İrşad I · kaynak sayfaları 272–278
— Siz hangi Peygamberin kızı, yahud hangi Nebinin zev.
cesisiniz? deyince:
— Hani!.. Bir hanım gelip kızını görmek için sizden dua ve niyaz öğrenmiş idi. Işte o hâtunun kızıyım.
Dedi. Hazret-i Hasan-ül-Basrî:
— O hanım bana kızının azâbda olduğunu söylemişti. Ne sebeble bu makama yükseldiniz? deyince:
— Yâ Imam! Allahın sevgili kullarından bir kul bizim yattığımız mezarlıktan geçerken durup: «— Resûl aleyhisselâma üç salâvat okuyup sevabını bizlere bağışladı. Benim yattığım kabristanda benim gibi beşyüz elli kişi azab-ı kabre düçâr olmuştu. Bir nida olundu ki: — Bu makberede kabir azabı göenlerden azâbı kaldırın!.. Şu zatın okuduğu salâvat hürmetine, denildi. Benim gibi beşyüz elli kişinin salâvatın bereketinden azabları kaldırılıp, hepimizin kabri, cennet bahçesinden bir bah çe oldu...» dedi.
Sizleri, Resûlüllah aleyhisselâtü-vesselâma salât okumağa davet ederim. Hattâ «Delâil-i Hayrat» isimli kitabı okumağa devaın edenlerin cismi pâk, kalbi temiz birer mü'min olmağa namzet olduklarını ve dünya âhiret muradlarına nail olacaklarını haber veririm. Tabiî, bu kitabı okuyan kimsenin her türlü fenalıklardan kaçınması şarttır. Hele, kul hakkından, hayvan hakkından kendisini korumalıdır. Daima Allahdan korkmalı, Allahı sevmeli, yalandan, riyadan, pislikten, tufeylîlikten, parazıtlıkten kendisini korumalı, helâlinden kazanıp, helâlinden sarf etmelidir. Fukaraya yardımı eksik etmez ve kalbini fenalıklan tathîr eder ise, Allahın emri olan namazı tadil-i erkânına riayet ederek vaktinde edâ eder ise; ağzı dualı bir mü'min olur ki: böyle kimsenin okuyacağı salâta ne gibi ecr verileceğini Abdurrahman ibni Avf (R.A.) Resûlüllah aleyhissalâtü vesselâmdan rivayet ediyor:
Cenab-1 Resûlü Ekrem Efendimiz şöyle haber verdi: «Cebrail (A.S.) bana gelip:
— Ya Resûlallah!.. senin ümmetinden bir kimse, senin üzerine bir defa salâvat okusa, yetmiş bin Melâike size salât okuyan mü'min için:
— Yarabbi!.. bu kulu affeyle!..
Diye; Rabb-ül-Alemîne dua ederler.»
Işte bu kimseye Melekler salât ederlerse; o kimse ehl-i cennetten olur.
Yine Hasan-ül-Basri (R.A.) «Ben rüyamda Eba Üsame'yi gördüm. Eba Usame âhirete intikal etmişdi.» Ona sordum:
— Ya Eba Üsame!.. Rabbin sana ne muamele etti?.. dedim.
— Afvoldum, nimete erişdim... dedi.
— Ne sebeple? dedim.
— Her ne vakit Hadis okusam, arkasından Resûlüllah sallallahü aleyhi ve selleme salât ederdim, dedi, buyuruyor.
Ya zamanımızda ezan okunurken kasten radyosunu kapamayan, daha fazla açan, üstelik «sabah uykusunu bölüyor» diye şikâyet eden, Efendimiz aleyhisselâmdan Mehmed Ağadan, bahseder gibi bahsedene ne diyelim? Allah, bu gibilerini ıslâhı eylesin!.. Hidayete eriştirsin. Senin okuyacağın salât ile Efendimiz yücelmez. Okumaman ile de şerefden düşmez. Çünkü; ona Allah ve melekleri ve suleha-i ümmet salât etmektedirler. Salât okumağa sizi dâvetimiz, sizin ve bizim necâtımız içindir.
Aleyhisselâm Efendimiz buyuruyorlar; «Bir gün bana Al lahın dört meleği geldi. Bunlar: Cebrail, Mikâil, İsrafll, Azrail Aleyhisselâm idiler.»
Cebrail (A.S.) bana dedi ki:
— Ya Resûlallah! Senin ümmetinden bir kimse, zat-ı risaletpenâhına, günde on defa hulûs-u kalb ile salât etse, yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar sırat-ı kuşlar gibi geçi.
ririm.
