Ara
Menü

Sayfalar 335–342

1.893 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 335–342

— Ey sâ 'il-i Hak.. Eğer, bizlerin kim olduğumuzu öğrenmek istiyorsan, söyleyelim.. Bizler, efdal-ül-Enbiyâ, Resûl-ü Kibriyâ, Sâdık-ül-Vâ'dül-emin Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin ümmetiyiz. Dünyada iken, onun hak dâvetine icabet ettik, şeriatine hizmet eyledik. Şimdi de bizler, yetim olarak huzur-u Hakka hesaba götürülüyoruz. Orada defterlerimiz okunacak, yaptıklarımızın ceza ve mükâfatı verilecektir.

Bunu öğrenen melek, kendilerine şöyle hitap edecektir:

— Ey cemaat-i islâm.. Mahzun olmayın, korkmayın ve üzülmeyin.. Ey Hakkın Habibi hazreti Muhammed'e ümmet olanlar.. Sakın tasalanmayın ve ağlamayın.. Ben, sizlere müjdeciyim.. Sizin dünya hayatında gönül verdiğiniz sevgili peygamberiniz, âlemlere rahmet olarak gönderilen o büyük zat. sizin için gözyaşları dökerek âh-ü enin eyledi.. Ah ümmetim, vah ümmetim diye inledi. Şu ânda, hesap mevkiinde sizi bekliyor. Daha hızlı, daha çabuk yürüyünüz ve bir ân evvel ona, sevgili peygamberinize kavuşunuz. Bugün, öyle bir gündür ki, bugünün korkusundan ancak Resûl-ü zişân hazreti Muhammed'in şefaatı ile necat bulunur. Zira, o Resûller Resûlü, melce-i fukara, enis-id-zu'afa, menba-ı şefaattir. Asi ümmetlerinin avfını Mevlâ'nın huzurunda rica etse gerektir.

Melegin bu ikaz ve müjdesi üzerine, ümmet-i Muhammed hızlanacak, haberci melek de onlardan evvel Huzur-u Nebeviyye varacak ve gelenlerin kendi ümmeti olduğunu Efendimize arzedecektir.

Efendimiz, hemen büraka binerek ümmetini karşılamağa çıkacak, âşık ile mâ'şuk mahşer yerinde karşılaşıp kavuşacaktır.

Bu karşılama ve kavuşma dolayısiyle, mahşer-i kübrâdan evvel bir sûr-i mahşer kurulsa gerektir. Zira, o gün ehl-i derdin devası, hastaların şifası olan Resûl-ü kerim ve Mahbub-u Rabbil-alemiyne mülâkat günüdür.

Allahü azim-üş-şânın, Fahr-i âlem sallallahü aleyhi ve sel-.

lem efendimize bir lûtf-u atâsı da, LIVÂ-IL-HAMD isimli sancağın kendilerine ihsan buyrulmasıdır.

- 336 -- Livâ-il-hamd, öyle bir sancaktır ki, kıyâmet günü ümmet-i Muhammed onun gölgesinde gölgelenecek ve Resûl aleyhisselâm.

sancagın altında toplanan ümmetine şefaat edecektir. Liva-ilhamd, şimdilik cennet-i-âlânın bir nihayetsiz sahrasında. Cebel-i Hamd denilen dağın üzerine dikilmiştir. Kabzası, kabzayı beyzâ ve direği zeberced-i ahdar, re'si kırmızı yakuttandır. Onun üzerinde üç satır yazı yazılıdır:

Birinci satırda:

Bismillah-ir-rahman-ir-rahiym…..

İkinci satırda:

Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah...

Üçüncü satırda:

“CİŞ,L El-Hamdü lillahi Rabbil-Alemiyn...

Imdi; her kim ki BESMELE-I-ŞERIF'i vird eder, her nefes TEVHID-İ-ŞERÎF ile zikreder ve nimet mukabilinde HAMD-Ü KESIR ile şükrederse, Livâ-il-Hamd altında haşrolunacağına ve kıyâmet günü sürur ve saadet içinde bulunacağına işarettir.

