Ara
Menü

Sayfalar 546–552

1.639 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 546–552

caları oğullarının oğulları, Hz. Hasan'ın çocukları, Hz. Hüseyin efendimizin Zeynel-âbidin'den gayri kundaktaki yavrularına kadar hepsi şehit edildi. Ehl-i beytin hanımları, o nazlı dürrü vâris-i nübüvvetin gözyaşları, Nil ve Fırat gibi aktı ve ah-ü figanları arş-ı âlâ ve ruh-u Zehra'yı ağlattı. Ruh-u pürfutuh-u Nebiyyi incitti, melâike ve cinlileri mateme bürüdü.

Esedullah-il-galip, Emir-il-mü'miniyn Aliyyibni Ebi-Tâlib kerremallahu vechehu hazretlerinin kerimeleri, Cenab-1 Rahmaten-lil-âlemiynin kız torunlar, Cenabı imameyn Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin radıyallahu anhüma hazretlerinin kız kardeşleri Seyyide Zeynep, biraderleri Cenabı Hüseyin'in şahadeti üzerine mübarek başlarını çadırdan çıkararak, göz yaşları arasında zâlimlere şöyle haykırmışlardır:

— Ey ne yaptıklarını, kimi şehit ve kimi ağlattıklarını bilmeyen zâlimler.. Yarın, kıyâmet gününde Hz. Peygamber size: (Benim ehl-i beytime ve benim evlâtlarıma, benden sonra ne yaptınız? Kimini esir, kimini köle ettiniz, kimini al kanlara boyadınız..) diyecek olursa. Nebiyyi zişâna ne cevap vereceksiniz? (Size ettiğim nasihatlarıma karşılık, Peygamberinize arz-ı şükür bu mudur ki, benim evlât-ve ehl-i beytime, akrabalarıma ve neslime bunca fenalıkları revâ gördünüz, muhabbetiniz bu mudur?) derse, nasıl mukabele edecek, onun yüzüne nasıl bakacak ve ondan hangi yüzle şefaat isteyecek ve bekleyeceksiniz? (Ehl-i beytimi susuzluğa mahkûm ve sevgili Hüseyln'imi ve onun mâsumlarını bir yudum sudan mahrum ettiğiniz halde, Havz-ı Resûlden su içmeğe utanmayacak mısınız?)

derse hayâ etmeyecek misiniz?

O yollarda, o çöllerde, o issiz gurbet illerde;

Sekine Zeyneb'in ahvaline hûr-i cinân ağlar..

Imam-ı Hüseyin radiyallahu anh efendimizin şehit edildiği günün gecesi Hz. Ummü Seleme radıyallahu anha validemiz, Resûl-i ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerini, rûyada gayet mahzun ve mükedder bir halde görerek üzüntülerinin sebebini sormuşlar ve şu cevabı almışlardır:

- Yâ Ümmü Seleme.. Hüseyn'imi şehit ettiler, bundan dolayı mahzun ve me'yusum..

Görmemiş böylece cefa mislini çerh-i fânus, Arş-i-âlâda olup Fahr-i Risalet me'yus..

Hz. Ibn-i Abbas radıyallahu anh da, günün öğle vakti rüyasında, aleyhissalâtü vesselâm efendimizi mübarek ellerinde kan dolu bir şişe olduğu halde görmüşler ve:

- Yâ Resûlallah.. Bu şişedeki kan nedir? diye sorduğunda:

— Hüseyn'imin ve ehl-i beytimin kanları ve gözyaşlarıdır.

Ben, bugün dökülen kan ile gözyaşlarını, yerden topluyorum, cevabını almışlardır.

Hz. Ibn-i Abbas, o günü hesap etmişler ve Hz. Hüseyin'in şehit edildiği gün olduğunu tesbit buyurmuşlardır.

Hz. Ummü Seleme validemiz de:

- Ben, cinnilerin Hz. Hüseyin'e ağladıklarını ve nevha ettiklerini işittim, buyurmuşlardır.

Ebu Cenabı Kelbi'den rivayet edildiğine göre, cinilerin Hz. Hüseyin için Kerbelâ'da ağladıklarını işitmiş ve meseleyi tetkik için Kerbelâ'ya gitmiş, eşraf-ı Araptan birisine:

— Tâ'ife-i cinnin, İmam-ı Hüseyin'e ağladığını sizde işittiniz mi? diye sormuş ve şu cevabı almıştır:

— Yalnız bana değil, burada kime sorsanız, size haber verirler. Zira Kerbelâ'da cinnilerin Imam-1 Hüseyin için ağladıklarını duymayan kalmamıştır.

