Ara
Menü

Sayfalar 333–340

1.798 kelime

Zînetü’l-Kulûb · kaynak sayfaları 333–340

HAZRET-i PIR NUREDDIN-iL CERRAHI KUDDİSE

SIRRAH-ÜL FETTAHININ EVRÂD-I ŞERIFİ DUASIDIR.

Allahım! Hz. Muhammed'e ve âline rahmet ve in'am, bereket ve ihsan, selâm ve senâ buyur. Nasıl ki, Hz. İbrahim ve onun âline de aynı şekilde rahmet ve in'am, bereket ve ihsan, selâm ve senâ buyurmuştun. Muhakkak ki sen kendisine hamd-ü senâ olunan şânı yüce ve yükseksin.

Allahım! Hz. Muhammed'e ve âline rahmet ve bereket ihsan buyur. Nasıl ki, Hz. Ibrahim ve onun âline de rahmet ve bereket ihsan buyurmuştun. Muhakkak ki, sen kendisine hamd-ü senâ olunan, şânı yüce ve yükseksin.

Rahman ve rahiym olan Allahu teâlânın ismiyle başlarIm:

Allahım! (Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym) kelime-i tayyibesinin fazileti hürmetine dilerim. (Bismillah-ir-Rahman-ir- Rahiym) kelime-i tayyibesinin cemali hürmetine dilerim. (Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym) kelime-i tayyibesinin celâli hürmetine dilerim. (Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym) kelime-i tayyibesinin bekası hürmetine dilerim. (Bismillah-ir-Rahmanir-Rahiym) kelime-i tayyibesinin heybeti hürmetine dilerim.

(Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym) kelime-i tayyibesinin hürmeti hürmetine dilerim. (Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym)

kelime-i tayyibesinin ceberût ve melekûtu hürmetine dilerim.

(Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym) kelime-i tayyibesinin izzet, kuvvet ve kudreti hürmetine dilerim.

Kadrimi yükselt, işlerimi kolaylaştır, tembelligimi ve uyuşukluğumu gider, fakirliğimi zenginliğe çevir, ömrümü uzat fazlın, keremin ve ihsanın iktizası olarak ey o Allahu azim-üş-şân ki, ondan gayrı ibadete lâyık ve müstehak hiç bir ilâh yoktur.

Kâf-Hâ-Yâ-Ayın-Sâd.. Hâ-Mim-Ayın-Sin-Kaf.. Elif-Lâm- Mim.. Elit-Lâm-Mim-Râ hürmetine ki, bunlar Allahu teâlânın azim ve muazzam sırlarıdırlar.

Allahu teâlâ ki, ondan gayrı ibadete lâyık ve müstehak Hak ma'bud yoktur, illa o vardır. Hayat sıfatıyla muttasıt, bakı, daim ve ebedidir. Yarattıklarının korunup kollanmasına daima kıyam edicidir. O, yücelerden yüce, çok kerim ve mükeremdir.

Allahu teâlâdan, heybetinin celâli, izzetinin izzeti, aza-:

metinin kibriyâsı ve kudretinin ceberutu hakkıyçün beni âhirette kendileri için korku ve üzüntü olmayan kullarından eyemesini dilerim.

HAZRET-i PİR NUREDDIN-İL-CERRAHI KUDDISE

SIRRAH-ÜL-FETTAHİNIN FATIHA'T-ÜL- FUKARASI ŞERHİDİR:

Allahım! Beni, dünya ve âhirette nimetlerine garkeyledidostarma o an Hak vinler aimresme il haky ve duhan kil, beli kitab-ı mübiynin olan Kur'an-ı azim-ül-bürhanın feyiz ve bereketinden yararlananlardan eyle!..

Allahım! Beni, Fâtiha-i celilenin sırrıyle mükerrem kıl!

O büyük sırra ermekliğime tevfikini esirgeme, onun ruhaniyyetini bana izhar eyle, muhakkak ki senin her şeye gücün yeter.

Allahım! Beni bütün gam ve kederlerden, yeis ve elemlerden koru ve kurtar, ey mü'min kullarına necat veren ulu Allahım! Üzerinde bulunduğum ve riza-i ilâhiyyene beni ileteceğini umduğum bu dosdoğru yolu bana aç ve kolaylaştır.

Bütün gam ve kederleri, bütün yeis ve elemleri gideren, sınık kalpleri sevindiren ancak sensin. Bana Hızır aleyhisselâmın vârisleri olan ve insanları doğru yola ileten, müşküllerini halleden kullarını yetiştir ve beni Fatiha-i celileye hizmet eden kullarınla hemhal eyle.. Muhakkak ki, senin her şeye gücün yeter.