Ol livâ-il-hamd altında yetmiş sancak daha vardır ve o sancakların altında da yetmiş bin melâike-i-izâm saf bağla-

yacak, saltanat-ı ilâhiyyeyi izhar edeceklerdir. O melekler, Hâlık-ı mutlâkın kudretini ibraz için Allahu zül-celâli takdis ve tesbih edeceklerdir.

Livâ-il-hamd, Resûl aleyhisselâmın nübüvvet emrine verilecek, nice bin melâike dahi C'enab-1 Resûle refik olarak mahşer meydanına livâ-i-hamdi kaldıracak ve cennet yoluna giderlerken bütün Enbiyâ-i izâm ve Rusül-ü kirâm ile ehl-i tevhid onun altında cem'olacaklardır.

Burada, biraz duralım ve hep birlikte.düşünelim:

Acaba, bu anlattıklarımız gerçekten olacak mıdır, olmayacak mıdır?

Biz mutlaka olacaktır diyoruz. Mutlaka olacağına delâlet eden binlerce işaret ve alâmet de gösterebiliriz. (Böyle şey olmaz...) diyecekler, bu iddialarından gayrı hiç bir delil gösteremezler. Halbuki, ilk ve en mühim delil ÖLÜM'dür. Bunun içindir ki, Hazret-i Nâbi:

Fenâyı âlemi takrir için cemaate, Cenaze vâ'za çıkar Kürsi-i Musallâya..

buyurmuştur. Dikkat ve ibretle bakılacak olursa, musalla üzerine konulan cenaze, insanlara en büyük, en unutulmaz vâ'z-ü nasihatte bulunan bir vâ'izdir ve karşısında saf bağlayanlara lisan-i hal ile şöyle demektedir:

- Ey benim namazımı kılmaya ve beni ebediyyet yolculuğuna uğurlamaya gelen mü'min kardeşlerim.. Dün, bu vakitler ben de sizler gibi bir ahbabımın cenazesini kılmaya hazırlanıyordum. Bakın, bugün de sizler benim cenazemi kılmaya hazırlanıyorsunuz. Oyle ise, neden ibret almıyorsunuz?

Zira, yarın bu vakitler diğer mü'minler, aranızdan birisinin cenaze namazını kılmaya hazırlanacaklardır.. Dün, ben de sizler gibi öleceğimi ve bu taşın üzerine geleceğimi düşünmemiş, cenaze namazını kıldığım o mü'min kardeşimi uğurladıktan sonra, karnımın acıktığını hissederek, bir güzel yemek yemiş, sonra da işimin başına dönmüştüm. Bugün, beni uğurla- Irgad, eld 3 - F: 22

dıktan sonra, sizler de aynı şeyleri yapacaksınız ve bir gün ölüm sırasının sizlere de geleceğini hatırlamayacaksınız..

Ey Allah rizasını arayan mü'min:

Bilhassa sana hitap ediyorum; Eğer gözlerin görüyor ve kulakların da işitiyorsa, musallâ kürsüsüne çıkarak vâ'z-ü nasihatte bulunan ölünün bu veciz ve fakat korkunç öğütlerini ibretle dinle.. Ergeç, sen de bu uzun yolculuğa çıkacaksın. O halde hazır ol ve hazırlıgını tamamla.. Bu uzun yolculukta.

sana lâzım olacak azığını tedarik et.. Evet; dünya senin için yaratıldı, amma sen de âhiret için halk olundun.. Bu hakikati artık anla, gafil olma..

Her ne denlü çok yaşarsa bir kişi, Âkibet ölmekdürür ânın işi..