Kendisine, başkasına sormağa lüzum olmadığını, kendi işittiğini söylemesini rica ettiğimde, o zat şöyle bir nazmı söyleşerek ağladıklarını duyduğunu söylemiştir.

Ceddi emcedleri dahi, ecdadın hayırlısıdır. Ebeveyni, Kureyş'in eşrafı idi. Resûl-ü ekrem, onun mübarek alnını okşadıgından, Hüseyin'in alnında nur lema'an ederdi..

Ey âşık-ı sadık:

Cinnilerin, İmam-ı Hüseyin-i mazlûm-u şehidin şehadetine, ağladıklarına şaşma!.. Allah'tan korkmadan, Peygamber-

den hayâ etmeden Hz. Hüseyin'in katline ve şahadetine cür'et edenlerir. bu zulmüne, yerlerde ve göklerde bulunan bütün melekler ağlamışlar, güneş, ay ve yıldızlarla bütün ecram-l sema, Allah korkusu ile titreşerek feryat etmişlerdir.

Muharremdir kamer mahzun, güneş me'yus, kan ağlar;

Felek şerküşte-vü mebhut, hayrete dalmış cihan ağlar..

Seyyid Celil Şahabeddin Ahmed bin Rüfâ'inin. Hz. Hüseyin'e yazdığı mersiyyesinde şu sözleri ne kadar güzeldir:

Nurlu beyaz yüzü, kanlara boyanarak şehit olan mazlûma sema ve serâ ağladı. Susuz olarak, kılıçla şehit edilen Imam Hüseyin'i mazlûmun mübarek elleri, denizler akıtmağa muktedir idi..

Ehl-i Mahşer, dest-i-Haydar'dan içerken kevser'i;

Sen susuzlukta şehid-i Kerbelâ'sın yâ Hüseyin..

Imam-ı mazlûm Hüseyin radıyallahu anh efendimizin musibet-i şehadetine, biz Sünniler de ağlarız. Yalnız bizler mi?

O zat-1 akdesin hazin şehadetine, melekler ve cinniler, bütün arz-u serâ ve ecrâm-ı semâ da ağlamıştır. Bizim, onun için ağlamamız çok mudur? Elbette ve elbette, onun şehadetine göz.yaşları dökmek lâzımdır. Zira, onun şehadetine Resûller Resûlünün ruh-u pür-fütuhu ağlamış, ruh-u zehra bağrına taş basarak karalar bağlamış. Aliyyel-Mürteza'nın ruh-u mutahharı hıçkırıklarla titremiş. Hasan-ı müçtebânın şehit ruhu, kardeşinin bu musibeti ve şehit olan evlâtlarının ve diğer nesl-i necibi Nebi'nin şehadeti için inlemiştir.

Evet; biz de ağlarız ve elbette ağlamalıyız. Zira. yarın mahşer günü, bir münâdi şöyle nida edecektir:

— Yâ ehl-el mevkif! Guddû ebsârekum hattâ tecuze Fatıma'tü bintü Muhammedin. Fe-tecuzü ve aleyha sevbün mahdubün bi-dem-il Hüseyni ve te-te'alleku bi-sâk-il arşi ve tekulü:

(Ent-el Cebbar-ül adlü akdı beyni ve beyne men katele ebni..)

Fe-yekdıyullahü beynehâ ve beynehu sümme tekulü: (Allahümme şeffı'ni fi-men bekâ âlâ musiybeti..) Fe-yuşeffi'ullahü teâlâ fiyhim..

(Ey ehl-i mevkif!

.. Ey hesabı bekleyen ehl-i mahşer.. Gözlerinizi kapayınız, başlarınızı kaldırmayınız ve önünüze bakınız.. Zira, Allahu teâlâ'nın mahbubu, Ve le-sevfe yû'tike Rabbüke fe-ferdâ âyet-i celilesinin muhatabı, sıfat-1 Rahmanın ve Makam-ı Mahmudun sahibi bulunan Habib-i Hüdâ, şefi-i ruz-i ceza, â'ni bihi Ebel-Kasım Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin kerime-i duhter pâkizeleri; saki-i-Kevser, fâtih-i-Hayber, şehitler babası, gaziler atası, ilim şehrinin bâbı, evliyâlar mihrabı, kimsesizler hâmisi Ali Ibn-i Ebi-Talib'in muhterem zevceleri; cennetin gençleri olan Hasan-ı müçtebânın ve Imam-ı mazlüm-u şehid-i Kerbelâ'nın ve bütün ehl-i iymanın valideleri geçecektir..

