İrşad III · kaynak sayfaları 319–326
Allah yolunda çekilen zahmet, mü'minler için ayn-ı rahmettir. Allahu teâlâ'ya yapılan hizmetler, indallah zâyi olmaz. Ufacık bir amel, küçücük fiil, büyük büyük sevaplara, âli derecata sebep olabilir. Allah yolunda karşılaşılan ufacık bir zarar ve küçücük bir meşakkat mukabilinde in'am ve ihsan-ı ilâhiyye, lûtf-u kerem-ü sübhaniyye nail oluvermek şânı rübubiyyetindendir.
Duhâ'dan murat, günün hepsidir diye tefsir eden âlimlerimiz vardır. Netekim; VEL-LEYLI IZA SECA'nın da, bütün geceye şâmil oldugu beyan buyrulmaktadır. Bir saatlik Duhâ vakti, bir günün nasıl karşılığı olur deme!... Nohut iriliğinde bir elmas parçası, yüz kamyon taştan daha kıymetli degil midir? Tıpkı bunun gibi, bir âlim de yüz bin kişiden daha kıymetlidir. Beden yapıları ve dış görünüşleri bakımından iki insan birbirlerinin aynı olabilirler amma, ruh yapıları bakımından elbet yekdiğerinden farklıdırlar. Duhâ vakti de, günün bir parçası olarak ne kadar az ve kısa olsa da, şeref ve fazilet bakımından o kadar yücedir. Netekim Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri de, fazl-ü şeref itibariyle bütün peygamberlerin fevkindedir.
Dikkat buyurulsun: Burada, ehl-i hakikat için büyük ibretler gizlidir. Gecenin zulmet ve meşakkati, hayata benzer. Duhâ vakti bir saattir. Sonra, yine meşakkatler başlar, ki bu ömr-ü insana teşbihtir. Bir kimse kırk yıl yaşasa, ömrünün otuz dokuz yılı meşakkat ve eziyyet, ancak bir yıll sürur ve saadettir. Yirdört saat içinde ancak bir saatlik Duhâ vakti sürurdur.
Allahu zül-celâl, bu kâinatı yarattıgında arş-ı rahmanın sag cihetinden emr-i ilâhi ile dünyaya yüz sene gam ve keder rahmeti yağdı. Sonra, arşın sol tarafından beyaz bir bulut zuhur etti ve o bulut ferman-ı ilâhi ile kürre-i arza bir sene sürur rahmeti döktü.
Bundan dolayı, 'dünya hayatında sevinç, ve sürur ve ferahlık azdır; gam, kasavet ve sıkıntı ise gayet çoktur. Yetmiş yıl yaşayan bir kimsenin, ömrünün otuz beş yılı uyku ile, on yedi yılı da çocuklukla geçer. Geriye kalan on sekiz yıl da çalışmalar, hastalıklar, dertler, ızdıraplar, mihnet ve meşakkatlerle akar gider,
Insanoğlu, dünya âleminin mihnet ve meşakkatinden, elem ve 'zahmetinden kurtulamaz:
Âsude olam dersen eğer gelme cihana, Meydana düşen kurtulamaz seng-i kazadan.
Bu mihnet ve meşakkatler, olümle de devam eder. Kabir ve mahşer sıkıntıları da buna ilave olunur. Ancak, iymanını kurtararak sıratı sâlimen geçenler ve cennete girenler, yakalarını elemlerden ve kederlerden kurtarabilirler.
Kul, Hakka hakkıyle teslim olur, başına gelenlerin Haktan olduğuna inanır ve bunları canına minnet bilirse, ona her türlü elem ve keder ferah ve sürur olur. Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-ül Mennân efendimiz bir Hadis-i şeriflerinde:
(MEN ÂMENE BİL-KADERİ, EMİNE MIN-EL-KEDERİ = Kadere iyman eden, kederden emin olur.) buyurmuşlardır.
Celâlinden gelse cefa, Cemalinden erse vefa, Hepsi cana minnet safa, Nârın da hoş, nurun da hoş..
