Ara
Menü

Sayfalar 289–295

1.746 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 289–295

SALLÛ ALÂ RESÛLÜNÂ MUHAMMED Sallû alâ seyyidina Muhammed Sallû alâ mürşidina Muhammed Sallû alâ şemsiddûha Muhammed Sallû alâ bedriddûca Muhammed Sallû alâ nurül hûda Muhammed Sallâllahu aleyhi vesellem Lan!

İnelleziyne âmenû ve amilü'ssâlihâti ve ekamûs-salâte ve atü-z-zekâte lehümn eczuhüm indu rabbihim velâ havfün aleyhim ve lâhüm yahzenûn. Sadakallahül Azim.

(Sûre-i Bakara: 277)

«Şu kullarım ki; benim birliğime ve Habibim Muhammed' in benim tarafundan inanmaya dair getirdiği umdelere inanıp, Kur'an ile Habibime uyarak âmali saliha işlediler ve dinimin direği olan namazı vaktinde, erkân ve âdâbile edâ ederek onlara verdiğim nimetlerden farz olan zekâtı verdiler. Iyman edip âmâl-i sâliha ile amellerin en ehemmiyetlisi bulunan, ibâdât-i bedeniyye ve ibâdet-i maliyeyi ifa ettiler. Bu zevat için Rab'leri Celle şânühû indinde ecirleri vardır. Bu yaptıkları boşa git- Irsâd, Cilt 1 -- F: 19

mez. Onlara âhirette korku yoktur. Çünkü onlar, ben; Allahtan razı olmuşlar ki; bu emirlerimi yerine getiriyorlar: Ben de, onlardan razıyım ki, bu yaptıklarının mükâfatını verip, âhirete varınca geçmiş zamanda yaptıkları ibadetlerinin boşa gitmediğini görüp mahzun olmayacaklardır.»

Tefsir-i Tibyan Allaha iyman edip O'nun sevgili Resûlü Muhammed'ine gönül verenler hepimiz biliyoruz ki; Islâm dini, islâmın nuru beş esas üzere bina kılınmıştır. Bu binayı, bir fenere benzetirsek; dört cam ile çevrili bir feneri göz-önüne getirin. Bir taralı namaz, bir tarafı oruç. Bir tarafı zekât, bir tarafı hacdır. Bu camları birbirine bağlayan çerçeveler de; sıdk, vefa, sabr; mürüvvettir. Ust kısmı kanaat, alt kısmı cömertliktir. Ortasında yanan nûr da islâm ve iyman nûrudur. Bu fener, böyle kalmakla nûr ve ziya saçar. Kendini de etrafını da nûrlandırır. Bunlardan herhangi birisi terk olunursa; o camlar kararır, nûr vermez olur.

Bir hane farzdiniz. Içerisinde nûr olursa, o hanenin camlarından dışarıya nür sızar, ışık görünür. Içerde nûr yoksa tabiî o hane karanlıktır. O haneden nûr yerine zulmet görünür.

Işte bu bina insandır. Eğer canevi olan Allahın nazargâhı mahiyetindeki kalbimizde, iyman ışığını yakabilseydik, bizlerden Allaha ibadetlerin en sevgilisi namaz, oruç, zekât, hac meydana gelip bu nûrların meyvası olan sıdk, yani doğruluk, vefakârlık, sabr denen sıfat-ı ilâhî, mürüvvet, kanaat, civanmerdlik gibi Allah'ın sevdiği, peygamberin beğendiği, meleklerin hayret ettiği birçok sıfatlar meydana gelir de meleklerden yüce oluruz. Yok!..

İyman nûrunu kalbimizde yakmadıysak; iyman yerine zulmeti, namaz yerine küfürü, dalâleti, isyan ve mâsiyeti, oruç yerine inad, zekât yerine hiyanet, hac yerine yalan, bühtan, gıybet, vefâ yerine döneklik, sabr yerine inad, mürüvvet yerine cimrilik, kincilik, kanaat yerine tama' hırs, cömertlik yerine hasislik gibi daha bunlara benzer Allah'ın sevmediği sifatlar ile sıfatlanır, Allah'ın ve meleklerin lânetine uğrar, yaşayışta hayvanlar gibi ahlâken hayvanlardan da aşağı oluruz.

