Ara
Menü

Sayfalar 430–436

1.798 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 430–436

Bu, adam öldürmenin ve yaşatmanın ne oldugunu bilmeyecek kadar ahmak mı idi? Yoksa, inadından mı böyle mugalâta ediyordu? Onun orası yarın mahşerde bilinecek. Hz. Nebiy bunun bu mugalâtasını ve kıyamete kadar bu cins kâfirlerin mugalâtalarını iptal için: «Benim Rabbim güneşi şarktan getırır, garba goturur. Yanı, dogudan batıya goturur.

Bunun aksi olan batıdan doguya dogru gotür gorelim!» dediğinde Nemrud cevap vermeye söz bulamadı, mahçup oldu:

Zira, Allah zâlimlere hidayet etmez. Daima bâtıl mağlûp, hak g'alıp gellr. Bazan, bıraz geç olur ama, boyle olur. Nemrud, Hz.

Ibrahim'i nâra attırdi; nâr-1-Nemrud, Hz. Ibrahime nür oldu:

ISESES TENO tE Enbiyâ sûreai: 68 Nemrud, bu kudreti-ilâhiyyeyi gördüğü halde iyman nasip olmadı.

Yukarıda Hz. İsa'nın bunca mûcizatını görüp de iyman etmeyen Yahudi gibi, dünyaya aldanıp en sonunda o magruru en âciz bir mahlûk olan sivri sinek mahv etti. Gözün göremeyeceği, mikroskop ile görünen bir mikropta kâfi idi. Lâkin, insanlar o gün mikroplardan haberdar olmadıkları için; insanlarca en âciz mahlük sivri sinek olduğundan, o mütekebbir, mağruru da bu âciz hayvan; feci şekilde ölüme sürüklemişti.

O mütekebbir; ve Allahım diyen o hâini konuşmaya tenezzül etmedigi kulları, kafasına tokmak vurdura vurdura ve hangisi daha fazla tokmaklarsa iltifatına nail kılardı.

Nemrud'un küfrüne vâris olanlar da, gözle görünmeyen bir mikrop ile imha olunmuş ve ekmeğini yiyen kulları tarafından tartaklana, tartaklana; hangisi fazla tartaklar, tokmaklarsa iltifatına nail olarak cehenneme yuvarlanıp gitmiştir.

Ne oldum deme! Ne olacağım de! Para nereden geliyor bakma, nereye sarfediyorsun ona bak! Hep kâfirlerin sonu böyledir. Küfrün, imansızlığın nihayeti budur.

HIKAYE Nemrud'un helâk olması yaklaştı. Artık hakkın sabrı tamam olmuştu. Nemrud,,kendisine verilen bu mühleti kendinden zannediyordu. Zulmü, cefayı arttırmıştı. İşte, bir şey olmuyordu. Astığı astık, kestiği kestikti. Hazreti İbrahim'i çağırtıp: «Tanrına söyle! Benim ondan korkum yok, ihtiyacım da hiç yok! Git ona söyle; benim heybetim kaftan kafı tuttu.

Halk hep benim dediğime mûti, benim emrime bağlı. O, gök tanrısı ise ben yer tanrısıyım. Hani, onun orduları? Benim askerimin üstüne gök düşse süngüleri ile göğü tutmağa kadirler, söyle gelsin, kendisi ile harp edelim. Yerde onun sözü geçmez, yerler bana aittir, benim mülkümdür.» dedi. Ibrahim aleyhisselâma vahy olundu: «Filân yere gelsin. Onunla cenk edecegim!» buyuruldu.

Hazreti Halil Nemrud'u haberdar etti.

Malüm günde; taburlar, alaylar gösterilen sahaya cem'-.

olup saf bağladılar. Allahu sübhanehû teâlâ hazretleri, sivri sinek ordularına emri ferman buyurup, Allahlık dâvasında bulunan bu kibirli, inatçı kâfire en âciz mahlüku olan sivri sineği havale etti. Nemrud'un ordusu harbe hazır bir vaziyette iken gök yüzü karardı. Sivri sinek orduları, yüz milyonlarcası, aldıkları emir ile bu Allah düşmanının ordusuna çullanmış, askerin ağzına, gözüne, kulaklarına doluyor, iğnelerini batırıp bu Allah düşmanlarından intikam alınıyordu. Bindikleri atlar da sivri sinek hücumuna uğrayınca atlar askerleri üzerinden yere atıp kaçışmaya başladılar. Yarım saat içinde, yüzbin kişiden ziyade olan Nemrud'un ordusu helâk olmuştu.