Cefanın da, vefanın da, safanın da Haktan olduğuna ve bunları Hakkın kendisine lâyık ve müstehak gördüğüne inananlar, hallerinden şikâyet etmezler, ki onlar için gam, keder, tarah, ferah hepsi müsavi olur, başları rahata, kalpleri safaya erer.
Diğer bir rivayet de şöyledir:
Hak celle ve âlâ, kudret eliyle Hz. Âdem aleyhisselâmı kuru balçıktan güzel bir şekle koyarak, ruhunu nefhetmeden önce. aynı çamura kırk sene yağmur yağdırdı. Bu yağmurun otuz dokuz yılı gam ve kasavet ve bir yılı da sürur ve rahmet idi. Her iki yağmur da, vücud-u âlilerine nüfuz eyledi ve Adem'in yapısına ikisi de işledi. Tâ ezelden gam ve kasavet ile yoğrulan bir beden olmakla, Ademoğullarına da gam ve kasavet fazla, sürur az ola-
rak ilk cdlerinden böylece miras kaldı. Onun içindir ki, Âdemoğulları bu âlemde gam ve kasavetten kurtulamazlar. Bu gam ve kasavet ancak iyman ve ibadet ile zail olabilir. Iymansızlar.
ibadetsizler ve ilâhî ihsanlardan nasipsizler, hem dünyada hem de âhirette gamdan, kasavetten ve azab-ı elimden aslâ necat bulamazlar. Ihsana mazhar olamayan mü'minler ise, belki dünyada gam, keder ve meşakkat çekerler amma, âhirette de sefasını sürerler. O halde, kula lâzım olan Allah'ı bilmek, Allah'ı bulmaktır. Bu mihnet ve meşakkat diyarından, dâr-ı sürura varabilmek, bu eza ve cefaya karşılık safa sürebilmek ancak Hakkı bilmek, Hakkı bulmakla mümkündür. Âhiretin dâr-1 sürur olabilmesi ise, kâmil iyman sahibi olmağa bağlıdır. Kişiye iyman nasip olmazsa, hem dünyada mihnet ve meşakkat çeker, hem de âhirette ebedi azaba düçar olur.. Yâ Rab!.. Bizleri iyman ile öldür, salihlere ilhak eyle.. (Âmin bi-hürmeti seyyid-il mürseliyn).
Kanuni Sultan Süleyman Han'ın:
Bu dünya hep benim olsa, Gamim gitmez nedendir bu?
sorusuna, meşhur şâir kazasker BAKI şöyle cevap vermiştir:
Tâ ezelden gam ile, Yoğrulan bedendir bu...
Bu dünya âleminde, bir safanın bir cefası vardır. Meselâ, gül koparmak istersen, dikeni eline batar.. Eşini seviyorsan, kaynanana tahammül etmen gerektir. Birkaç saniyelik safadan sonra dünyaya gelmesine sebep oldugun çocugundan senelerce çektigin cefayı hiç düşündün mü? Ya, o safaya iştirak eden zavallı eşin? Bin bir mihnet ve meşakkatle dokuz ay karnında taşır, Irgâd, cild 3 - F: 21
binbir mihnet ve meşakketle doğurur, yıllarca pisliğini yıkar.
gecelerce uykusuz kalır, bir ömür boyu da çile çeker. Bunların hepsi, o bir kaç saniyelik zevk ve safanın mahsulü ve meyvesidir.
Her sürurun bir gamı var, her gamın bir elemi;
Dest-i kudret böyle tertibetti ceddin Âdem'i..
Bu mihnet ve meşakkatlere veya bazı dert ve musibetlere tahammül ise mü'minler için ya terfi-i derecât veya günahlarına kefarettir.