Iyman nûrunu muhafaza eden camlardan en mühimmi,

namaz denilen ibadettir ki; Allah'a en sevgili ibadet vaktindo cda edilen namazdır. Efendimiz: «Namaz benim gözümün nûrudur. Her şeyin bir alâmeti vardır. Islâmın alâmeti ve iymanın nişanının da namaz olduğunu» iki cihan serveri haber vermektedir.

Ey müslümanım diyen, ey Muhammed Aleyhisselâm'a re âhiret gününe iyman ettim diyen mü'min!.. Kur'an-ı Kerimde (83) yerde Allahü Sübhanehu ve Teâlâ, namaz kılmamızı bizlere emreylemiş, namazı zikretmiştir. Çünki bütün ibadetlerden namaz, Allahın bizden razı olmasına sebeptir. Namaz, sünneti enbiyadır. Namaz, mahşere teşbihtir. Namaz, meleklerin sevdiğidir. Namaz, ma'rifet nûru, iymanın aslı, duaların icabetine sebeptir. Namaz, amellerin kabulüne sebeptir. Namaz, malda berekete, kisbte (kazançta) helâle sebeptir. Namaz, düşmana silâh, şeytana kerihtir. Namaz, Azraille sahibi arasında şefi'dir.

Namaz, karanlık kabre nûr, kıyamette sürur, arş'ın gölgesinde bulunmağa sebeptir. Namaz, kıyamette başlara tac, herkes ç1rılçıplak bulunduğunda sırtlara libastır. Namaz, nâra kalkandır. Rabbine hüccet-i bürhandır. Namaz, mîzanda sıklet-i hayra, sırattan selâmete sebeptir. Namaz, miftahı cihandır. Namaz, rıza-i cânândır. Namaz bizlere hediyye-i Rahmandır. Namaz, dinin direğidir.

Muaz bin Cabel ve Câbir bin Abdullah (R.A.) Resûlüllah (S.A.V.) den haber verdiler:

«Mirâç gecesi, birinci kat semaya vardığımda, birinci kat meleklerini zikreder gördüm. Cebrâil'e sordum:

— Ya Cebrâil! Ne vakittenberi Allahı zikrediyor bu melekler? dedim.

— Ya Resûlallah! Yaratıldıklarından beri böyle Allahı zikrederler, dedi.

Oradan ikinci kat semaya urûç ettim. Orada bulunan melekleri rükû eder vaziyette, Allahı zikrettiklerini gördüm. Onların da yaratıldıklarındanberi Hakka rükû edip zikir ettiklerini Cebrâil bana haber verdi. Oradan üçüncü kat semaya vardık. Orada olan meleklerin de secde eder ve secdede oldukları halde Allahı zikrettiklerine şahit oldum. Bu secdelerini halk olunduklarındanberi ederlermiş. Hiç başlarını secdeden kal-

dırmazlarmış. Bana, selâmımı almak için başlarını secdeden kaldırıp, selâmı alıp tekrar secdeye vardılar. Kıyamete kadar secdede kalacaklardır.»

Oradan dördüncü göğe çıktım. Onların diz üstünde, şehadet ettikleri ibadetlerini gürdüm.

Beşinci gökteki melekler tesbih çekiyorlardı. Altıncı göğe vardığımda altıncı gök melekleri, tehlil ve tekbîr ile Rabbül- Âlemine ibadet ediyorlardı. Yedinci gök melekleri salât-ü selâm okuyorlardı. Hilkatlerinden kıyamete kadar böyle yapacaklarıni Cebrâil bana haber verdi.

Kalbim iştiyakla bu ibadetleri arzu etmişti. Rabbim, benim bu iştiyakım üzerine yedi kat gök ehlinin ibadetlerinin cem' olduğu bu namazı ümmetime ve bana bir ikram olmak üzere farz kıldı. Ümmetimden herhangi bir kimse, bu beş vakit namazı ifa etse, yedi kat gök ehlinin ibadetine nâil olur buyurdular.

Ey Mü'minier!.. Namazlarını kılan mü'minlere şu müjdeye bakınız da, namazı zinhar tembellik yapıp terketmeyiniz.

Haberde varid oldu ki: Vakta ki Allahü Sübhanehu Cebraili halketti. Cebrail kendi heybetine, güzelliğine bakıp:

— Ya Raobi! Benden güzel bir melek halkettin mi?

Diye Rabbü-l Alemine sordu. Cenab- Hallâk-ı Alem:

— Senden güzel bir melek yaratmadım.