Allahu teâlâ ve tekaddes hazretlerine hamd-ü-senâlar olsun ki, bizleri Kur'an-ı azim-ül-bürhanın nuruyla nurlanmış, SIBGATALLAH ile boyanmış, iyman ve islâmın şuuruyla onurlanmış salih kulları meyanında (Lâ havfün aleyhim ve lâhüm yahzenûn) va'd-i-celiline mazhar olan Hak velilerinin sırlanmış bulundukları böyle bir belde-i tayyibede iskân ve maddî-mânevî sayısız nimetleriyle in'am ve ihsan buyurmuştut.

Salât-ü selâmlarımız, tâ'zimat ve tekrimatımız ol seyyid-il- Enbıya, sened-ıl-Evlıya vel-astıya aleyhı ve alıhı ekmel-uttehâyâ efendimiz hazretleri ile âline, evlâdına, ezvacina, ashab-ü ensarına, tabi'iyn-ü ahbabına olsun ki, himem-i ruhaniyyet-i Muhammediyyeleri dünyevî ve uhrevi her türlü maksud ve muradlarımızın husulüne kâfi ve sünen-i mutahhara-i ahmediyyeleri tevessül ve temessük edenlere nâfi olagelmiştil.

Ehl-i-irfan için malûmdur ki, Türkiyemizin doğudan batıya her şehir ve kasabasında, hatta her köyünde Allahu sübhanehu ve teâlâya takarrüp etmiş VELIYYULLAHın türbe ve kabirleri bulunmaktadır. Çoğu, Allah yolunda şehit düşmüş olan bu veliler ve bu azizler, mukaddes vatanımızın tapuları ve manevi muhafızları olup vatan evlâtlarına da birer nümune-i imtisaldirler. Zira, atalarımızın islâmı götür-.

dükleri yerlerde ibraz ettikleri adalet ve hakseverlik sayesinde, bugün milli sınırlarımız dışında kalan ülkelerde dahi boyle azız turbelerınden yuzlercesıne, hatta binlercesıne rastlamak mümkündür. Bu Hak velilerine, yilnız kadir-kıymet bilir müslümanlar değil, başka ırk, din ve nezhepten insanlar da saygı ve itibar göstermektedirler.

Bu iddiamızın en canlı ispaı!, Macaristan başkentini taşkil eden iki şehirden (Budapeşte) Buda'nın, yani eski adıyla Budin'in yeşil tepelerinde güller arasında adı ve sanı unutulmuş GÜL BABA olarak tanınan ve anılan veliyyullahın kubbesi ve türbesidir, ki Avrupadan, Asya'dan ve dünyanın her köşesinden gelen. turistler bu büyük Türk'ün kabrini saygı

ve huşû ile ziyaret etmektedirler. Denilebilir ki, GÜL BABA'nın türbesi Orta Avrupa'da Türk hâkimiyyetini temsil eden muhteşem bir âbidedir.

Bir misal daha verelim:

Bilindiği gibi, Hazreti NIYAZİ-I-MISRİ kuddise sırrahulâli efendimizin merkad-i münevverleri, Ege denizinde kâin ve bugün Yunan hâkimiyetinde bulunan Limni adasındadır.

Hazretin mübarek cesedini Türkiye'ye getirmek üzere mezkûr adaya giden Bursa Mısri şeyhi merhum Şemseddin Efendiye, mahalli idare âmirleri ve din adamları:

— Niyazi-i-Mısrî hazretlerinin, buradan götürülmesine kat'iyyen rızamız yoktur. Siz, kendisine bizim kadar hürmet ve itıbar edemezsinız. Irkımız, dınımız ve mezhebimız ayrı oldugu halde, hazrete derin bir saygı ve bağlilıgımız vardır.

Onun yüksek şahsiyetini takdir edenlerden ve kadrini bilenlerdeniz. Türbesinin kandillerini, her akşam bâkire rahibelerimiz yakmaktadır. Cuma günleri, hazretin sancağını mendireğe çekiyoruz. Sefere çıkan kaptanlarımız ve denizcilerimiz, kendisinden niyazda bulunur, selâmet ve emniyet dilerler. O, bizim feyz-ü bereketimizdir, aslâ veremeyiz.. dediklerini ve Şemseddin Efendiyi geri çevirdiklerini, rahmetli üstadımdan işittim.

Verselerdi ne olurdu?

Insanın söylemeğe dili varmıyor ama, emsali ecdat türbeleri gibi, hazretin de türbesi harabiye terk olunacak, mühmel ve bakımsız kalacaktı. Alman üniversitesine mensup gençler, şahsiyeti ve fikriyyatı üzerinde doktora hazırlamak üzere suret-i mahsusada ziyaret ettikleri Hazreti Muhyiddin-i Uftâde'nin Bursa'daki türbesinin harap ve bakımsız halini, derin bir hayal kırıklığı içinde âdeta ağlayarak fakire anlatmışlardır.

