HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı ve irşad çevresi
EFENDİ HAZRETLERİ
Küçük Hüseyin Efendi namıyla şöhret bulan, hakikatta büyük bir adam olduğun, da şüphe edilmeyen bu zaH muhterem, Ankara'da Arslanbey Mahallesi'nde Gökme noğulları'ndan Katırcı Ali Abdullah Efendi sulbünden 1 248 senesi Muharreminde (Haziran 1 832) zinet-saz,ı alem-i şuhud olmuştur. Beş veya altı yaşına kadar Ankara'da bulunup, burada Besmele-keş olmuşlar ve pederleriyle maan Ankara'dan Mihalıç'a hicret eylemişlerdir.
Onbeş yaşına kadar Mihalıç'ta bulunarak 1 263 sene-i hicriyyesinde ( 1 847) İstanbul'a gelerek saraç çırak lığına müdavemetle te'min-i maişet ve bir aralık Çarşamba'da Murad Molla Derga hı'nda hizmet eylemiştir. Sonraları karnında bir şiş zuhura gelip, maddi olan tedavi lerden başka ma'nevi tedavi dahi tavsiye eden bir zatın delaletiyle, Feyzullah Efendi hazretlerine sevk olunmuştur. Muharrir-i fakire bi'z-zat nakl buyurduklarına göre, Hz. Şeyh iki defa kabuldan istinkaf eylemişler; fakat, üçüncü müracaat ve istirham üzerine, "Oğlum bu karnınız, daki şiş geçer, ancak, bize intisab etmelisiniz.
Yoksa biz üfürükçü takımından değiliz." bu yurmaları y la, Hüseyin Efendi derhal intisab şerefini kazanmış ve li-hikmeti'llahi te ala, karnındaki şiş dahi zail olmuştur. Bu intisab, 1 275 sene-i hicriyyesinde ( 1 859) vaki' olduğuna göre, yirmiyedi yaşında bulunuyorlardı. Azizi Midilli'ye menfiyyen i'zam olununca, Hüseyin Efendi vaktini boş geçirme yip, Dağıstanlı Hacı Musa ve mühtedi Cevdet Efendilerden Molla Cami'ye kadar okumuşlar ve azizinin iftirakına tahammül edemeyip, Midilli'ye giderek bir müddet sonra Hz.
Feyzullah, İstanbul'a avdet edince, maiyyet-i aliyyelerinde bulunarak, emir leri üzerine azizinin büyük harem-i muhteremleri hanım efendinin hizmetine me'mur edilip, onbeş sene sadıkane arz-ı hıdmet etmiş. Sonra kendi beyanlarına göre kahve naklbi olmuştur. 328 Sefine·i Evliya 1 293/( 1 876) senesinde mürşid-i mükerreminin iilem-i cemil.le intikalinde işii ret-i ma'neviyye ile hulefii -yı azizden Şeyh Muhammed Nurt Efendi'ye müracaatla tecdid-i bey'at eylemiştir. Bu Nfiri Efendi, "Malik Efendi" namıyla mulakkab olup, Biib-ı Ali civarında Beşir Ağa Dergiihı'nda neşr-i feyz etmekte idi.
Hüseyin Efendi, sekiz sene kadar burada seyr ü süluka çalışmış ve birbiri ardınca üç erbain çıkarıp, hatta dizlerinin derisi soyulacak bir hale geldiği nakl olunmakta bu lunmuştur. Hücreleri el'iin mevcud olup, müntesibin-i tarikatları tarafından teberrüken zi yaret olunmaktadır. Bu hücrede, riyiizet-i şiikkayı ihtiyar ile, şiihid-i emele /1 79/ vu sul hasıl olup, hattii Ceniib-ı Hızır (aleyhi'sel.am) ile mülakatları müteviitirdir. Hz.