Bütün mahşer ehli gözlerini yumacaklar, hattâ nefes dahi almayacaklar, o muazzam uğultu ve gürültü bir ânda kesilecek ve Seyyide't-ün-nisâ Cenab-i Fatıma't-üz-Zehra, bir elinde Imam-ı Hasan'ın zehir tası ve diğer elinde Imam-ı Hüseyin'in kanlı gömlegi olduğu halde, huzur-u hakka varacak ve niyazda bulunacaktır:

— Yâ Rab.. Bugünün hâkim-i mutlakı sensin.. Evlâtlarımla onların hasımları arasındaki hükmü kaza eyle..

Ol mahkeme-i kübrâda, Evlâd-1 Muhammed aleyhisselâm ile, hasımlarının muhakemeleri kaza olunduktan sonra. hayr -ün-nisâ hazret-i Betûl, tekrar secde-i Rahmana varacak ve şöyle niyazda bulunacaktır:

— Yâ Rab.. Evlâtlarımın musibetlerine aglayanlara beni şefi' kıl..

Allah celle, onun bu niyazını kabul buyuracak ve evlâd-ı Muhammed'e göz yaşı dökenlere, Hazret-i Fatima radıyallahu anhayı şefaatçı kılacaktır.

O gün, zâlimler ellerini ısıracaklar, saç ve sakallarını yolacaklar, kendilerini yerden yere vuracaklardır. O demde, mahşer bambaşka bir âlem olacaktır. Ümmetin âsileri, feryat ve figan ederek inleyecekler:

— Aman yâ Resûlallah.. Şefaat yâ Resûlallah.. âvazeleriyle yerlerde sürünecekler ve merhamet dileneceklerdir.

Nebiyyi erham efendimiz, onların ah-ü eninlerine tahammül edemeyecekler ve Cenab-i Fatıma'ya şöyle nida eyleyeceklerdir:

— Ey ciğerpârem.. Intikamı bırak; biz, mâden-i mürüvvetiz. Bize, hakkın RA'UF sıfatı ilbas olunmuş, bize hakkın RAHIM sıfatı ihsan buyrulmuştur. Bugün, bizler için intikam günü değil, şefaat günüdür. Bilirsin ki. bizim üç âdetimiz vardır:

Bizi terkedeni, biz terketmeyiz.

Bizi mahrum edeni, biz mahrum etmeyiz.

Bize zulmedeni, biz affederiz.

Yâ Fatıma!.. Ey vücudumun parçası.. Intikamı bırak, şefaat günüdür bugün. buyuracaklar ve kendilerine, evlât ve ahfadına hiyanetle uzanan ellerin sahiplerini şefaat-i uzmâları ile şâd eyleyeceklerdir.

Bir yudum sudan mahrum edilerek şehit olunan imam-ı Hüseyin'in ve diğer âl-i Resûlün katillerini, Haydar-ı Kerrar sulayacak, ehl-i beytin kadr-ü kıymetlerini bilemeyen gafiller, onların kerem ve faziletlerini o gün anlayacaklardır. Melekler:

— Yâ Resûlallah.. Yâ Ali.. Bunları, havz-1 Nebi'den uzaklaştıralım.. Zira, bunlar sizin evlâtlarınıza bir yudum su vermediler ve Kerbelâ çölünde susuz şehit ettiler. Siz de, onlara bugün havuzunuzdan su vermeyiniz diyeceklerdir.

Aleyhisselâtü vesselâm efendimiz, meleklere şu cevabı vereceklerdir:

— Onlar, gerçekten bizim evlâtlarımıza dünyada su vermediler ve bir yudum sudan mahrum ettiler. Fakat; görüyorsunuz ki, bugün kendileri bizden su istiyorlar. Böyle bir günde.

biz de onlara su vermezsek ve onları sudan mahrum edersek, onlardan ne farkımız kalır? Evet, onlar bizim evlâtlarımızı mahrum ettiler. Bize lâyık olan. onları mahrum etmemektir.

buyuracaklar ve o zâlimleri dahi sulayacaklardır.

Elbette böyle olacaktır. Ra'uf ve rahim olmak. âlemlere rahmet olarak gönderilmiş ve HULÛK-U-AZİM'in fevkinde bulunmak kolay şey midir? Dünyadaki hareketleriyle, Enbiyâlar

efdali olan Resülü efham efendimiz, mahkeme-i kübrâdaki şefaatleriyle de, alemlere gerçekten rahmet olduklarını izhar ve ispat buyuracaklardır.

Bütün mahlükat-ı ilâhiyye, Resûl-ü zişânın kadr-i valâsını, o ânda anlayacaklardır amma ne fayda? Arifler, bu hale şadan-ü handan ve kıymetini bilmeyen gafiller ise nâdim-ü perişan olacaklardır.

