Ara
Menü

Sayfalar 687–693

1.835 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 687–693

irfan, aşk, mürüvvet, muhabbet, sabır, kanaat ve marifet meydanıdu.

İşte, bu meydana gelen İbadullah'ı, bu aşk ve muhabbet meydanından men'eden, cami'e veya tekkeye devam eden halkı birbirlerine düşman ederek ayıran din adamları, vahdet-i-islâmiyyeyi bozmuşlar, ibadullah'ı tefrikaya düşürmüşler ve böylelikle Allahu tâlâ'nın gazabını üzerlerine çekerek iymansız çene kapamışlardır.

Ilm-i zâhir ve ulemâ-i zâhir ne demektir?

Ilmin ne zâhirinden ne de bâtınından haberleri ve nasipleri olmayan bir takım cahil ve nâdanlar ortaya çıkıyorlar ve:

— Onlar, ilm-i zâhiri bilirler. Biz ise, ilm-i bâtını biliriz.

Ilm-i zâhirin hiç bir kıymet ve ehemmiyeti yoktur, diyorlar ve hattâ daha da ileri giderek ilm-i ledünne vakıf olduklarını ileri sürüyorlar amma, beri taraftan da her türlü haramı mübah addediyorlar, haramı helâl ve helâli haram gibi gösteriyorlar.

ve üstelik:

— Ali'yi sevdin mi, seyyi'e zarar vermez, telkinini Kur'an-ı kerim'in âyeti gibi müritlerine talim ediyorlar ki, bu mülhit ve zâlim herifler Allah ve Resûlü ile, Haydar-1 Kerrar efendimizin ezalandığını dahi fark edemiyorlar.

Namazı men ve inkâr eden, mübarek ramazan günü Allah'tan, Peygamberden korkmadan; mü'minlerden, Nasara ve Yaudilerden ve Mecusilerden dahi utanmadan oruç yiyen bu sahte mürşit taslaklan, insanlık şeref ve haysiyetinden mahrum bu mülhit ve zındıklar, camilere ve cemaate devam eden salih kullara SOFI-İ-SALOZ demek küstahlığından da çekinmiyorlar.

Bu aşağılık heriflerin, hangi suratla müslümanlık iddiasında bulundukları ve âşıklık dâvasında oldukları, cidden ve hakikaten şaşılacak şeydir. Bunlar, yarın mahşerde hangi yüzle huzur-u izzete çıkacaklar ve hangi yüzle Enbiyalar serveri, Evliyâlar rehberi, ins-ü cin peygamberine:

-- Bizler de senin ümmetinden idik; bize de şefaat eyle, diyebileceklerdir.

Bunlar, Hazret-i Imam-ı Hüseyin radıyallahu anhın huzurunda, nasıl:

— Muhibbi Hanedân idik, iddiasında bulunabileceklerdir?

Hz. Hüseyin radıyallahu anhın, Yezid-i Pelid'e bi'at etmemesi, dünya menfaati ve saltanatı için mi idi? Yoksa, Yezid-i bednâmın HAŞIMI olmayıp EMEVİ olmasından ötürü mü idi?

Hâşâ!.. Böyle bir iddiada bulunmak, büyük bir hamakattir. Böyle bir şeyi düşünmek dahi. nazlı Hüseyin'i küçük düşürmekten ve üzmekten ileri gidemez. Kaldı ki, Hâşimi olmadığından dolayı bi at edilmedigi iddiası, her türlü asıl ve esastan âri, çürük ve cahilâne bir safsatadır. Zira, Ebâ-Bekir ve Hz. Ömer radıyallahu anhüma da Hâşimî değillerdi. Hz. Osman-ı Zinnûreyn de Emevi idi. O halde, ehl-i beyt niçin bu zevata bi'at etmişlerdir? Hattâ, Hz. Osman radıyallahu anhın evi muhasara olunduğunda, Haydar-ı Kerrar efendimiz iki şehzadesi Hasan ve Hüseyin radıyalahu anhüma efendilerimizi.

onun kapısına muhafız olarak bırakmışlar ve âsilerle mücadelede her iki şehzade yaralanmış ve fakat onları kapıdan uzakaştırmışlardır. Asiler, ancak bundan sonra evin arka duvarını delerek içeri girmişler ve emir-el-mü'miniyni şehit etmişlerdir.

Hz. Imam-ı mazlüm Hüseyin radıyallahu anhın, Yezidi- Pelid'e bi'at etmemesinin sebebi şudur:

Yezid-i bednâm. fâsık idi. Şarap içerdi ve namaz kılmazdı ve zâlimdi. Peygamberin makamına böyle bir zâlim fâsıkın oturmasına, elbette riza gösterilemezdi. Hz. Imam, bu sebeple Yezid'e bi'at etmemişti. Yoksa. ona bi'at etmemesi aslâ ve kat'â saltanat ve devlet hırsından degildi.