Diye Cebrail Aleyhisselâmın sualine cevap verince Cebrail (A.S.) kalkıp iki rek'at şükren vacib Teâlâ Hazretlerine —her bir rek'atı on bin sene olmak üzere— namaz kıldı. Ibadetini bitirince Vacib Teâlâ Hazretleri kendisine iltifaten: (Ya Cebrâil!

Bana hakkı ile ibadet ettin. Senin gibi bana ibadet eden olmadı. Fakat âhir zamanda benim kerîm bir nebîm, mahbubumn, habibim gelecek. Onun ümmetleri zail yâni ibadetçe az ibadetli, günahkâr oldukları halde sehv, hata, nisyan ile kılacakları iki rek'at namaz İzzeti Celâlim için senin kıldığın bu namazından bana daha sevgili olacaktır) buyurdu.

Aziz kardeşim! Hangi ümmet, bu lûtfu ilâhiyyeye nail oldu?

-. 293 -- (Yâ Cebrail! Zira, sen bu namazı emirsiz olarak kıldın. Onlara namaz kılmağı emredeceğim. Onların bu rıf'atı Habibime ümmet olmalarıdır.)

Cebrâil tekrar sordu:

(Yâ Rabbi! Onların kıldığı namaza ne gibi ihsanda bulunacaksın?) Allahü teâlâ buyurdu:

-- Cennetimi verecegim.

Cebrâil: (Ya Rabbî! Ümmeti Muhammed'e bahşedeceğin bu cennet'il Me'vayı izin verirseniz dolaşayım) diye niyaz etti.

Cenab-ı Allah müsaade buyurup Cebrâil (A.S.) da Cennet'i Me'vayı bütün haşmet ve sür'ati ile uçup dolaşmağa başladı.

Resûl (S.A.V.) Cebrâili ilk defa, semada kendi melekiyyet sıfatı ile gördü. Şark ile garb arasını kapladığını müşahede buyurarak Hatice'nin evine korku ile gelip:

(Ya Hatice! Zemmilûnî) (Ort beni ört beni) dediği tarihlerde ve sûre-i müzemmil'de zikredilmiştir. Işte, bu heybeti ile üç bin sene uçtuktan sonra, on defa daha ilâve ederek otuz bin sene uçtu, ve yoruldu. Cennet ağaçlarından bir agacın gölgesine indi. Allaha secde ve niyaz etti ve secdesinde katettiği mesafeyi sordu.

(Yâ Rabbî! Ben âciz oldum. Bu ümmeti Muhammed'e verdiğin cennetin nısfını mı, yoksa üçte biri mi, yoksa dörtte biri midir? bildir bana) diye niyaz ederken... Cevab-1 Izzet gelip:

«Otuz bin sene daha uçsan, bu hilkatın ve sür'atin on misli fazla olsa ümmeti Muhammed'e ihsan olunan nimetin onda biri değildir. İki rek'at namaza mukabil bu nimetim! Ya Cebrâil»

dedi.

Bu nimet hangi ümmete verildi? Insaf edelim, kardeşler!

Allahü tâlânın bizlere ihsanı sonsuzdur. Yukarıda anlattığım kıssa sizlere acaib gelmesin. Semada yani gökte öyle yıldızlar var ki, dünyamıza ışını yedi milyon senede geldiğini Astronomi bilginleri söylüyorlar. Daha da uzak ve çok uzakta olan yıldızlar da vardır. Yıldızların sayısını şöyle anlatmak isterim ki:

Dünyada bulunan her insan bir tek yıldıza taksim olsa, insanlar tükenir, yıldızlar tükenmez. Bunların hepsi dünyamızın göğündedir.

Filhakika, göge nazaran bu görünen âlemin bir hardal tanesi kadar olduğunu Imam-ı Rabbânî mektubâtında haber vermektedir. Ikinci göğe kıyasen birinci kat gök bir hardal tanesi, üçüncü göğe nazaran ikinci gök bir hardal tanesi, dördüncü güğe nazaran üçüncü gök bir hardal tanesi, beşinci göğe nazaran dördüncü gök bir hardal tanesi, altıncı göğe nazaran beşinci gök bir hardal tanesi, yedinci göğe nazaran altıncı gök bir hardal tanesidir. Sonra Sidretü'l Müntehâ gelir ki, ona naza ran yedinci gök yine bir hardal tanesi kadardır. Işte, Sidretü'] Müntehâ ki Cennetü'l Me'vâ oradadır. Büyüklüğünü var kıyas eyle; aklın idrâki durur. Namaz kılan mü'minler, bu nimete nail olacaklardır. Bu Sidretü'l Müntehâ ki Cebrâil (A.S.) in makamı oradadır.