Sözün kısası, evlâd-ı Resûle dünyada gözyaşı dökenlerin mükâfatı, orada görülecek, evlâtlarının musibetine ağlayanlar, Hazreti Fatıma't-üz-Zehra'nın şefaatine mazhar olacaklardır.

Her kul. kendi niyyet-ve ameline göre mücazat veya mükâfat görecektir. Evlâd-ı Muhammed aleyhisselâmın mâruz kaldıkları musibetlere ağlayanlar da, bu amellerine göre mükâfatlanacaklardır.

Denilebilir ki. Şi'a tâ'ifesi de onlar için ağlamaktadır. Evet, onlar da Kerbelâ musibetine ağlarlar. Şu var ki, onların aglamaları riyaset-i islâmiyyeyi ele geçirmek içindir.

Biz sünnîler ise, evlâd-ı Resûlün musibetine ağlarız. Islâmda ölüye ağlamanın caiz olduğu, aşağıda anlatacağımız hâdise ile sâbittir.

Aleyhisselâtü vesselâm efendimizin mahdum-u mükerremleri Hz. İbrahim radıyallahu anh vefat ettiği zaman, Fahri Risalet efendimiz fevkalâde mahzun olmuşlar ve ağlamışlardı.

Kendilerinin hüzne düşmesine ve gözyaşı dökmesine tahammül edemeyen ashab-ı kiram ve bilhassa Hz. Ömer radıyallahu anh, teselli maksadiyle:

— Yâ Resûlallah! Bize ağlamayı men'ettiniz. Zât-1 Risaletpenahileriniz ağlıyorsunuz, deyince Server-i Enbiya efendimiz:

— Yâ Omer! Ben, size ağlamayı men'etmedim. Zira, gözyaşı kalp ateşini söndürür. Ben, size üst-baş yırtmayı, saç-sakal yolmayı, feryat ve figan eylemeyi, başa toprak saçmayı men'ettim, buyurmuşlardır.

Evet; biz de ağlarız..

Nasıl ağlamayalım ki, bu meş'um hâdisede arş-ı Rahman titremiş, kürsi, zelzeleye, ehl-i sema velveleye düşmüşlerdir.

Ruh'u enbiyâ, melâike-i mukarrebiyn ve semavat-ü zemin ahü vah ederek ağlaşmışlardır. Ruh-u server-i enbiyâ, ervah-1 ezvac-1 Tâhirat, Ruh-u Fatima't-üz-Zehra, Ruh-u Aliyyel-Mürteza, ruh-u Hasan-ı müçteba bu menfur vak'aya ağlamışlardır. Elbette, biz Sünni âşıklar da ağlarız. Ağlarız, ağlarız amma bizim ağlamamız riyaset-i islâm ve siyaset-i cihan için degildir. Bizim ağlamamız, ançak ve ancak riza-i Rahman içindir. Zira, biz riza-i Resûle tâlip, şefaat-i ehl-i beyt-i Mustafa'ya ve şefaat-i Fatıma't-üz-Zehra'ya râğıbız. Biz. inanırız ki, onlar için ağlayarak görmez olan gözler, yarın mutlaka Hak cemalini göreceklerdir.

Evet, hep aglarız. Aglamakta beraberiz, fakat mânada ağlamamız ayrı avrıdır. Cimâ ile zinâ, fiil bakımından aynı şeydir. Şu var ki, mâna ve mahiyyet bakımından birbirlerinden tamamen ayrıdır. Netekim, katil ile gaza da fiil bakımından aynı gibi görünürse de, mânaları ve mahiyyetleri yine ayrı ayrıdır.

Tekrar ve ısrar ediyoruz: Biz musibete, onlar ise riyasete ağlarlar. Bu bakımdan, ağlamamız aynı gibi görünürse de, mânaları tamamen ayrı ayrıdır.

HIKÂYE Halep şehrine varan bir şâir, şehir halkının ağlaşıp feryat ettiklerini gördü. Bu matemin ve âh-ü zârın sebenini sordu.

Birisi kendisine çıkıştı:

— Sen nasıl müslümansın? dedi. Bugün, muharremin onuncu günüdür. Bugün, evlâd-ı Haydar katil ve şehit edilmişlerdir.

Öyle ki, az kalsın nesl-i Nebi münkati ve münkariz olacaktı.

Haberin yok mu?

Şâir, kendisine şu cevabı verdi:

- Bu söylediğiniz vak' a, bundan sekiz yüz küsür sene evvel olmuştur. Siz, bunu yeni öğrendiniz de, şimdi mi faryat ediyorsunuz? Halbuki, bizlerin o meş'um vaka olalıberi, gözlerimizin yaşı dinmedi. O gündenberi yüzlerimiz gülmedi. Hâlâ da