Betahsis, bu yolda sonuna kadar mücadele ederek canını dahi feda etmek suretiyle, bizlere zâlimlerle mücadelede kanımız bahasına dahi olsa azim ve metanetle sebat etmemiz lüzumunu telkin buyurmuşlardır ki, kendileri de bu uğurda canlarını, kanlarını, evlâtlarını, akrabalarını ve kardeşlerini feda etmekle örnek olmuşlardır.

Evet: Yezid şarap içiyordu. Yezid. namaz kılmıyordu.

Böyle olduğu halde, namazı men'etmiyor ve tebaasına zorla

şarap içirmiyordu. Buna rağmen Hz. Imam-ı Mazlûmu kerbelâ, onunla bu fıskından ötürü sonuna kadar mücadele etmiş ve bu fâsık herifin elinden ümmet-i Muhammed'i kurtarabilmek azmiyle canını, evlâtlarını, dostlarını ve ailelerini feda etmişti.

Şu halde, mürşitlik dâvasında bulundukları halde. halkı namazdan men'edenler, içki içenler ve bu davranışları ile ehl-i beyte ihanette bulunanlar, Yezid'den daha aşağı değiller midir?

Yezid-i Bednâm ile, Allah için, din için mücadele eden Imam-ı Hüseyin'i, bu gibiler kendilerine dost mu sanıyorlar?

Dost olabilecegini zannedenlere hemen hatırlatalım ki. hayır!.. Hüseyn-i mazlûm sizin gibilere aslâ dost değildir. Imam-l Hüseyin radıyallahu anh efendimiz, ümmeti ikiye ayıranların, islâm ittihadını ve ittifakını bozanların kat'iyyen dostu olamaz.

Ey mürşitlik iddiasında bulunan dâl ve mudiller: Yezid, bir sürü fısk-u fücurda bulundu amma, nihayet bir padişah idi.

Sizler, hiç bir şey degilken, böyle ilhada giderseniz, ya maazallah Yezid'e verilen mülk ve saltanat sizlere verilseydi: yalnız Hüseyin'i ve evlâtlarını değil. Hüseyin'in babası Ali'yi, annesi Fatıma Hayr-ün-nisâ'yı, ninesi Hatice't ül-kübrâ'yı, dedesi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemi dahi şehit eder. Kur'ânı ve din-i islâmı büsbütün ortadan kaldırmağa bakardınız. Bunlara iyman eden ve gönül veren mü'minleri de son ferdine kadar kırar, geçirirdiniz. Neden mi? Çünkü, tarihin ve insanlığın lânet ve nefretle andığı Yezid isimli herif.

sizlerin fısk-ü fücurunuzu ve isyanlarınızı. fırsat elinde iken işlemeğe cesaret edemedi de, yalnız imam-ı Hüseyin ve ehl-i bevtini katlettirmekle yetindi. bu yüzden de cehennemin esfeles-sâfilivnini boyladı. Eğer, sizler Yezid gibi padişah olsanız ve onun kudret ve saltanatına.malik bulunsanız. habaset ve denaatte mutlaka onu geçerdiniz.

Irgâd, Cild 3 -- F: 41

Yalnız şu var ki, kimler tarafından desteklenirseniz destekleniniz; fitne ve fesatlarınız, ateş çenberi içinde kalan akrepler gibi sizleri kuşatacak ve zehirinizi kendi habis vücutlarınıza salacaksınız ve daha fazlasına aslâ muktedir olamayacaksınız. Zira Kur'an-ı azim-ül-bürhanın koruyucusu bizzat hazreti Allahtır, o kutsal kitap kıyâmete kadar da bâki kalacaktır. Bu dehr içinden, sizler gibi nice Yezidler geldi ve geçtiler.

Daha niceleri de, gelecek ve geçeceklerdir. Fakat, Kur'an-ı azim ve din-i mübiyn kıyâmete kadar pâyidar olacaktır.

Şunu da iyi biliniz ki, ilm-i zâhir olmazsa, ilm-i bâtın da olmaz. Bir şeyin zâhiri varsa, o şeyin bâtını da vardır. Zâhiri olmayanın, bâtını da yoktur. İlim, sıfatullah'tır. Ilm-i zâhir ceset ilmi, ilm-i bâtın ruh ilmidir. Ancak ikisi bir araya gelince bir mâna ifade ederler. Vücudu olmayanın ruhu, gaib alemindedir. Vücudun varlığı ve sağlığı, ruhun varlığına burhandır.

Halbuki, islâmı parçalayan menfaat düşkünleriyle bunların idlâl ettikleri cahil müslümanlar, bu hakikatlere gafil bulunduklarından, bindikleri dalı kesen şaşkınlardır.