Feyzullah, bir zaman rikabında gelen Hüseyin Efendi'ye hitaben, "Ashiib-ı Kehf nasıl ki Kır:mlr'i terk etmediler, beraberinde götürdüler ise, siz de bizi terk etmezseniz, bizimle ge lirsiniz." buyurmuşlardı. Bu nazariyye-i esiisiyye, Hüseyin Efendi'nin zihninde ciiy-gir olduğundan, 1 302 sene-i hicriyyesinde ( 1 885 ), müşarünileyh Nuri Efendi'nin dar-ı cemil.le intikaline mebni, yine hazine-i irfan olan azizden hisse-mend olmak sevdasıyla, hulefii- yı kira mından Hasan Visali Efendi'ye müriicaa ve tecdid-i bey'at ile, tam onsekiz sene hıd met-i aliyyelerinde bulunmuşlar ve niiil-i hilafet olmuşlardır.
Visali Efendi'nin gül şen-sariiy-ı cinana azimeti vaki' olunca, makam-ı muallii-yı irşada Hz. Hüseyin kiiid olmuştur. El'iin lstanbul'da neşr-i feyz etmekte ve çeşme-i zülal-i irfanlarından er bab-ı aşk u muhabbeti sir-iib eylemektedir. Bala Mektebi ve Kocamustafapaşa Mahalle Mektebi kalfalığında bulundukları gibi, vaktiyle bir aralık rej i hizmetinde ve Gülhiine Askeri Anhan Esvab Eminli ği'nde bulunduklarını bi'z-zat hikaye buyurmuşlardır. Müteehhildir. Şimdiki haremleri üçüncü zevceleri olduğunu ve daha evvelkile rin irtihal eylediğini söylediler. Mahdum ve kerimeleri olmamıştır.
1 325/( 1 907 ) senesinde müntesiblerinin ısrarı . üzerine, kalfalığı terk ederek doğ rudan doğruya irşiid ile meşgul olmaya başladılar. Elyevm Kocamustafapaşa civarında Nuh Efendi Medresesi'ni ihvan-ı tarikata ictima-giih ittihaz eylemişlerdir. Bu medre se ile olan münasebetleri ise, medresenin bevvablık hizmetinin üzerlerinde olmasın dan münbaistir. Bu hizmet ise Şeyh Nfiri Efendi merhUmun zamanında 1 302/( 1 885 ) senesinde kendilerine tevcih olunmuş idi. Fakat Hz. Şeyh, ücret almamak şartıyla bu hizmeti kabul buyurmuşlardı. Nuh Efendi kimdir? Hekimbaşı imiş.
Hanesi bu civarda olup, medreseyi 1 200/( 1 786) tarihinden mu kaddem inşa eylemiştir. Hadikatli'l-Cevami'in yazdığına göre, 1 1 79 senesi iyd-ı ad- Şeyh Muhammed Halid Zıyaeddin-i Nakşıbendi 329 hanın üçüncü Perşembe günü ( 22 Mayıs 1 766), zelzeleden müteessir olmuş, yine ta'mir edilmiştir. Banisi Nuh Efendi, medresenin karşısındaki makberede medfündur.
Tarihi: Ol reis-i ehl-i tıb darii.--res-i dil-hasteglin NUh Efendi kim ki perıd eylerdi görse Calinits RJılet itdikde bakftya ol sene iklim-i cUd Dökdü ihsô:rı dldegihu sinesin nıdnend-i kas İki mısra'da iki tanlı inşad eyledim Vehbiyci olmuş iken endur firakıyla abUs NUh cismi zevrakın saldı adem deryasına Hikmetu'llah'ın reisi ehl-i tıb göçdü füsU.s -..:.. 4;.) r L>..UL.o .:} J ) j ı.s->.- cf _,..J L> Ş ...,.1 JA I ı.rJJ ..:.41JI W:.,..