Nemrud, meydanı harbi terk etmiş, saraylarından birine sığınarak kapı ve pencerelerini tıkamış, canını böylece kurtaracağını zannetmişti. Böyle bir mûcizeyi gördüğü halde, tövbeye, iyman etmeğe yanaşamıyordu. Nasıl yanaşsın? Kibri, azameti buna mâni idi. Zira, bu herifin küfrü, ihtiyari yani

inadi idi. Asker, zirü-zeber olmuştu. Bu inatçı kâfire karşı, emri-ilâhiyyeye imtisal edemeyen bir topal ve kanadı sakat olan bir sivri sinek, Allaha göyle bir münacatta bulundu: «Ya rabbi! Ben ne kadar günahkâr ve talihsiz bir mablûk imişim ki; beni bu harbten mahrum eyledin. Ayağım ve kanadım sağlam olsa idi, senin bu düşmanınla ben de cenk eyleseydim!»

dediğinde, Allahu Zülcelâl: «Haydi git! O lâini de sen helâk eyle!» diye emri ferman buyurdu.

Sakat sivri sinek dinlene dinlene, Nemrud'un saklandığı saraya gelip, anahtar deliğinden içeri girdi ve doğruca Nemrud'un dizine kondu. Yorulmuştu, dinleniyordu. Nemrud sinegi gördü. Oldürmege kast etti, sinek diger dizine kondu, orada dinlenmeye başladı. Lisanı hâl ile diyordu ki: «Bir zamanlar Hz. Ibrahim'e ben de öldürür, diriltirim, diyerek bir adamı öldürmüş, diğerini serbest bırakmıştın. Haydi beni öldürsene ne duruyorsun?»

Nemrud, sinegi öldürmege çok ugraştı, öldüremedi. Allah, Nemrud'a aczini gösteriyordu. Işte, öldüremiyordu: «Benim iradem olmayınca öldüremezsin. Benim iradem ile katl ettiğin adamları sen yaptın zan ediyorsun, işte bir hiçsin, benim verdiğim mülkü, bana karşı isyan vesilesi ettin. Sen bir hiç-.sin. Hiç diyordu. Hani o senin kibrin ne oldu? Hani ordular, hani Allahlığın? Bak; âciz bir mahlûkum olan sivri sineğe mağlûp oldun. Rezil oldun.»

Nemrud; çok uğraştı, sineği öldüremedi. Sinek Nemrud'un burnundan içeri gitti. Vaktiyle, Nemrud İbrahim'i ateste yakmak istemiş, bunu da becerememişti. Ateş yakmazdı.

Ateş sebeb, müsebbibi-hakiki Allah idi.

Sinek, Nemrud'un beyin zarını yemeğe başladı. Zâlim başını taştan taşa vuruyordu. Mağlübiyetinin acısını şimdi duymağa başlamıştı. Harp meydanında bıraktığı yüzbin askerini ve onların ana, babalarının yürek acısını hiç duymamış, murdar cesedi ile habis ruhu kurtulsun diye sarayına kaçıp saklanmuş ama, bu kaçış onu ölümün feci pençesinden kurtaramamıştı.

Nice canlara kıymış, nice haneyi söndürmüş, nice kişilerin başlarını taştan taşa vurdurtmuştu. Şimdi, kendi başını taşa, duvarlara vuruyor, çektirdiği acıları simdi kendisi de tadıyordu.

Can bu kadar tatlı olduğunu bilseydi, kimsenin canına kı-

yar mıydı? Kanına girer miydi? Bu kadar aczini bilse idi. Allah'la harbe kalkışır mı idi?

Mü'minler dikkat edin! Bu acıları çeken Nemrud'a, Allah yine eski mülkünü ve saltanatını iade etse; yine eskisi gibi zâlim olacaktır. Zira, kâfirlerin üzerine bir musibet geldiği vakit (Allab) derler. O müsibetten hâlas olup kurtuldular mı, yine Allahı inkâr ederler. Bunu, Allah Kur'ân'ında beyan etmektedir. Bunun için, evliyaullah şöyle dua etmişlerdir: «Yarab!

Bizi dar ve musibet zamanlarında Allah diyenlerden eyleme!»

Refah zamanında, Allahı zikr etmeyip, dar ve meşakkatte Allahı zikr edenler münkirlerdir. Mü'min darda, varda; refahta, tarahta Allahı unutmaz, zikir eder Nemrud, kullarından madşlı memurlar tutup ellerine verdigi topmakla başını dövdürüyordu. Zira bu tokmakların darbesiyle başındaki sinek bir az duruyor, kendi de istirahat ediyordu. Sinek, yine beynini yemeğe başladı mı: «Aman vurun!» diye yalvarıyor, az vurana kızıyor, çok vurana iltifat edip maaşına zam ediyordu.

