HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve Niksar’dan çıkışı
Emîr Hasan b. Sinan, Niksar’da doğdu. Kaynak onu “Emîr Hasan-ı Niksârî” adıyla tanıtır; neşir varyantında “Sinanzâde Efendi” biçimi de kaydedilir. Baba adı, Niksar nisbesi, Ebüssuûd Efendi hizmeti ve birbirini izleyen kadılıkları onu aynı dönemde yaşamış Emîr Hasan-ı Bursavî ve başka Hasan Efendilerden ayırır.
Doğum yılı ve ailesinin diğer fertleri belirtilmez. “Emîr” unvanı tek başına seyyidlik yahut tarikat görevi kanıtı sayılmamıştır.
Ebüssuûd Efendi ve Hayreddin Efendi çevresi
Gebze’de müderrisken Ebüssuûd Efendi’nin hizmetine girdi ve yaklaşık sekiz yıl onun yanında çalıştı. Atâyî bu uzun hizmeti, ilmî istidadının Ebüssuûd’un eğitim ve himayesiyle geliştiğini anlatan bir mecaz örgüsüyle verir. Ardından Kanûnî Sultan Süleyman’ın hocası Hayreddin Efendi’ye bağlandı ve onun mülâzımı olarak resmî tedris yoluna girdi.
Kaynak açık bir tasavvufî intisap veya icazet zikretmez. “Hizmet” ve “mülâzemet” burada ilmiye eğitimi ve meslek bağıdır; şeyh-mürid ilişkisine dönüştürülmemiştir.
İlk medrese basamakları
Yirmi beş akçe ile Bursa’daki Emîr Sultan Medresesi’ne müderris tayin edildi. Ardından otuz akçe ile Yenipazar Medresesi’ne, aynı dereceyle Çekmece Medresesi’ne ve kırk akçe ile Filibe’de Şihâbeddin Paşa Medresesi’ne geçti.
947/1540-41’de Kara Çelebi’nin yerine elli akçe ile Bursa Manastır Medresesi’ne getirildi. Böylece Bursa, Yenipazar, Çekmece ve Filibe üzerinden ilerleyen tedris çizgisi, onu yüksek medrese pâyesine hazırladı.
Haseki ve Sahn-ı Semân
955/1548-49’da Hasan Bey Efendi’nin yerine Haseki pâyesine ulaştı. 957/1550’de vefat eden Emîr Hasan-ı Bursavî’nin yerine Sahn-ı Semân medreselerinden birine tayin edildi. Aynı adı taşıyan iki âlimin ardışık görev kaydı, onları birleştirmemek için özellikle önemlidir.
Sahn müderrisliği, Emîr Hasan Niksârî’nin tedris kariyerindeki en yüksek basamaktır. Kaynak ona müstakil eser isnat etmez; kitap okuma ve faydalı bilgileri toplama alışkanlığını şahsiyet özelliği olarak kaydeder.
Halep ve Mekke kadılıkları
958/1551’de Abdülkerîmzâde’nin yerine Halep kadısı oldu. 959/1552’de Hâce Kayını’nın yerine Mekke kadılığına tayin edildi. Haremeyn’deki görevinde cömertliği, halka iyi muamelesi ve hüküm verirken gösterdiği titizlikle anıldı.
Mekke kadılığı yalnız görev coğrafyasıdır; kendisine Hicaz merkezli bir tarikat veya irşad bağı kurulmamıştır. Kaynakta dinî-tasavvufî bir eser, tekke görevi ya da halife kaydı bulunmaz.
Yirmi bin filoriyi reddetmesi
Atâyî’nin aktardığına göre Mekke kadısıyken bir işin görülmesi karşılığında kendisine yirmi bin filori teklif edildi. Meselede bir kimsenin şerefini zedelemek, şer‘î hükmü ihlâl etmek veya sabit bir hakkı iptal etmek gibi açık bir haksızlık bulunmadığı özellikle belirtilir.
Buna rağmen söz konusu kazanç, yalnız kadının iltiması ve makam nüfuzu sayesinde elde edileceği için Emîr Hasan kabul etmedi. Paraya cehennem ateşine dokunmaktan sakınır gibi yaklaşmadığı anlatılır. Bu kayıt bir keramet değil, görev ahlâkı ve kamu nüfuzundan özel menfaat sağlamama ilkesiyle ilgili tarihî-ahlâkî bir anlatıdır.
Bursa ve Edirne kadılıkları
964 Şevvali/Ağustos 1557’de yeniden Abdülkerîmzâde’nin yerine Bursa kadılığına getirildi. 968 Şâbanı/Mayıs 1561’de Perviz Efendi’nin yerine Edirne kadılığına tayin edildi. Atâyî toplamda yaklaşık on üç yıl kadılık makamında bulunduğunu ve görevlerinin şehirden şehre taşındığını bildirir.
971 Saferinde/Eylül-Ekim 1563’te Edirne kadılığından ayrıldı; yerine Kâmî Efendi geçti. Doksan akçe emeklilik vazifesiyle kalan ömrünü ilim ve ibadete ayırdı.
Okuma, not tutma ve şahsiyeti
Kaynak portresinde ilmî kitapları sürekli okuyan, faydalı bilgileri ve kaideleri derlemeye düşkün bir âlimdir. Kadılık görevindeki iyi muamelesi, Harem ehli arasındaki cömertliği, ibadette sebatı ve insanlarla ilişkilerindeki nezaketi özellikle övülür.
Bu ifadeler onun okuma ve not tutma pratiğini gösterir; günümüze ulaştığı belgelenmeyen bir “eser” veya “mecmua” adı üretilmemiştir.
Vefatı ve kaynak sınırı
975 yılının Kurban Bayramı gecesinde/1568’de vefat etti. Atâyî ölümü, Hz. İbrâhim’in kurban hatırasına telmih taşıyan edebî bir dille anlatır. Defin yeri müstakil kayıtta verilmediğinden haritaya mezar noktası eklenmemiştir.
Biyografi Nev‘îzâde Atâyî’nin Hadâ’iku’l-hakā’ik fî tekmileti’ş-Şakā’ik, s. 501-502’deki tam kaydına dayanır. Tarikat, şeyhlik, eser ve defin bilgisi kaynakta bulunmadığı için tahminle doldurulmamıştır.