Medresenin tarihi: NUh Efendi ya'ni ser-hayl-i etıbba kim odur DiiM ıaks'irdtına mahz-ı şif&lır bi-gümtin Ya'ni bünyad itdi bir ali mükemmel medrese Nükte-perdaz-ı hakikat faik-i daniş-veriin ( ( ıJl;_,..!-i b li ..:..A:A>- jb .1. ) Hüseyin Efendi'nin halifeleri: l Şa'ban 1 342/( 8 Mart 1 924) tarihine değin yetiştirdikleri halifenin mikdarı yir miüçe baliğdir. Bunlardan Ömer Lütfi, Necib ve Ahmed Tevfik Efendiler dar-ı fena dan güzar eylemişlerdir.
Diğerleri bervech-i atidir: Hafız Sa'deddin Efendi, Hafız Mahmud Efendi, Hafız Nasuhi Efendi, Hafız Kud si Efendi, Hoca Mes'ud, İbrahim Şa'ban, Ahmed Yafalı, Muhammed Rıdvan, Emin Edhem, Debbağ Ahmed, Hüseyin, Muhammed Ffük, Necib, Uşşaki Osman, Salih Fevzi, Ömer Lütfi, Kadırgalı Osman ve Mustafa Efendiler. 330 Sefıne-i Evliya Şeyh Efendi hazretleri ahar birini bedel olarak Hicaz'a gönderdikleri cihetle ken dileri hacı addolunmuştur. Haneleri Sancak-dar Hayreddin Mahallesi'nde olup, züv varı burada kabul buyururlar. Umumi meclis zikri, Cuma günleri ikindi zamanında medresenin büyük sofasında akdolunur.
Buraya uzaktan yakından uşşak-ı ilahi, müş tak-ı cemal-i Muhammedi olanlar toplanırlar. Usul-i Halidiyye üzere hatm-i hacegan yapılır. Hz. Şeyh, gayr-ı müntesib bulunan züvvarın dahi meclis-i zikre kabulünü emir buyurduklarından, hiç bir kimse mümaneate müsadif olmaz. Huffaz-ı hoş-elhan taraf larından Kur'an-ı kerim tilavet olunduğu gibi, nuCit-ı şerife dahi kıraat edilerek, huz zar-ı meclis arasında cuş u huruş vücuda gelir. Huzlir-ı alilerinde bulunulduğu zaman gönül münbasıt olur. FuyCizat-ı celile-i Muhammediyye'nin kulub-ı ehl-i muhabbete sereyanı muhakkak hissedilir. Hz.
Şeyh, tarih-i veladetlerine nazaran 1 Cemaziye'l-evvel 134 1/( 19 Ocak 1 923) tarihinde doksanbeş yaşında idi. Tarih-i mezkCirda müşerref olmuş idim. Önümüzde ki Muharremin hululünde doksanaltı yaşına kadem-nihade olacaklarını ve lehü'l hamd vücudca zinde bulunduklarını, lisan-ı şükran ile beyan buyurmuşlardır. Şu hal de tarih-i veladetin ona göre hesabı zaruret hükmündedir. Boyları kısa, vücudları boylarıyla mütenasib olup, hafifü'l-lıhyedir. Gayet mük rim, mültefit, gönül alıcı ve gönüle bakıcı ve ateşin bakışlı, az söyleyici, adab-ı seniy· ye-i Muhammediyye ile mütehallık bir rehber-i zi-şandır.
/ 1 8 1 / Debdebe ve darattan mütevahhiş, sadegi-i hayata meyyal, safsatadan müc tenibdirler. Ara sıra halat-ı garibe vü fevka'l-ade zuhuriyyete şahid olanlar vardır.
İn tisabıyla müftehir ve senelerden beri hizmetiyle müteşekkir Muhammed Emin Bey azizini medhan diyor ki: Asitdn-ı devletin ilm-i ledünnl kanıdır Sa'y u verzişle değil Hakk ' ın sana ihsanıdır Halk-ı alem sofra-i irşadının hayranıdır Nail-i hayri'l-verfuın ya Hüseyn-i Nakşıbend Bareka'lliih düşdü şeyhim pek münevver kevkebin Vasf olunmaz böyle bir ikiz kalemle meşrebin Feyz-naım ııeyyir ü mehtabısın ruz u şebin Mülteca-yı aşıkiinsın ya Hüseyn-i Nakşıbend Şeyh Muhammed Halid Zıyaeddin-i Nakşı bendi 33 1 /1 83/ ERZURUMLU ŞEYH TERZİ BABA "Hayyat Vehb'i" diye meşhurdur.