Tâ'riz ve sitem için değil, fakat bir gerçegi açıklamak gayretiyle bu kadarcık bir istidrat yaptıktan sonra, konuya dönüvoruz. Evet; aziz yurdumuzun hemen her köşesinde yatan baba yadigârı türbelerimiz, Allahu azim-üş-şâna giden birer kapıdır ve hiç şüphe yoktur ki bu kapılar aynı zamanda birer hacet kapısıdır.

Nitekim, İstanbulumuzun her tarafinda da, namlarını ve lûtuflarını duyup işittiğimiz ve her dine, her mezhebe sâlik ümitsiz insanların samimî bir inançla ziyaretlerine koştuğunu bildigimiz bu türbeler, özellikle biz müslümanların muratla-

rımıza nail olmak niyyeti ile adaklar adadığımız gerçekten birer hacet kapısıdırlar.

Bu risalemizde, bu mübarek ziyaretgâhlardan TELLI BABA türbesinden bahsetmek istiyoruz.

Asıl adı ABDULLAH olan ve halk arasında TELLI BA- BA olarak anıian ve tanınan bu zat-1 şerif, Kadiri tarikati şeyhlerinden bir veliyyullahtır. Allahu teâlânın ahlâkı ile ahlâklanmış ve Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-ül- Mennân efendimiz hazretlerinin siyret ve sünnetine can ve gönülden bağlanmış olması dolayısıyle din ve mezhep farkı gözetmeksizin, kendisini ziyaret ve müracaatta bulunanlardan manevi himmetini esirgememiş ve yardım isteyenlerin imdadına ruhaniyyeti ile yetişmiştir. Ziyaret ve müracaatta bulunanlar müslüman iseler, dünya ve ukbaları için şefi olagelmiş, gayri-müslim iseler dünyevî muratlarına nail olmalarını Allahu teâlâdan dileyerek dertlerine ve isteklerine derman olmuştur.

iki âlemde tasarruf ehlidir ruh-u veli, Deme kim, bu mürdedir bundan nice derman ola;

Ruh, şimşir-i hudâdır, ten gılâf olmuş ana;

Daha âlâ kâr eder, bir tig ki uryan ola..

Bizler, el-hamdü-lillah ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebindeniz. Bu itibarla, mezhebimiz yonünden keramet-i evliya haktır ve gerçektir. Şefaat-i enbiya ve şefaat-i evliya da haktir ve gerçektir.

TELLI BABA'nın türbe-i şerifi, dünya hayatında iken kendisinin yalnızca Allahu teâlâya ibadet ve nâz-ü niyaz eylediği zâviyesidir ki, âlem-i cemale göçünce dervişleri onu aynı yere defnetmişler ve kabr-i münevverini ziyaretgâh haline getirmişlerdir. O günden bu yana olduğu gibi, kıyamete kadar da bu mübarek makamın avam ve havassın ziyaretgâhı olacağı muhakkaktır.

TELLI BABA, ziyaretine gelerek Allahu teâlâdan muradını isteyenlerden hemen hemen hiç kimseyi mahrum etmemis, müracaat edenlerin hepsi muratlarına nail olmuşlardır.

Makam-ı mübarekleri, Sarıyer'den Rumeli kavağına giden yolun ortasında, Yuşa hazretlerinin yattığı tepenin tam karşısında, bogazın Rumeli yakasında, mavi suların zikr-ü tesbihini işiten cennet misali bir yerdedir. Türbe-i şerifini,

F: 23

her gün yüzlerce müslim veya gayri müslim ziyaret etmekte, dileklerini arzetmektedirler. Dilekleri husul bulanlar ise, adaklarını yerine getirmek üzere tekrar tekrar ziyaretine koşmaktadırlar.

TELLI BABA, her dertliye şefaat etmekte, nâ-murad olanların ber-murad olmalarına vesile olmaktadır. Evlât isteyene evlât, ev isteyene ev, evlenmek isteyene eş, dertlilere deva, hastalara şifa ihsan ve inayet buyurulması için kendisine müracaaîta bulunanların hâcetlerini Allahu azim-üş-şâna ulaştırmakta ve ind-i ilâhide sözü ve nazı geçtiği cihetle bütün dilekler is'af olunmaktadır. Bu suretle muradlarına nail olanlardan birkaçına şahsen ve bizzat şahit olduğum gibi, yüzlercesini de işittim. Kat'iyyetle ifade ederim ki, muratlarına nail olanların sayıları hayli çoktur ve gerçegi ancak Allahu sübhanehu ve teâlâ bilir.