Ölümden sonra, Allahu teâlâ'ya iymanın, ibâdet ve tâ'atin ve yapılacak hiç bir fi'il ve amelin, hayrı yoktur. Ölümden sonra Allah rizasına lâyık ve muvafık hiç bir amelin âh-ü vahın, ağlayıp sızlamanın da faydası yoktur. Bu dünya âleminden sonra, barınılacak bir ev, sığınılacak bir kapı da yoktur. Yalnız, iki mesken daha dogrusu iki karargâh vardır. Biri CENNET, birisi de CEHENNEM'dir.

Sürur ve saadet evi olan cennet, iyman ederek â'mal-i sâliha işleyenlere, ebedi olarak verilecektir.

Keder ve felâket diyarı olan o korkunç cehennem de; kâfirlere, zâlimlere, cânilere, müşriklere, kötülere ebediyyen hasr-ü tahsis olunacaktır.

Günahkâr müminlerden de, yaptıkları kötülüklerin cezasını çekmek ve adalet-i ilahiyyenin tahakkukuna şahit olmak üzere o korkunç cehenneme girecekler bulunacak, fakat bunlar günahlarına göre azap gördükten sonra şefaat-i Muhammed ile kurtulacaklardır.

Hiç aynaya bakmıyor musun? Saçımıza sakalımıza ak düştü. Sana ve bana ölümün habercileri geldi. Hâlâ uslanmayacak nuyız? Hâlâ aklımız başımıza gelmeyecek mi?

Dikkat ve ibretle etrafina bir bak; bahar geliyor, ağaçlar,

otlar yeşeriyor, güller ve sünbüller açılıyor, etrafa misk gibi kokular saçılıyor.. Bir müddet sonra, otlar ve yapraklar sararıyor, gökyüzü kararıyor, güller soluyor, bülbüller susuyor, sünbüller ölüyor, ortalığa bir harabi ve hüzün geliyor.. Aklı başında olanlar, bunları görür de ibret almaz mı? Bütün bu gördüklerin, tıpkı insan ömrü gibidir. Gençlik geçer, saçlar ağarır, benzin sararır, güzelligin solar, bülbül gibi şakıyan dilin susar ve hayat son bulur. O korkunç günler gelip çatmadan, melek-ül-mevt bogazına el atmadan, mahcup ve perişan musallaya yatmadan yaptığın fenalıklardan tovbe et...

Hemen yol hazırlığına başla.. Bâb-ı merhamet olan Rabbin kapısına iltica ve dehalet eyle.. Kötülüklerine nâdim ol, Rabbinin huzurunda zillet ile, gözyaşları dökerek secde kıl...

halinle, rahmet-i ilâhiyyeyi celbeder, mağfiretine mazhar olursun.. Hâlık-ı lem yezelin bir nazar-ı merhameti, ebedi saadete erişmene kâfidir. O, sübhandır. O, Rahmandır. O, Rahiymdir.

O, kerimdir. O, lâtiftir. O, afüvdür. Ona secde edeni, ona yalvaranı, o boş çevirmez.

Bir kez Allah dise aşk ile lisan Dökülür cümle günah misli hazan..

Bu vesile ile, ölümden ibret almayan, ölümün kendilerine de yetişeceğini sanmayan gafillere haber verelim ki. ölüm denilen o korkunç nöbet, sana da bana da bütün dehşetiyle yakaşmaktadır. Bir gün, ansızın ölüm melegini karşımızda bulacağız. O yalnızlık evine, o karanlık çukura seni ve beni de yatıracaklar. Orada, yaptıklarımızla başbaşa kalacağız. Gideceğimiz yerin pek korkunç, pek çetin olduğunu unutmamalıyız.

Gaflet içinde bulunanlar, hakka karşı gururlananlar, orada merhamet-i sübniyyeye nail olamayacaklardır. Zira, hakka mağrur olanlar, Iblis gibi rahmetten dûr olurlar. Onların kibirleri, Rableri ile aralarında kalın bir perdedir. Nice padişahlar, nice paşalar, nice beyler; dünya hayatlarında hakka karşı gururlarından dolayı, beklenmedik bir ânda makhur ve perişan olmuşlar ve nân boylamışlardır.