Ne hazindir ki, olan olmuş, müslümanlar bölünmüş ve parçalanmış ve tabiatiyle kuvvet ve kudretten düşmüştür. Zira, o sinsi kundakçılar, medrese ile tekkeyi birbirlerine hasım haline getirmişler, medreseliler tekkelilere düşman kesilmiş.

tekkeliler de medrese ve cami ehline hor bakmış, bu kargaşalıktan şahsi menfaat düşkünleri faydalanmışlar, koskoca islâm ülkeleri ve ehl-i islâm muzmahil ve perişan olmuşlardır:

Sen - ben desin efrat, aradan vahdeti kaldır;

Milletler için işte kıyâmet o zamandır...

Halbuki, Allah azze ve celle, Kur'an-1 aziminde bizleri tevhide, vahdete, birlik ve beraberliğe çağırmakta ve:

— Ey iyman eden, iyman ile şeref bulan kullarım... Allah'tan korkun, Rabbinizin istedigi gibi kul olun, bütün günahlardan kaçının, Allah'a itaat edin, Allah'ı unutmayın, Allah'ın verdigi nimetlere nankörlük etmeyin, Allah yolunda cihatta bulunun, Kur' an-ı kerime ve islâm dinine ihlâs ile sarılın. Al lah'a karşı olan ahdinize sadık kalın, emr-i sübhaniyye ve tâ-

at-i Bâri'ye hakkın istediği şekilde tâbi olun, müslüman olarak.

iyman üzere can verin, buyurmaktadır. Çünkü, iyman üzere can vermek, ancak bunlara riayetle kaimdir.

Dersimizin başında okuduğumuz âyeti celile de. bunları beyan buyurmaktadır:

- Hepiniz, Allahu tâlâ'nın ipi olan Kur'an'a ve Nebiyyi âhir zamana ve din-i islâma sımsıkı sarılın, birbirinizden ve haktan ayrılmayın…. Allahu tâlâ'nın bu birleşme ve kaynaşma nimetinin kadrini bilin, bu büyük nimeti daima yad edin. Zira.

cemaat nimet ve cemaatten ayrılmak ve parçalanmak ise azaptır:

Işit, bir hükm-ü kat'i var ki istinafa yok meydan;

Cemaatten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah'tan.

Hani, sizler şeref-i islâm ile müşerref olmadan önce, birbirinize düşman idiniz. Arap türke, türk araba, iranlı türke, türk iranlıya, arnavut çerkese, çerkes arnavuda, türk kürde.

kürt türke, tatar ve mogol türke, türk tatar ve mogola, hatta aynı milletten olan kabile. başka bir kabileye düşman idiniz.

Her millet, her kavim ve her kabile birbirlerinize düşman kesilmiştiniz. Allah celle, kalplerinizi islâm dini ile birbirinize bağladı. birbirinize muhabbetlendirdi ve birleştirdi, tevhit etti. Allahu tâlâ'nın bu nimet ve ihsanı sayesinde birbirlerinizle kardeş oldunuz. Tevhit, sizleri kardeş etti. Oysa, islâm olmadan evvel, birbirinize düşmanlıkla ateşle dolu çukurun kenarına kadar gelmiştiniz de, Allahu teâlâ sizleri iyman ve tevhid sayesinde kardeş ederek bu ateşten kurtarmıştı. O halde. artık hidayet bulup, birbirinizden ayrılmamanız için, Allah'ın ipine sıkı sıkı tutununuz diye Rabbiniz âyetlerini böyle beyan ediyor.

Allah azze ve celle buyuruyor ki:

— Içinizden sizi hayra çağıracak, iyi işler emrederek sizi hayra yöneltecek, Allah'ın ve Resûlünün beğendiği, aklın ve şer'in emrettigi, kitaba ve sünnete uygun olan ve sizleri birbirinize sevdirecek ve ayırmayacak, kötülüklerden uzaklaştıracak, aklen ve şer'an beğenilmeyen, kitaba ve sünnete uygun

olmayan işlerden men'edecek bir cemaat ayırmalısınız. Ayırdığınız bu cemaat, sizi Allahu tâlâ'nın emirlerini icraya teşvik edecek, yasaklarından uzaklaştıracak, sizleri birbirinizle seviştirip kaynaştıracaktır. Işte, bunlar hak olan mürşitlerin sıfatlarıdır. Mü'minleri kötülüklerden men'eden. Allah'ın ve Resûlünün sevdikleri ve beğendikleri şeyleri emreden bir cemaat ayıracak olursanız, dünyada felâha ve âhirette necata kavuşursunuz. Kendilerine, size gelen âyetler gibi açık âyetler ve burhanlar geldikten sonra, birbirlerinden ayrılan ve ihtilafa düşenler gibi olmayın... Onlar için büyük bir azap vardır. Sizlere de Kur'an'ım ve Peygamberim geldi. İslâmın kudsiyyetini anladınız, nimetlerini tattınız. Sizden önce geçen kaviler gibi, birbirinizden ayrılır, aranızda ihtilâfa düşer ve birbirinizin kanını dökerseniz. birbirinize karşı düşman olursanız, onlara vadettiğim ulu azaba sizler de düşersiniz, o azabın tadını dünyada kâfir çizmesi ve zâlim yumruğu altında inim inim inleyerek tadar, âhirette de azab-i elime düçar olursunuz.