Kullar, yer ilâhını dövüyorlardı. Bu dayaktan yer ilâhı Nemrud'u, bir gün bir kulu tokmağı biraz fazlaca vurunca habis ruhu çıktı. Murdar leşini cehennem çukuru olan kabirine koydular.

Gördün mü? Tanrılik dâvası etmenin sonunu! Gördlin mü? Mala, mülke kibirlenmenin sonunu. Kabiri küçük görme!

Ya, cehennem çukurundan bir çukur, yahud cennet bahçesinden bir bahçedir. Resûl aleyhisselâm böyle buyurdu.

Hz. Ibrahim'e nâr-1-Nemrud, nûr oldu. Zira, Allaha dost olana nâr, gülzar olur.

Eğer Aşık isen yâre, Sakın aldanma ağyâre, Düş Ibrahim gibi nâre, Bu gülşende yanar olmaz!

Hz. Halil; habibine karşı uyuduğu için oğlunu kesmekle emir olundu. Babasına itaatından dolayı İsmail'i bıçak kesmedi. Yusuf'a kardeşleri hased edip kenan diyarında kuyuya attılar. Kervan, kuyudan su almağa geldi. Yusuf'u buldular. Kardeşleri az paraya Yusuf'u kervana sattılar. Ker- Irsad. cill 2 - F 28

van, Misır'da Yusuf', vim odurd a in ufsura apa arıu. zileyh. nessine mahkumolduğundan Sultan, aziz iken zelil oldu.

Nefsine hâkim ol, Aziz olursun! Nefsine esir olursan zelil olursun! Züleyha aşkı mecazi ile bir nebiyyi zişanı sevmesi neticesi bu zilletten kurtuldu.

Nebiyleri sevenler, nefisleri esir dahi olsalar bir gün o sevgilileri onları necata iletir.

Davut ve Süleyman hem peygamber hem de hükümdar oldular. Insanlara cinnilere kuşlara ve rüzgâra emir ettiler.

Zamanlar gelip geçiyordu. Firavun, düşmanını bulmak için kaderle çarpışıyor, binlerce yavruya kıyıyor, böylece doksan bin mâsumu katl etmişti. Bu tedbir, kadere çare olmadı. Kader, yerini buldu. Musa aleyhisselâm doğdu. Firavunun düşmanı, firavunun kucağında idi. Onu evlât sevgisiyle kucağında, sonra ocagında büyüttü.

Musa nebiy, Mısır'da saraya mensup, devletin ileri geenlerinden birisini kazaen öldürdü. Medyen diyarına firar eyledi. Medyende Şuayib aleyhisselâma damat oldu.

Medyen'den hicreti esnasında Tûr'a vardı. Ateş almaya giderken Rabbine mülâki oldu. Kendisine nübüvvet verildi.

Firavunu iymana dâvet ile emir olundu. Kendisine, asâ mûcize olarak verildi, yedi beyzaya sahib oldu. Harun aleyhisselâmı, kendine vezir olarak vermesini Rabbinden diledi. Allah celle, kabul edip Harun aleyhisselâm ile beraber Mısıra gidip.

Firavun'u iymana dâvet ve Beni İsrail'i serbest bırakmasını istediler.

Asâ ejder oldu; sihirbazlara galebe çalındı.

Mısır'lılar on beliyyeye mübtelâ oldular; insafa gelmediler. Firavun ve ordusu gark oldu. Beni-Israil kurtuldu. Hz.

Musa, Tur'a gitti, Rabbini görmek diledi. «Lenterani» yani (Beni göremezsin ya Musa!) denildi.

Hz. İsa aleyhisselâm, geldi. Çok mûcizeler gösterdi. İzni-hâk ile ölüleri diriltti. Anadan doğma körlerin gözünü açtı. Baras ve cüzzama şifa verdi. Çamurları kuş şeklinde ya-

pıp üfürdü, canlı kuş oldu. Hz. İsa'yı öldürmeye kastettiler.

Allah celle, onu göge kaldırdı, bu arada birçok nebiy ve Resül geldi.

Yüz yirmi bin yahut iki yüz yirmi bin nebi geldi, geçti.