Ümmet-i lslamiyye arasında ümm'ilikle iştihar etmiş ricalu'llahdandır. Ale't-tahm'in 1 1 90/( 1 776) veya 1 1 95/( 1 78 1 ) senesinde Erzu rum'da z'inet-bahş-ı bezm-i şuhud olmuştur. Sinleri kemale erince, peder ve maderi nin arzusuyla ve te'm'in-i intiaş maksadıyla terzilik san'atına süluk etmiş, "Terzi Ba ba" şöhreti bundan kalmıştır. İsti'dad-ı Huda-dadı 'icabınca dünyaya muhabbeti yok idi. Bakaya meyli ziyade idi. Bir tarafdan san'atıyla meşgul olmakla beraber, ibadat u mücahedatta bulunurdu. lnayet-i ilahiyye ile Şeyh Abdullah-ı Erzincan!
el-Mekk'i hazretlerine mülakat şerefi ne mazhar oldu ki, bu zat-ı al'i-kadr, Mevlana Halid Ziyaeddin-i Nakşıbendi hazretle rinin kibar-ı hulefasındandır. Dünya ve ma-f'ihadan mu'rız bi-küllihi Hakk'a müte veccih, enfas-ı kudsiyye ve keramat-ı acibe sahibidir. Mekke-i Mükerreme'de irşad-ı nasa me'mur olmuştur. Hz. Şeyh, Terzi Baba'da ki isti'dadı görünce, zümre-i mür'idanına idhal eylemiş idi. Terzi Baba'da zevk, neş'e gün-be-gün müzdad oluyordu. Tar'ik-ı mücahede ve riyazette pek ileri gitmiş ve tek mil-i süluk ettikten sonra nfül-i hilafet olmuştur. Terzi Baba'nın lisanı ve kalbi zik ru'llahdan hal'i olamazdı.
Hatta dükkanında dikiş diktiği sırada her iğne sokuşda ism i Celal ile tezy'in-i lisan ü cenan eylerdi. Terzi Baba, halim, selim, mütevazı' ve kemal derecede mahviyyet-perver ve ken di haline kimsenin muttali' olduğunu istemez ve fukaraya cidden izhar-ı muhabbet eder ve rahm u şefkat eyler, mübarek bir adamdı. Bir gün Erzincan'a fukara-yı seyyah'inden bir zat-ı kemalar-sımar gelir. B'i-çare nin üstündeki aba gayet eski olmakla beraber, bir çok yeri yırtılmış ve ele alınamaya cak derecede dahi kirlenmiş idi.
Abasını değiştirmek için bir çok terzilere müracaat eylemiş ise de, her biri dikmek değil, elini bile sürmekten çekindiler. Aba bit içinde idi. Nim istihza tar'ikıyla, "Şurada Terzi Baba vardır, ona götür." derler imiş. Biçare sey yah, Terzi Baba'yı bulur, maksadını anlatır. Terzi Baba'dan red yerine hüsn-i kabul görür ve "Abayı bırak, yarın gel, hazır bulursun." buyurarak abayı alır, güzelce yıkar, ku rutur, diker, hazırlar. Ertesi günü seyyah gelir, abasını teslim eder. Mukabilinde ücret dahi almaz. Seyyah abasını temizlenmiş, dikilmiş görünce, pek ziyade mesrur olur. Nazar eder, gönülden dua eyler.