Canlı bir misal olarak, kendi nefsimde şahit olduğum hadiseyi nakletmekte fayda görüyorum:

Yirmi dört yıl gibi uzun bir zaman, evli olduğum halde evlât sahibi olamamıştım. Bir gün, bir dostumun tavsiye ve ısrarı ile TELLI BABA'nın ziyaretine gittim ve Mescid-i-şerifinde ekrem-el-ekremiyn olan Allahu sübhanehu ve teâlânın rizası için iki rekât namaz kıldım ve niyazda bulundum.

Cenabı haktan, arkamdan beni hayır ile yâd ettirecek ve ismimi unutturmayacak hayırlı bir kız veya erkek evlât ihsan ve inayet buyurmasını diledim ve gözyaşlarımla Rabbime dua ederek, bu dilegim yerine geldigi takdirde TIDULI BABA'nın ruhuna yetmiş bin tevhid ile üç hatm-i Kur'an okuyacağımı nezreyledim ve TELLI BABA'nın sandukası üzerinden bir miktar tel alarak oradan ayrıldım.

Yukarıda da işaret ettiğim gibi yirmi dört yıl gibi uzun bir süre evlilik hayatı yaşamış ve yaşım elliye varmıştı. Bu bakımdan mahzun ve nâ-murad olan fakire, bir sene gibi kısa bir zamanda Allahu teâlâ altın saçlı, güzel bir kız çocuğu ihsan buyurdu, hamdü lillah muradıma eriştim. Ben de, nezrimi yerine getirerek üç hatm-i Kur'an ile yetmiş bin tevhid okuyup, türbeden aldıgım tellere birçok tel ilâvesiyle TELLI BABA'nın huzuru mâneviyesine vardım. Allah rizası için iki rekât namaz kıldıktan sonra hatm-i şeriflerin ve yetmiş bin tevhidin ecrini hazretin ruh-u pür-fütuhuna bağışlamak suretiyle nezrimi yerine getirdim.

Bi-iznillah, muradıma nail olmuştum. Fakat, eşim ve yakın dostlarim, soyumu devam ettirecek, soyadımı sürdürecek

bir erkek evlâdım olmasını arzu ediyorlardı. Şahsen, hayatımdan memnun ve gerçekten mesut idim. Saglam bünyeli, sıhhatli akıllı ve güzel bir kızım vardı. Rabbime nasıl şükredeceğimi bilemiyordum. Fırsat ve imkân buldukça, pazar günleri TELLI BABA'nın türbesine gidiyor ruhuna fatihalar ithaf ediyor, mescidinde namaz kılarak Rabbime dua ve hamd-ü-senâ eyliyordum.

Oturacak bir evim vardı. Fakat, apartman katı olduğu için küçük kızım güneşten ve temiz havadan mahrum idi.

TELLi BABA'yı mutâd ziyaretlerimden bir gün, Allahu teâlâdan yavruma temiz hava ve güneşten faydalanabileceği bir yazlık ev ile, ismimi ve namımı taşıyacak, beni hayırla yâd ettirecek bir erkek evlât istemekliğim hususunda kalbime ilham vaki oldu. Allahu teâlâ, arzuladığım bu evi ve erkek evlâdı da bana ihsan buyursa, mülkünden ne eksilirdi? Kendisine isyan edenleri, zât-ı ülûhiyyetini inkâr eyleyen kâfirleri bile mahrum etmeyen Allahu teâlâ, zât-1 ahadiyyetine secde eden, varlığına, birliğine ve Habib-i ekremine iyman eyleyen bir mümini mahrum bırakır mıydı?

Bu ilham ve mülâhaza ile derhal ellerimi Bârigâh-1 ahadiyyete açtım ve:

— Yâ Rabbi.. Bana, ismimi hayırla yad ettirecek hayırlı bir erkek evlât ve çocuklarıma hava ve güneş aldıracak küçücük bir yazlık ev ihsan ve inayet buyurursan, nezrim olsun şurada medfun bulunan veli'nin ruhuna rizayı ilâhiyyen için altı hatm-i Kur'an ve iki defa yetmiş bin tevhid okumayı nezreyledim. Şurada yatan zat-ı şerif hürmetine beni mahrum eyleme, diyerek tazarrû ve niyazda bulunduktan sonra, itikad-ı tam ile hazretin kabrinden bir miktar tel aldım.

Aradan iki ay, geçti, geçmedi eşimde hâmilelik alâmetleri belirdi. O aralık, bir sayfiye yerinde inşaat yapan bir dostum:

— Efendi, sana sayfiyelik bir yer lâzım. Çocukların temiz havaya ve güneşe ihtiyaçları var, dedi. Kendisine cevaben:

— Bu lüzumu ben de hissediyorum, ama para nere-e?

dedim.

— Gel seni inşaat yaptırdığım yere götüreyim. Beğenirsen.

, bir dairesini hemen sana verir ve tediyede kolaylık da gösteririm. Kira öder gibi yavaş yavaş ödersin, teklifinde bulundu.