Mikâil Aleyhisselâm buyurdu:
— «Ben o kulu senin Keresinden kana kana içirirlm.»
İsrafil Aleyhisselâm dedi:
— Ya Resûlallah! O ümmetinin aivı için başımı secdeye koyarım. Allah celle celâlühu Hazretleri onu afvetmedikce başımı secdeden kaldırmam.
Azrall Aleyhisselâm da:
— Ya Nebiyyellâh!.. Sana günde on defa salât edenin ruhunu Peygamberler gibi kabzederim.
Irsad. Cilt 1 - F: 18
- 274 -.
Dediler. Bu ne büyük lûtuf Yarabbi!.. Bu ne ihsan Allahım!.
Böyle bir ganimeti kaçıran, Allahı, Peygamberleri unutan, gafillere ne kadar yazık!..
Ey Ulu Allah!.. Bizleri uyandır, aşkına kandır!.. Derdinle yandır!.. Amîn!..
Kâab (R.A.) Hazretleri Resülüllah aleyhisselâtü vesselâmdan rivayet ediyor. Sevgili Peygamberimiz buyurdular ve biz gafillere duyurdular.
Yarın kıyamet günü, ümmetimden bir âsîyi mîzana getirirler. Günahı sevabından çok olduğu için, nâra (yâni,) ateşe atılmasını Allah emreyler. Bu zatı zebânîler tutar. Allahın hapishanesi olan nâra sevkederler. Bunun halini Hazret-i Adem (A.S.) görüp:
— Ya Resülallah! Ümmetinden birini nâra götürüyorlar.
Diye, nidâ eder. Ve haber verir. Ben, onun arkasından koşarak yetişir ve meleklere:
- Ümmetimden olan bu zatı bana bağışlayın!.. derim.
Vazifeli olan melekler:
—- Ya Resûlallah! Sana nâzil olan Kur'anda bizim hakkımızda «Oniar Allahın emrine muhalefet etmezler. Buyrulan vazifelerini yaparlar» hükmü vardır. Bunu siz de biliyorsunuz.
Bu sebeple, bu âsî kulu nâra götürmeye mecburuz, derler.
Bu esnada, tarafı ilâhîden meleklere bir emir gelir:
— Habibime itaat ediniz!..
Efendimiz der ki:
— Bu ümmeti mizana tekrar götürünüz...
Tekrar ameli veznolunur. Tartılır, Seyyiat hasenatından fazla gelir. O vakit aleyhisselâtü vesselâm efendimiz kolunun yeninden yazılı bir şey çıkarır; terazinin sevab gözüne koyar.
Sevabı günahından ağır gelir. Kul öyle ferahlanır ki; sevincinden, minnetinden Resülün mübarek ayaklarına kapanarak:
— Siz ne mübarek, ne muhterem bir Nebîsiniz ki; beni bu azâbdan kurtardınız. Anam babam size fedâ olsun.
Fahr-i alem:
— Işte ben senin Peygamberin Muhammedim, der.
Tekrar Resûlün (arşın üstüne bastı diye şeref duyduğu)
mübârek ayaklarını öperek sorar:
- Bu rit at, bu devlet, bu saadet nedir? Yâ Resûlallah!
der. Efendimiz de:
— Sen, bana dünyada iken salâvat okurdun. Işte, bana okuduğun o salâvatı bugün için sakladım. Mîzana koyduğum şey bu idi, buyururlar. Bunun üzerine o adam:
— Ah, dünyadayken vakitlerimi boş geçireceğime ağzımı boş şeylerle, lüzumsuz söz, yalan ve küfürle kirleteceğime, siz azîz Nebîme salât etseydim, bugün daha yüce makamlarda bulunsaydım, diye nedamet duyar.
Bir salât okumak ile necâta erilir ise, binlerce salât okuyanın erişeceği derecatı senin irfanına bırakıyorum.
Sizlere salât okuyan bir zâtın âhiretde azaptan nasıl halâs olduğunu söyledik. Bir de salât okuyanların dünyada belâdan nasıl necât bulduğunu anlatalım:
Vakt-ı saadetde bir Yahudi; «Deverni çaldı» diye bir müslümanı huzur-u Resûle (S.A.V.) getirip, yalancı şahidler göstererek iftira eder. Yalancı şahidler, münafıklardan idiler. (Münafık diye içi küfr ile dolu olup «kendisini islâm ve mü'min güsterene» derler.) Li Hikmetillah deliller müslümanın aleyhinde görüldüğünden o müslümanın devesini alıp yahudiye verirler.