Ey Haktan gafil olan..

Ey dünyâ mülkünü kendisinin zanneden..

Ey fâni ve geçici dünya hayatına aldanan, zevali muhakkak olan rütbesine ve makamına dayanan, masasiyle, kasasiyle, kesesiyle oyalanan zavallı.

Ey Allahu teâlâ'yı inkâr ve peygamber-i zişâna hakaret eden bedbaht.

Ey Allahu teâlâ'ya iyman eden ve onun Resûlüne gönül veren mü'minleri hor gören, kendisini pek yüksek ve halkı hakir gören şaşkın..

Ey ne oldum delisi ahmak..

Evvelini bir düşün!.. Bugünkü varlığının bütün sermayesi bir katre pıhtı değil mi?

Sonunu da düşün!.. Senden öncekiler gibi, sen de kara toprak olmayacak mısın?

O halde; bu gururun, bu kibirin neye? Kat'iyyen senin olmayan ve senden öncekiler gibi sana da emaneten verilen bu fâni ve geçici varlığına nasıl güvenebiliyorsun? Bu egreti varlığına gururlanarak hak ve hakikatlere nasıl bigâne kalabiliyorsun? Seni, bulunduğun makama getiren, sana o aklı, o vücudu, o fırsatları veren kim? Bütün bunlar senin mi? Hayır!.. Öyle ise, neden aklını başına devşirmiyor, sana bu fırsatı kimin verdiğini, bu mülk ve nimetleri kimin bahşettiğini düşünmüyorsun?

Seni yoktan var eden kim? Kendi kendini mi halk ettin?

Aslâ!.. Radyo dinlemiyor musun? Vakit vakit programı kesen spiker:

— Kan aranıyor.. Kan aranıyor.. Sıfır RH negatif kan aranıyor.. diye, bir insan hayatı kurtarabilmek için insanoğullarından yardım istiyor. Müsbet ilimler. teknik ilerlemeler, keşifler ve icatlar ve yepyeni medeniyetler dünyasında, insan oğlunun zayıf ve cılız ilmi ve bilgisi terkibi malûm olmasına rağmen bir katre kan dahi yapamıyor. Yapabilse, fıçılara doldurur, maşraba maşraba ihtiyacı olanlara dağıtırdı. Yapamadığı

ve yapamıyacağını bildigı için insanlardan Allah yapısı kan dileniyor..

Sun'i ilkah diyorsun?!.. Yine, Hâlık-ı mutlâkın halk ve icat buyurduğu meniyi alıp, şırınga etmekten gayrı bir mârifet mi yapabiliyorsun..

Sun'i böbrek diyorsun?!.. Bir insanı, sun'î böbrekle idare edebilmek için, yılda elli altmış bin liraya ihtayaç var…. Kaç kişi bu parayı bulur? Kaç kişi sun'î böbrek taktırabilir?

Kalp nakli, organ nakli diyorsun? Tecrübeler meydanda..

Yine Allahu tâlâ'nın halk ve icat buyurduğu, bir felâketzedenin son nefesinde kalbini veya böbreğini alıp, bir başkasına takmayı hâlâ müsbet bir neticeye götüremediler. Başkasının kalbi ve böbreği, eksariya hemcinsine uymuyor. Doku uyuşmazlığı diyip, işin içinden çıkıyorlar. O da et, bu da et.. Neden biridiğerini tutmuyor ve takıldığı yerde, eskisi gibi çalışmıyor?

Bilmiyorsan, bir bilenden sor bakalım!.. Karın boşlugunun sağ tarafında bulunan karaciğerin gibi bir lâboratuvarı, dünya kuruldu kurulalı insanoğlu meydana getirebildi mi?

Hangi birisini sayayım, hangi birisini anlatayım?