Derhal Terzi Baba'da iş değişir. Bahr-ı füyuzat / 184/ cuşa gelir, inayet-i Sübhaniyye ile hal değişir. Terzi Baha'nın kemali şayi' olunca, füyuzatından müstefid olmaya şitaban olan lar çoğalmıştır. Dahil-i dfüre-i müridanı olanlar çoğaldığından, erbab-ı ağraz, hakk-ı al'ilerinde güft u gGya başlamışlardır. "Ümmi bir cahilin baş ına bu kadar hazele wplan ımş." gibi sözler ulema arasına bile girmiştir. Müfti-i belde, Terzi Baba'yı imtihan için da'vet eder. Maksat ise cehaleti sabit olacak, kendisi tıpkıyla dfüye-i irşaddan çekilecek cihetine ma'taf idi. Da'vete icabet le nezd-i müftiye gelmiştir.
Orada büyük bir meclis-i ilm teşekkül etmiş olduğunu gö renk sebeb-i da'vetini sormasıyla müftü, "Biz sizi imtihlin için çağırdık. Hakkınızda de dikodu oluyor; buna nihliyet vermek lazım geldi. Suiil soracağız, cevab veriniz." diyerek, "Sıfat-ı subatiyye kaçtır?" yolunda irad-ı sual eylemiştir. Terzi Baba, meydana büyük bir hakikat çıkarmak için, "Bu beldeye göre yedi, sa ir biliida göre sekizdir." dedikte, huzzar duçar- ı hayret ile istiknah-ı hakikat etti. "Bu beldeye göre: İlim, Sem' , Basar, İrade, Hayat. , Kelam ve Tekvln 'dir." deyip, Kudret sı fatını söylemedi.
Sebebini sordular: " Efendim, "Bu beldede Hak'kın Kudret sıfatı yoktur." diye, ehl-i belde itıkilrdadır. Eğer, Kudret sifaı.ma kô.ni' olsaydılar, "Bir ümmi kulunda sırr-ı irşadı icad edecek kudret bulunur." derlerdi. M&liimki öyle diyemiyor lar, o halde .. ... Hakk • .. f ,, ' ın Kudret .... f f sıfatı umumunuzun zu'murıa göre bu beldede yoktur. Halbuki, (.r...U JS' ,)&- ....U I !)"248 cevabını verir vermez, onun ilm-i ledünne sahih ' bir ümn{i- i kamil olduğunu teslim umuman ellerini ayaklarını öpmek sG.retiyle arz ı ta'zim ederler. Bunun gibi hayli menakıbı vardır.
Terzi Baba bu mes'ele üzerine, sıfat-ı sübiitiy ye hakkında bir risale te'lif eylemiş ve tab' olunmuştur. Hakayık-ı suiıyyeye dair, Miftahu'l-Kenz namıyla bir eser-i manzumu vardır. Er zurum'da neşr-i füyG.zat eden meşayıh-ı Kadiriyye'den Habib Baba hazretlerinin irti hali anında ani'l-gıyab haber vermekle beraber, kendinin de alem-i bakaya intikali nin takarrüb ettiğini bi'l-beyan, cümle ahibba ve asdıka ve müridanıyla veda' ederek, 1 264 sene-i hicriyyesinde ( 1 848) mürg-ı ruhu gül-şen-i lahuta revan eylemiştir. Er zincan'da medfûndur. Mahsusan türbe yapılmıştır, ziyaret-gahtır. /1 85/ Miftahu'l-Kenz manzumdur.
Mütalaa ettim. Mazmunu ayet ve hadistir. llimlerinin kesbi olmayıp, vehbi olduğuna işareten, Ne söyler dinle ol HaY.)'lit Vehbi Değildir işlerinin biri kesbi buyururlar. Nazımda "Hayyfü Vehbi" tahallus buyurmuşlardır. Bu eser dahi 1 2 7 5/ ( 1 859} senesinde tab' olunmuştur. Hafız Rüşdi Efendi meşiihir-i hulefasındandır. Terzi Baba, Aşık Yunus'un sanisi dir. (Kadd.esa'lliı.hu sırrahu) 248. "Allah herşeye kadirdir." Bakara suresi, 20 ve muhte'llf sGreler. ( H )