Islâm dininin hükmüne göre, o müslümanın elinin kesil mesi lâzımdır. Mü'min bunu böyle bildiği için ellerini bârîgâh-ı Ilâhîye açarak:
— ilâhî! Benim Mevlâm! Sen herşeye kadirsin, bana iftira eltiler. Ben bu deveyi çalmadım. Sen, her şeyi bilensin. Nebiyyi Ekrem üzerine okuduğum salât hürmetine beni bu rezaletden kurtar. Sen her şeye kadirsin, şu deveye dil ver! bana o şahid olsun, diyerek öyle bir derûnî (Âh!..) eder ki, Rahmet-i ilâhi cuş-û-hurûşa gelip; her şeye kâdir olan Allah, bizlere lisan verip söyleten Allah için ne güçlük var ki; deveyi konuşturamaya! Deve dile gelip:
— Ya Resûlallah! Ben bu mü minin devesiyim, bu adamlar ise, yalancı şahidlerdir. Bu yahudi bu mümine iftira etmiştir.
Diyerek o yahudinin elinden kurtulup mü'min adama doğru itaat ederek gelir, onun önünde diz çöker.
Bu hadiseyi görenlerin imanının nûru artar. Yahudinin yalancılığı ve iftirası meydana çıkar. Münafıklar ise rezil'ü rüsrây olurlar.
Hazret-i Nebiyy-i Muhterem o şahsa sorarlar. Dikkat edilsin! Efendimizin soruşu bilmediğinden değildir. Allahü Zül-Celâl de Tur-u Sinâ'da:
— Ya Musa, elindeki nedir?
Diye sormuştu. Bilmediğinden, görmediğinden mi idi acaba? Buna, mazhar-ı kelâm denilir. Sırların bizlere duyurulması içindir. Resûl aleyhisselâmın salâvat hakkında o şahsa soru sormaları; salâvat vermenin kerâmetlerini bizlere beyân içindir.
Resûl-ü Ekrem efendimiz Arabiye hitaben:
— Ey Mü'min! Bu keramete ne ile nâil oldun? Allah senin hakkını gözetmek için deveye dil verdi, seni bu dünya belâsından kurtardı? der.
O mü'min de:
— Ya Resûlallah! Ben her gece sana on defa salâvat okumadan yatmam, der.
Nebiyy-i Adil efendimiz de:
— Senin elini dünyada kesmekten kurtaran Allah; âhirette bana verdiğin salâvat hürmetine seni azab-ı nârdan kurtaracaktır, der.
Bir kimse akşam - sabah bana onar defa salâvat okusa, Allah o kulu kayamette In'âm ettiğı, Imân ettiğl nebilerle, sıddiklarla beraber haşreyleyip nebilere ihsan ettiği gibi o kula da ihsan eder, buyurulmuştur.
Evliyaullahdan Süfyan-ı Sevrî (K.S.) Hazretleri der ki:
Ben hac'da idim. Kâbe-i Muazzamayı tavaf ederken bir delikanlı gördüm ki; Kâbede, Arafat'da ve Müzdelife'de, Minâ'da re Kâbetullahı tavafda salâvatdan maada hiç bir dua okumadı.
Ancak Nebiyy-i Muhtereme salâtü selâm etti. Kendisine münasip bir zamanda, münasip bir lisan ile:
— Arkadaş, her yerin bir duası vardır. Eğer bilmiyorsan sana tâlim edeyim, dedim.
- Hepsini bilirim. Başımdan geçen bir hâdiseyi sana haber vereyim de, ne için dua okumadığımı ve yalnız Alemlerin
efendisine salâtü selâm getirdiğimin sebebini görün! Dedi ve anlatmağa başladı:
— Biz Horasan ehliyiz. Hac kafilesi Horasan'dan kalktı.
Ben de babam ile farz olan vazifeyi edâ için kafileye katıldım.