Resûller Kafilesi Hatemülenbiya ile tamam oldu. Perdei-hicap açılıp, cümle enbiyanın müjdeledigi; Nûru evvel bâası sonra olan, sertâcı enbiya. Resûlü-kibriya, Evvellerin evvelinin sevgilisi, âhirlerin âhirinin bir tanesi, bir nûr ki, güneş onun pervanesi, hilkati sebebi âlem, mefharı âdem, «Levlâke levlâk lemma halektül-eflâk, (limaallah)» sırrının şahı, cümle enbiyanın mâhı, «Lâilâhe illâllah» Kelimei-Tayyibesinin kaili ve muallimi, sahibi kur'an, habibi rahman, cemi kâinata râhmet, asfiyaya saadet on sekiz bin âleme rahmet olan peygamberimiz efendimiz, kâinatın efendisi, enbiyanın amânı, Resûllerin hümamı, Allahın bir tanesi, yerin, göğün ins-ü-cinin nebiyyi Mustafa, Müçtebâ, eminihül-muktedâ, Resûlüssâkaleyn, imamı-haremeyn, ceddül-Hasaneyn, Sıracı-münir, Imamı-etkiyâ, Resûlü-kibriya, Kureyşi, Haşimî, eftahiyül-arabi zuhura geldi.

Âlem, başka bir âlem oldu. Güller güldü, bülbüller dile geldi. Suyun rengi nûra döndü. Hep susuzlar suya kandı.

Cennet bezendi, hûriler süslendi, cennet sarayları ziynetlendi. Deryayı rahmet çûşa geldi. «Rahmetim gazabımı geçti.»

müjdesi ilân olundu. Kâbe'de putlar yıkıldı. Mecusi'nin bin yıllık yanan ateşi söndü. Kira'nın sarayının ondört şahnişi yıkıldı. Keşişlerin dili tutuldu. Save gölü yere göçtü. Hasidler hasdinden patladı. Yahudinin yıldızı söndü. Yönler hakka döndü. Mazlûmlara, gariplere enis geldi. Ağlayanlar güldü.

şeytan gökten sürüldü. Çünkü Allahın sevgilisi Muhammed geldi.

Anasının karnında, yedi aylık iken babasından yetim:

altı yaşında anasından öksüz kaldı. Bu hali gören melekler şaşırıp mebhut kaldı.

Bu bir sır idi?

«Yarab! Habibim dediğin bu zatı-akdesi ne hikmete mebni anadan ve babadan yetim ettin?» diye melekler hakka sual ettiler. «Bu sırrın ne olduğuna bizleri agâh eyle. Zira senin bir emrinde, binlerce hikmet vardır, gizlidir»

diye niyaz et-

tiklerinde: «Ey meleklerim! Mahbubumun anası ve babası sağ olsa idi, Muhammedimi onlar terbiye edeceklerdi. Bu halde, habibimi ben terbiye edeceğim.» buyurdu.

«Habibim bir zulüm görse, ana ve babasını yardıma çağıracak idi. Şimdi, kimsesi yok ki, onları çağırsın. Bir zulüm gördüğünde, bana müracaat edip benden yardım dileyecektir.» diye ilâve edildi. «Ben bikeslerin Rabbiyim» buyurdu.

«Habibimi, anası ve babası değil, ben Azimüşşan terbiye edeceğim. Habibimi ana ve babası korumayacak ben koruyar..

ğım» buyurdu.

Efdâlil-enbiya bastı kırk yaşına!

Kondu tâ'cı-nübüvvet başına!

İzhârı-nübüvvet ile emrolundu. Kırküç yaşında risâlet tahtına oturdu. O güne kadar kendisine: «Muhammedül Emin»

diyorlardı. Cismi tahir, nuru zâhir idi. Kavmini toplayıp:

«Ey kavmim! Şu dağın arkasında bir ordu var. Mekke'ye saldıracak dersem bu sözümü nasıl karşılarsınız?» dediğinde;

«Sen emin ve doğru, sadık bir kişisin. Senin sözünle o ordu ile cenge çıkarız» dediklerinde Efendimiz: «Ben hak tarafından sizlere nebi gönderildim. Benim, hak peygamber olduğuma iyınan ediniz. Allaha şirk koşmayınız. Putlara tapmaymız!» dediğinde hepsi inkâr edip, yüz döndürdüler. Kendisine yalnız sevgili ailesi Hatice radiyallahu anha iyman etti.

Ilk iyman eden Hz. Hatice annemiz oldu. Sonra, tahtı terbiyesinde bulunan, çocuk olarak imamı Ali kerremallahü veçhe ve yetişkin kimselerden Ebâ-Bekir, kölelerden Zeyd ki, Kur'anı-kerimde bu zatın ismi sarahaten zikr edilmiştir. Başka sahabelerden hiçbir ferdin ismi zikr edilmemiştir. İlk iyman edenler bunlardır. Rıdvanullahi aleyhim ecmain.

Ayetler nâzil olmaya başladı. Ayetler nâzil oldukça da.

hâsidlerin hasedi artardı. Anudların inadı arttıkça da âyetler nâzil olurdu. Nâzil olan âyetler, şairleri iskât ediyordu. Kendisine iyman edenler çogalıyor, iyman edenlerin ekserisi fa-