindekilere ölüm hâlini hissettirmediği aktarılır. Cenazesini Hacı Nuri Efendi ile türbedar Ahmed Efendi yıkadı, namazını Kılıç Ali Paşa Camii imamı Ziya Efendi kıldırdı.

Naaşı Yahyâ Efendi Dergâhı’na getirildi ve dedesi Hacı Muhammed Nuri Şemseddin Efendi’nin yanına defnedildi. Vassâf cenazede bizzat bulunduğunu, kalabalığa derin bir sükûnet ve heybet hâlinin hâkim olduğunu yazar. Kabir kitabesi ve vefatına söylenen tarih manzumeleri, çağdaşlarının ona duyduğu hürmeti gösterir.

“Hülâsa-i kelâm, Hasan Hayri Efendi, âdâb-ı Muhammediyye ile müeddeb bir insan-ı kâmil idi.”

Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, II, 130-135.
Nakşibendiyye bedâheli tâc-ı şerifi
BAĞLI YOLUN MADDÎ HAFIZASINakşibendiyye bedâheli tâc-ı şerifi

Dört terkli, müjganlı ve stilize geometrik bedâhe işlemeli Nakşibendî tâcı. Kubbe merkezinde gül mühür bulunmaz.

Ağ ve yol