Bunlar bilinen âlemlerdir. Bir de bilinmiyen âlemler vardır ki, Haktan başka kimse bilmez. Bir gün, Cebrâil (A.S.) in kendi heybetine bakıp (Benden daha büyük Allah'ın meleği var mıdır?) diye kalbinden geçirdiginde, kendisine emrolunup filân makama git, şu emrimi tebliğ et! diye vazifelendirdi. Cebrâil (A.S.) emri tebliğ etmek için o makama varıp o meleği gördüğünde kendisi hey'eti asliyesi ile o meleğin yanında bir sivrisinek gibi kalıp emri teblig ettiginde mezkür melek, söylediğini anlamıyorum, diyerek Cebrâili elinden tutup kulağından içeriye soktuğunu Cebrâil (A.S.) efendimize haber vermişler.

İşte aziz müslüman! Kudreti ilâhiyyeye bak ki, bütün bunler yedi kat gök, Sidretü1 Müntehâ, Arş-ı Kürsi buna kıyasla ne kadar büyük olduğunu, sekiz. cennet, yedi cehennem, yedi kat arz, bilinen ve bilinmeyen âlemleri bir kün emri ile halk buyurumuştur. Yıkımı da böyle olacaktır. Bir emirle yıkılacak.

tekrar yaratılacak, arzımız başka bir arz olacaktır. O gün mahşerdir. Ölüler dirilecek, huzur-u ilâhiyyeye sürülecek, mazlûm zâlimden hakkını alacak, herkes yaptığı iyiliğin vo fenalığın cezasını bulacaktır. Bu nasıl olur deme! Hiçbir şey keniliğinden olamaz. Gördüğümüz bir şeyin her ne kadar yapanını görmezsek de, o san'atın bir san'atkârı olduğunu isbata lüzum var mıdır? Bunları plânsız ve modelsiz yapan Allah, yıkıp tekrar yapmaktan da aciz midir ki, ikinci ihya modellidir. Alla.

hın böyle şeylere ihtiyacı da yoktur. Mevlid-i şeriti iyi dinlersen birçok şeyler sana haber verir.

Ol! dedi bir kerre var oldu cihan, Olma, derse, mahvolur ol dem heman.

Bir katre sudan halkedip, görmek için göz, işitmek için kulak ihsan edip bunların yanında anlamak kabiliyeti, tefekkür nimeti verdi. Bunlar küçümsenecek şeyler midir? Amma, biz küçümseriz de şükretmeyiz. Yahut şükrü pek az yaparız.

Bize verilen nimetlerin şükrü, (Yarabbi şükür) demek değildir.

Ekmek, ekmek demekle karın doymadığı gibi şükür yarabbi demek de Allaha karşı şükür olmayıp zikirdir. Vücudun şükrü Allaha kıyam, rükû', secdedir, tesbihtir, tehlildir, tevhiddir.

Kulluğunu bilip âcizliğini anlayarak Rabbül Alemine karşı burnunu yere, alnını toprağa sürmektir. Verilen gözün şükrü, haktan gayrını görmemektir. Her şeye ibret ile nazar etmektir. Kulağında şükrü, hak kelâmı dinlemektir. Kimden olursa olsun, söyleyene bakmayıp söyletene nazar etmektir. Güzelliğin şükrü, iffet ve ırzını muhafaza, sana verilen nimetin şükrü ise; madde ise infak, ilim ise talim ve öğretmek, mansıp rütbe ise adalet, mazlumun hakkını zalimden almakla olur. Eğer şükrü böyle yapmazsak, verilen bu nimetler bizim için nikbet olup, bunların şükrünü yerine getiremediğimizden cezalara çarpılarak bunların hesabını veririz ve cehennemi boylarız.

Hazret-i Mısri Niyazi Efendimizin şu sözü bizleri irşada kâfidir:

Bir göz ki olmaya ibret nazarında Ol düşmanıdır sahibinin baş üzerinde Kulak ki öğüt almaya her dinlediğinden Akıt ana kurşunu heman deliğinden Bir el ki olmaya hayr-ı hasenatı Verilmez ona cennet ilinin derecatı Bir ayak ki mescid yolun bilmez onu kes, Öğrensin, onu mescid kapısında as.

ibret sahibi olmayan göz senin düşmanın olduğu halde

Sayfalar 289–295 · İrşad I — tarikat.org