Kıyâmet gününde, o dehşet ânında bazı kişilerin vüzleri kararacak. bazi kişilerin rüzleri de nur-u iyman ile ağaracaktır. Yani, ehl-i mahşer iki kısım olacaktır. Bir kısmı ehl-i nâr, bir kısmı da ehl-i cennettir. Yüzleri kararanlar, islâmı tefrikaya düşürenler, şahsi menfaatleri uğruna müslümanları birbirlerine düşman ederek kırdıranlar ve islâmın satvet ve kuvvetini zaafa uğratanlardır ki, böyleleri elbette iyman ile göçemeveceklerdir. Yüzleri kararan, mahşer ehli arasında rezil olan bu alçaklara melekler:

— Sizler, ivmandan sonra kâfir mi oldunuz? Işlediğiniz cinayetlerden dolayı haydi tadın azabı bakalım, diyecekler ve bu müfsitleri cehenneme sevkedeceklerdir.

Hiç şüphe yoktur ki, bu gibiler iymansız göçeceklerdir.

Aksi takdirde, kendi inancıyla hemhal olmuş bir hıristiyanın veya yahudinin ne suçu var? Onlar için de iyman temenni edilebilir mi? Tabiatiyle edilemez.. Şu halde, islâmın tevhidini bozanlarda iyman ile göçmezler, göçmeyeceklerdir. Esasen.

böyleleri iyman etmemiş, iymanlı gibi görünmüşlerdir, ki kelimenin tam mânasıyla münafıktırlar.

Resûl aleyhisselâmın: (Ihtilâfı ümmetiy Rahmetün...) Hadis-i şerifi; islâmı parçalamak, ibadullahı birbirine düşürmek mânasına degildir. Burada kasdolunan ihtilât, yapıcı tenkitler mânasındadır ki, bir hak hususunda o hakkın yerine getirilmesi için iyiniyyetle yapılan ihtilâftır. Müçtehidiyn-i kiramın, dini meselelerde kitaptan ve sünnetten istinbat ederek anladıkları ile içtihat etmeleridir. Yoksa, maazallah islâmı birbirine düşman ederek zaafa uğratan ihtilâf elbette rahmet olamaz.

Belki, aynı azaptır. Bu hadis-i şerif vârit olmasaydı, hiç bir imam Kur'an'dan ve sünnetten içtihat etmege cesaret edemezdi. Içtihat eden âlimler, hiç şüphe yoktur ki, bu hadis-i şerifi biliyorlardı. Aralarında, tamamiyle hüsnü niyyete makrun içtihat ihtilâfları, tabiatiyle ümmet için rahmettir. Çünkü, hak imamların içtihatları şahsi ve indi olmayıp, her birisinin içtihadına sebep, Kur'an-ı kerim'den ve hadis-i Nebiden istihraç ettikleri meselelerdir ve hepsi de haktır, gerçektir. Her hak müçtehidin, içtihadını teyit eden meselelerde, Resûl aleyhisselâmın ef'al ve ahvalini haber veren bir sahabe vardır. Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin her hali, her kavli, her fiili, her hareketi tesbit edilmiş, yalnız karpuzu nasıl kestikleri tesbit edilememiştir. Bu yüzden, Imam-ı Mâlik Peygamber-i zişânın sünnet-i seniyyesine muhalefet edebileceği endişesiyle karpuz kesip yememiştir. Müçtehidiyn-i kiram dediğimiz imamlar, sünnet-i Nebeviyyeye bu kadara varıncaya kadar dikkat ve riayet etmişlerdir. Mezhep imamlarını, cami veya mescit imamı zannedenler çok yanlış bir düşünceye saplanmış olurlar.

Mezheplere başbuğ olan bu imamların her biri, birer ilim deryasıdır. Meselâ, islâm hukuku denilince, akla ilk gelen isim Imam-ı â'zam hazretleridir.

Büyük ve ünlü kumandanların bir çoğu, bu imamların içtihatları ile cihatlara girişmiş, ülkeler hattâ kıt'alar fethederek nur-u islâmı o ülke ve kıt'alara ulaştırmışlardır. Sen ve ben, aile ve çocuklarımızın her türlü ihtiyaçlarını karşılamaga çalıştığımız, elbiselerini ve rızıklarını temin ettigimiz halde. ek-

Sayfalar 687–693 · İrşad III — tarikat.org