Evet; dersimize devam edelim:
Hak celle ve alânın kasem ettiği DUA'dan murat.. vechi pâk-i Muhammed'in nurudur. Cenâb-1 Risaletmeab efendimizin cemali nuru letafette güneşten daha nurlu ve ziyadar, kemal-i hüsnü fevkalâde tâbdar idi. Karanlık gecede. aleyhissalâtü vesselâm efendimizin huzurlarında bulunanlar, ne güneşin ziyasına, ne de ayın nuruna muhtaç olurlardı. O. Hakkın azim bir nuru idi:
ruga Bales Ve dâiyen ilallahi bi-iznihi ve sirâcen müniâ...
El-Ahzâb: 46 dâvet (Ve Allahu tâlâ'nın izniyle tevhid ve tâ'atine edici ve işık saçıcı bir çerağ olarak gönderdik..)
Bütün kâinat, o nurdan zuhura gelmişti. O, nur-u-Hak ve Resûl-ü mutlâktı. O sirac-ı münir, o nurun alâ nur idi:
.’...
Allahü nur-us-semâvâti vel'ard meseli nurihi kemişkâtin fiha misbâh elmisbahü fi zücâceh ez-zücacetü ke'ennehâ kevkebün dürtiyyün yukadü min şeceretin mübareketin zeytünetin lâ şarkıyyetin ve lâ garbiyyeh yekâdü zeytühâ yudiy'ü ve lev lem temseshü nâr nur-un ala nur yehdillahü li-nurihi menyeşâ ve yadribullah-ül-emsale linnâs vallahü bi-külli şey'in aliym.
En-Nûr: 35 (Allahu teâlâ, göklerin ve yerin nurudur. Mü'minlerin kalplerinde onun nuru, içinde çerağ bulunan bir pencere gibi dir. O çerağ, billür bir kandil içindedir. Bu kandil, sanki parıl parıl parıldayan bir yıldızdır. Ne güneşin doğduğu ve ne de battığı yerde bitmeyen mübarek bir ağaçtan, zeytin ağacından yakılır. Yağı, bir ateş dokunmasa bile ışık verecek gibi saf ve berraktır. Nur üzerine nurdur. Allahu teâlâ, nuru ile dilediği kimseyi hidayet eder. Ve insanlara misaller irad eyler. Allahu azim-üş-şân, her şeye alimdir, mâkul, mahsus, zâhir, bâtın her şeyi hakkıyle bilir, hiç bir şey ona gizli kalmaz).
Müfessiriyn-i-kirâm efendilerimiz, bu meselin Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz hakkında irad buyurulduğu kanaatindedirler. Kandil konan pencere, onun mübarek gögsüdür. Billûr kandil, kalbi pâkidir. Ve çerağ da nübüvvettir ki.
nübüvvet agacından yakılmıştır.
Allahu sübhanehu teâlâ, vech-i pâki Ahmed'e yemin ettiği gibi, sûre-i Hıcr'da da aleyhissalâtü vesselâm efendimizin hayatına yemin etmektedir:
Le'amrüke...
El-Hicr: 72 (Yâ Muhammed Hayatın hakkıyçün..)
Allah celle, Habib-i edibinden gayrı, hiç bir peygamberin hayatına yemin etmemiştir.
İşte, burada da Habibinin vech-i pâk-i nuruna yemin ettikten sonra:
j bye, Vel-leyli izâ secâ...
Ed-Duhâ: 2 (Her şeyi örten geceye de yemin ederim ki..)
Geceler, büyük menfaatleri câmidir. Sıddıykı sıddıykına naz, âşık mâ'şukuna imtiyaz, günahların affı için vakt-i niyazdır. Geceler. istigfar için dost ile başbaşa kalma zamanıdır. Geceler, ayıpları setreder ve setrettiklerini ifşâ eylemez. Allahu teâlâ'ya
ârif olanlara libastır. Rabbe âşık olanlara vuslât vaktidir. Geceler, âşıklara örtüdür. Ruhun, aşk-u niyazına mahaldir.
