HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve ailesi
Evliyâzâde Ali Efendi'nin asıl adı Ali b. Mehmed'dir. II. Mustafa devrinde Rumeli kazaskerliği yapan ve biyografisi Şeyhî'nin eserinin önceki cildinde bulunan Evliyâ Mehmed Efendi'nin oğludur. Şiirlerinde “Fâiz” mahlasını kullandığı için kaynak başlığında Evliyâzâde Ali Efendi Fâiz adıyla kaydedilmiştir.
Doğum tarihi ve yeri bilinmez. 1091/1680'de mülâzemete girdiği kesin olmakla birlikte bu tarih doğum yılı değildir. Aile nisbesi ile babasının yüksek ilmiyye mevkii, onun eğitim ve meslek çevresini açıklar; ancak yalnız bu bağdan hareketle öğreniminin bütün ayrıntıları kurulamaz.
Mülâzemeti ve medrese basamakları
Babası Muharrem 1091/Şubat-Mart 1680'de Süleymaniye Medresesi'nden Şam kadılığına tayin edilince, Ali Efendi onun iâdesinden mülâzemet aldı. Kırk akçeli medrese basamağından sonra 29 Cemâziyelevvel 1104/6 Şubat 1693'te Sa‘dî Efendi Medresesi'ne ibtidâ-i hâric derecesiyle tayin edildi. 6 Zilhicce 1106/18 Temmuz 1695'te bulunduğu yerde dâhil derecesine yükseltildi.
11 Rebîülevvel 1108/8 Ekim 1696'da Kadı Abdülhalim Medresesi'ne, 4 Cemâziyelâhir 1111/27 Kasım 1699'da Şeyhülislâm Yahyâ Efendi Medresesi'ne geçti. 29 Muharrem 1113/6 Temmuz 1701'de Sahn-ı Semân medreselerinden birine tayin edildi. 11 Cemâziyelevvel 1114/3 Ekim 1702'de Rüstem Paşa, 20 Rebîülâhir 1116/22 Ağustos 1704'te Kılıç Ali Paşa Medresesi'ne yükseldi.
26 Zilkade 1118/1 Mart 1707'de Üsküdar Vâlide Sultan Medresesi, 21 Ramazan 1123/2 Kasım 1711'de Süleymaniye medreselerinden biri kendisine verildi. Bu ayrıntılı sıra, Osmanlı ilmiyye mesleğinde küçük medreselerden Sahn ve Süleymaniye derecelerine uzanan terfi yolunu gösterir.
Kudüs ve Şam kadılıkları
9 Şevval 1124/9 Kasım 1712 tarihli işlemle, 1 Muharrem 1125/29 Ocak 1713'ten geçerli olmak üzere Kudüs kadılığına tayin edildi. 7 Şâban 1125/29 Ağustos 1713'te görevden ayrıldı; yerine Haremeyn müfettişi Kethüdâzâde Mehmed Efendi getirildi.
28 Cemâziyelâhir 1130/29 Mayıs 1718'de, bir sonraki Muharrem başından geçerli olmak üzere Bursa pâyesi ilâvesiyle Şam kadılığına tayin edildi. 1 Rebîülâhir 1132/11 Şubat 1720'de azledildi. Yerine Kudüs kadısı Kütahyalı Ahmed Efendi geçti; Kudüs'e de Filibe'den ayrılmış Sadrüddinzâde Mehmed Efendi getirildi. Kaynaktaki bu kayıtlar, paye ile fiilî kadılık görevini birbirine karıştırmadan okunmalıdır.
Molova arpalığı ve Medine kadılığı
Şam'dan ayrılmasından sonra, 10 Receb 1132/18 Mayıs 1720'de Molova kazası kendisine arpalık olarak bağlandı. Bu kayıt Molova'da fiilen kadılık yaptığı veya orada sürekli ikamet ettiği anlamına gelmez; ilmiyye mensubuna gelir tahsisi niteliğindedir.
19 Safer 1138/27 Ekim 1725 tarihli işlemle, bir sonraki Muharrem başından geçerli olmak üzere Medine kadılığına tayin edildi. Böylece kariyerinin son ve en yüksek görevine ulaştı. Molova arpalığı aynı sırada Mekke kadısı Zülâlî Hasan Efendi'ye devredildi.
Vefatı ve kaynakların şahsiyet tasviri
Ali Fâiz Efendi Medine kadılığı sırasında 14 Rebîülevvel 1139/10 Kasım 1726'da vefat etti. Boşalan kadılık geliri yaklaşık beş ay çocuklarına bırakıldı; ardından 1 Şevval 1139/22 Mayıs 1727'de Bursa pâyesiyle Şam kadılığından ayrılmış Mektûbî Abdurrahman Efendi'ye verildi. Kaynak defin yerini söylemez; Medine'de görev sırasında ölmesi, tek başına oraya defnedildiğinin kanıtı sayılmamalıdır.
Şeyhî onu “derviş-nihâd, sâfî-fuâd” sözleriyle, kendi hâlinde, temiz kalpli ve kadılıklarında halka iyi davranan biri olarak tasvir eder. Buradaki derviş tabiatlı ifadesi ahlâk ve mizaç nitelemesidir; belgelenmiş bir şeyh, tekke veya tarikat bağlantısı bulunmadığından kişi kaydına tarikat aidiyeti eklenmemelidir.
Fâiz mahlası ve iki beyti
Kaynak, Fâiz mahlasıyla şiirleri bulunduğunu ve söyleyişinin sade olduğunu bildirir. Şiirlerinden yalnız iki beyit örnek verir. Bu iki beyit, kayıp veya henüz tespit edilmemiş daha geniş bir divanın varlığını kanıtlamaz; fakat Ali Efendi'nin ilmiyye mesleği yanında şiirle meşgul olduğunu kesin biçimde gösterir.
Olursa merhem-i vuslat olur devâ dile, yoksa
Bu zahm-ı şûh onulur gayrı gûne yâre değildir.Aceb mi gitse şuûrun şarâb-ı aşkla Fâiz
Ki devr-i sâgar-ı mecliste bir karâra değildir.
Beyitlerde vuslatın gönül yarasına merhem oluşu ve aşk şarabının aklı yerinden etmesi anlatılır. Şiir dili tasavvufî çağrışımlara açıktır; buna rağmen yalnız bu mazmunlar şairi belirli bir tarikata bağlamak için yeterli değildir.