Yiyorsun, çıkıyor. Içiyorsun, çıkıyor.. Bu girişler ve çıkışlar tam ve mutlak bir nizam ve intizam içinde cereyan ediyor..

Yediklerini ve içtiklerini çıkaramayanların feci ıstıraplarını.

acılarını ve sancılarını sorup soruşturdun mu? Hiç bir hastahaneye gidip, melûl mahzun şifa bekleyenleri gördün mü?

Bu ni'metleri bahşeden kim? Bütün uzuvlarını birbirine denk ve tam bir âhenk içinde çalıştıran, işleten kim?

Düşündün mü, buldun mu kim olduğunu?

Bütün bu ni'metleri meccanen bahş ve ihsan buyuran ve bir gün almaya da kadir bulunan Allahu sübhanehu ve teâlâdır, değil mi?

Işte, o Allahu teâlâ, bir gün de seni ve beni analarımızdan dogdugumuz günden daha beter hale getirecek ve elimizden bütün bu varlıkları alacaktır. Seni ve beni, bir ânda koskoca bir HIÇ ediverecektir. Anandan doğduğunda da, çıplaktın amma, canlıydın. Anandan gayrısını görmezdin amma, gözlerin var-

dı.. Yürüyemezdin amma, ayakların vardl... Ananın memesinden gayrı bir şeyi tutamazdın amma, ellerin vardı..

Evet; bir gün seni dünyaya geldiğin gibi tekrar soyacaktır. Şu var ki, bu ikinci soyunmada ne gören gözün, ne gülen yüzün, ne tutan elin, ne yürüyen ayağın olmayacaktır.

Anandan doğduğunda, seni bağrına basacak müşfik eller vardı. Fakat, öldükten sonra varacağın yerde, böyle şefkatli eller bulamayacaksın..

Dogduğun gün, ana ve babanın malına vâris idin.. Öldüğün gün ise, senin mallarına başkaları, belki de hiç sevmediklerin vâris olacaklar, sana da azabı ve hesabı kalacaktır.

Doğduğun gün, sana bakıp sevinçle gülüyorlardı. Arkandan ağlayanın bulunsa bile, ölümüne de sevinenlerin olacaktır.

Seni yoktan var eden, seni bunca ni'metlere garkeden Hazreti Allah, bir gün de seni öldürecektir. Ölüm, sana eriştiği gün, onu reddetmeğe ve geri göndermeğe gücün yetmeyecektir. Halbuki, varlığın senden olsaydı, dünyaya getiren bulunmasaydı, kendi kendine gelseydin, kudret, kuvvet, irade ve ihtiyar sahibi olsaydın, ölümü reddeder, geri gönderirdin. Oysa, sende hiç bir kudret ve kuvvet yoktur. Sana verilen mühlet kadar serbest bırakılmışsın, mühlet tamam oldu mu, işin de ta mamdır.

Seni bu neticeye mahkûm eden kimdir? Akıllıyım diyorsun.

aczini ve fâniliğini de biliyorsun da, neden Bâki'ye secde etmiyorsun? Neden, aziz ve hakim olan Allahu teâlâ'ya rükû etmiyorsun? Yoksa, hemcinslerinle aynı safta Allahu azim-üşşâna rükû ve secde etmek sana ağır mı geliyor?

Önün bir katre meni, sonun bir avuç toprak.. Sana verilen mühlet de 50 - 60. bilemedin 70 - 80 sene.. Bu kısa süre içinde, seni hemcinsin olan insanlardan yücelttiği için, onlarla beraber olmayı kibirine yediremiyor musun? Halbuki onların alın terlerini dökerek kazandıklarından ödedikleri vergilerle sana maaş veriyorlar. Belki, sen de kendine göre çalışıyorsun amma, acaba hor ve hakir gördügün milletin ve hemcinslerin olmasaydı, başka bir ülkede bugün ihraz ettigin makamı çalışarak elde

Sayfalar 335–342 · İrşad III — tarikat.org