Vakta ki, dağlar, dereler aştık, sahralar geçtik ve Kûfe şehrine vardık. Pederim rahatsızlanıp gece yarısı ahirete göçtü, üzerini örttüm. Kimseyi rahatsız etmemek için Allaha tevekkül edip için için ağlıyarak oturdum. Bir aralık, «beni bu gurbet illerinde yalnız bırakan babamı» tekrar görmek istedim. Bir de yüzünden örtüyü kaldırdım ki, babamın başı eşek başına dönmüştü. Ben, bu hali görünce ne yapacağımı şaşırdım. Ne yüzle bunu ahaliye söyleyebilirdim. Böyle düşünürken bana uyku gibi, bir hal geldi. O aralık çadırın kapısı açılıp içeriye yüzü örtülü bir zat girdi ve yüzünden nikabını kaldırdı, bana dedi ki:
— Ne kadar üzüntülüsün. Bu ne büyük gam böyle?
Ben cevaben:
— Efendim, bu başıma gelen saadet değildir ki; gamsız olayım. Hem ben gamlı olmayayım da kimler gamlansın?
Dedim. Hemen yürüdü, babamın yattığı yere varıp; üzerinden ürtüyü çekip babamın yüzünü mesh eyledi. Ben de kalktım baktım ki; babamın yüzü eskisinden de güzel; ayın ondördü gibi nûrlanmış parlıyor. Bu mûcizeyi görünce o zatı mukaddese yaklaşıp:
-- Siz kimsiniz? Ey iyilik seven insan!
Diye sorduğumda:
- Ben Muhammed Mustafayım (Sallallahü aleyhi vese)
lern). Deyince:
- Nedir bu hal, Allahaşkına bana söyleyin!..
Diye mübârek ayaklarına kapandım, ve ağlıyarak niyâz ettim. Bana lûtf ile dedi ki:
- Senin baban tefeci idi, faiz yerdi. Tefecilik yapanlara hükmullah budur. Ya dünyada, veyahut âhiretde eşek suretine girse gerektir. Amma, Allahü sübhanchu senin babanı bu surete dünyada iken koydu. Buna mukabil babanın dünyada iken iyi bir hasleti, âdeti vardı. Yatağına yatmadan evvel her gece, bana yüz salâvat okurdu. Vakta ki; bana babanın bu hâle geldiğini; ümmetimin verdiği salâtı bana ulaştıran Melek tarafın-
dan haber verilince, hemen Allahtan bana salât okuyan baban için şefi'i olmamı istedim, müsaade olundu, ben de geldim, şefaat ile babanı bu halden kurtardım, dedi.
— Ben de bundan böyle hiç bir dua etmem, ancak Resûle salâtü selâm ederim, diye ahdettim. Zirâ, Resûle salâtü-selânı dünya ve âhirette insana kâfi geleceğini anladım, dedi.
Imam Radiyüddin Sağanî'nin «Meşarik-ül-Envar» adında.
ki hadis-i şerif kitabında Resûlüllah aleyhisselâtü vesselâmdan şöyle rivayet ediyor.
«Bir kimse, bana bir defa salâvat okusa; o salâvat okuyanda zerre kadar günah kalmaz.» Tabiî bu günah kul hakkı, yahut hayvan hakkı ise afvolmaz. Zira, kime vurduksa rızasını almamız şarttır. Kimin malını haksız yere yedik ise helâl ettir.
memiz ve yahut bu gasbettiğimiz malı sahibine iade etnemiz lâzımdır.
HİKÂYE Hazret-i Îsa Aleyhisselâm bir kabristan önünden geçiyordu; orada kabirlerden birinde azâb olduğunu gördü. Sebebini öğrenmek için Cerab-ı Rab-bül Alemine niyâz etti. Her şeye kadir olan Allah (C.C.):
— Ya İsa!.. Dua et onu ihya edeyim, kendisinden sor. Niçin azâba düçâr olduğunu göresin ki, ben ölüleri böylece diriltirim.
Öldükten sonra dirilmeğe iyman etmeyenlere ibret olsun.
Hz. İsâ Aleyhisselâm dua etti. Hemen azâb gören kabir ehli başından toprakları silkerek ayağa kalktı. Hazreti Isâ (A.S.):
— Neden kabir azabına düçâr oldun? diye sordu.
O zat da:
— Ya Nebiyy Allah! Ben dünyadayken hamallık yapardım.
Bir gün odun taşıyordum. Odundan sahibinin haberi olmadan dişimi karıştırmak için bir kıymık çöp almışdım. Bundan, azâba düçâr oldum, dedi.
Mü minler!
Ufacık, ehemmiyet veremiyeceğimiz bir suçtan da böyle azâblarla cezalanabiliriz. Ya, helâl haram demeden kul hakkına el uzatırsak, birisini gıybet edersek, âhiretde halimiz nice