Gecelerin fazileti hakkında bu söylediklerimiz, ehl-i irfan için kâfidir. Vakt-i Duhâ, gecelerin bu faziletlerini de ihtiva ettikten başka, müstesnâ ve mûtena şerefe de sahiptir. Zira, P.csül-ü zişânın Duhâ vaktinde tulû etmesi ve dünyayı o vakitte teşrif eylemesi, onun şânını ve şerefini arttırmıştır. Duhâ vakti, indi- ilâhide makbul ve kıymetli olduğundan ötürü aleyhissalâtü vesselâm efendimiz bu vakitte tulû etmiş veya bu vakitte dünyayı teşriflerinden ötürü Duhâ vakti şereflenmiştir.
Hz. Musa âleyhisselâmın da, Duhâ vaktinde Rabbi ile ko.
nuştuğuna bakılacak olursa, bu vaktin ind-i ilâhide kıymetli oldugu anlaşılmaktadır.
Allah celle bu vakte yemin ettiğine göre, nazar-ı ilâhisinde bu vaktin kıymetinin büyük olduğunu tezahür etmektedir. Şu var ki, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin de, bu vakitte dünyayı teşrifleri, Duhâ vaktinin şeref ve itibarını arttırmış ve ona daha büyük bir şeref ve daha fazla bir fazilet bahşetmiştir.
Duhâ vaktinden sonra gucenin zikredilmesi de gayet mânidardır. Zira, Fahr-i kâinat aleyhi ve efdal-üt-tahiyyat efendimizin miraçları gece vakti olmuş FE-KÂNE KABE KAVSEYNİ EV EDNÂ rütbesi, gece zuhura gelmiştir. O mirâc gecesinde, binlerce esrar-ı ilâhi kendisine küşâd olmuş ve Rabbi ile sohbetleri sırasında:
— Yâ Mustafa.. Yâ Habibiy.. hitab-ı ilâhisine cevaben:
- Lebbeyk ya Rabbel-âlemiyn, mukabelesinde bulununca da:
— Ey Habibim.. Kalb-i mükerremini dünyaya ve dünya alâyişine meylettirme.. Dünyayı, senin bekan için halk etmedim.
Bilâkis, dünyayı yaratmamın sebebi, bir pazar yerinden baş-
ka bir şey olmayan dünya hayatında Mârifetullah'ın tahsilidir.
Dünya, âhiretin tarlasıdır. Orada ekilenler, burada biçilir. hitab-1 izzetinin vârid olması bizlere talim içindir.
Allah-ü azim-üş-şân, demek istemiştir ki:
— Ey kalb-i selim sahibi olan Habibim.. Kalb-i mükerremini benden ırak etme, benden gayrı hiç bir şeye rağbet eyleme..
Zira, dünya ve ukbâda maksud-u â'zamın ve matlûb-u muazzamın benim.. Yine bana döneceksin.. Ey sevgili Muhammedin:
Geceleri uyuma, bana itaat ve tâ'at eyle, kaim ol ve benim pek sevdigim salât-i teheccüdde daim ol.. Nusret ve inayetim, gece namazı kılanlar içindir. Bir kimse, gecenin kalbi olan vakt-i seherde salât-i teheccüdü, 114. sûrenin kalbi olan Yâsin-i şerifle kılarsa, o kuluma dünyada ve âhirette nusret ve selâmet bahşeder ve onun dualarını derhal kabul ve bütün istediklerine vasıl ve nail eylerim..
Hz. Musa aleyhisselâm, Tûr-u Sinâ'da Rabbine münacat eylemiştir:
— Yâ Rab.. demişti, duaların seri'an kabul buyurulduğu zamanı bana bildir ki, sana o zaman dua ve niyaz edeyim.
Bunun üzerine, hitab-ı izzet vârid olmuş ve:
- Ey kelimim.. Vakt-i seherde bana dua eyle.. Zira, ben azim-üş-şân seher vaktinde bana dua edenin duasını kabul eder;
günahkârları affeyler, istiğfar edenlerden de mağfiretimi esirgemem, buyurulmuştur.
Vakt-i seherde, Açılır perde, Düştüğüm yerde, Derman sendedir, Ihsan sendedir..
Düşmüşem kaldır, Nigmetim oldur, Ağlarım güldür, Derman sendedir, Ihsan sendedir..