Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 739–746
Bir hususu daha hatırlatalım: Mâ'sumur sol kulağına okunan kamette KAD KAMET-İS-SALAH ibaresi iki yerine dört defa tekrarlanacak olursa, yavrunun ÜMMÜ SUBYAN denilen mâ'nevi illetten emin olacağı eserlerde belirtilmiştir.
Çocuğun doğumunun yedinci günü, yavruya bedel olarak AKİKA kurbanı kesilmesi, Hanefi mezhebinde müstehaptır.
AKIKA KURBANI, Hanbeli mezhebinde vacip ve Şafi'i mezhebinde de sünnettir.
Doğan çocuk erkek ise iki kurban ve kız ise bir kurban akika etmek lâzımdır. Bu kurbanın, yavrunun hayatında karşılaşabileceği bütün âfetlerden kendisini selâmete ileteceği umulur, me'alinde Hadis-i şerif vârid olmuştur. Zira: (Sabi, akikasına rehin olmuştur.) buyurulmuştur. Bazıları, erkek çocuk için de bir akika kurbanı kâfidir, demişlerdir. Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, risalelerini izhardan sonra, kendi nefisleri için akika kurbanı kestikleri gibi Hz.
Imam-ı Hasan ve Hz. Imam-ı Hüseyin radıyallahu anhümâ efendilerimizin doğumlarında da ikişer akika kurbanı kesmişlerdir.
Akika kurbanını keserken şu dua okunur:
ALLAHÜMME HÂZİHİ AKİKATÜ (......) İBN-İ (.........)
DEMÜHÂBİ-DEMİHİ VE LÂHMÜHÂ Bİ-LÂHMİHİ VE AZMÜ-
HÂ Bİ-AZEMİHİ VE CİLDİHÂ Bİ-CİLDİHİ VE ŞÂ'RUHÂ Bİ- ŞÂ'RİHİ...
(Allahum!.. (.........) oğlu (......)'ın akikası olarak rizayı şerifin için kesilen bu kurbanın kanı, kanına; eti etine kemiği kemiğine, derisi derisine, kılları kıllarına bedel olsun.)
Bu duadan sonra kurban kesilir ve eti fakirlere dağıtılır.
Ancak, çocuğun sıhhatine alâmet olmak üzere kemikleri kırılmaz, uzuvlarının mafsal ve büküntü yerlerinden ayrılmak suretiyle taksim edilir.
Ismi konulan ve akikası kesilen yavru yedi günlük olunca saçları kesilir ve saçlarının ağırlığı miktarınca altun fakirlere sadaka olarak dağıtılır. Bu sadakanın da, yavrunun karşılaşa-
bileceği âfet ve felâketlere karşı kalkan gibi olacağı bildirilmiştir. Zira, bilindiği gibi sadakalar belâları def'eder ve ömrü uzatır. Aman, gaflet olunmaya!..
SAKAL BIRAKACAK EHL-İ İYMANA ÖĞÜTLER Sakal bırakmanın şeri'attaki hükmü sünnet-i seniyye'dir.
Yani, Resûl-ü zişânın şekline girmek ve onun haliyle hallenmek demektir.
Âdem aleyhisselâm, cennette halk buyurulduğu için sakalsız idiler. Ondan sonraki bütün peygamberlerin hepsinin sakallı oldukları ittifakla sabittir.
Bu itibarla, sakal bırakmak sanıldığı gibi basit ve kolay bir iş değildir. Sakal bırakan bir zat:
— Ben, nefsimi islâh ettim. Sünnet-i seniyye'ye uyarak bıraktığım bu sakalla, zâhirimi süslediğim gibi bâtınımı da suretim kadar siyretimdeki, ahlâkımdaki güzellik ve saflığı izhar ediyorum, demektedir.
Sakal, kemale gelmenin ve olgunluğa ermenin ifade ve nişânesidir. Binaenaleyh, sakal bırakmak mazhariyyetine erişen ve bu muazzam sünneti yerine getiren kutlu ve mutlu kişiler, kötü huyların, çirkin ve fena ahlâkın hepsini tevfik-i Rabbani ile terkederek gerçek mâ'nasıyla tezkiye-i nefs ve tasfiye-i kalp edebilmelidirler.
Şu halde, sakal bırakan zavat-ı zevil-ihtiram, çirkin ve kötü ahlâk ve alışkanlıklarına devam ederek hem sünnet-i seniyye-i Muhammediye ve hem de peygamberler sünneti olan sakallarını şuna buna tahkir ettirmemeli, bu gibi hallerden son derece sakınmalı ve kaçınmalıdırlar.
Hak velileri:
— Taş atan bizden, taş attıran bizden değildir, buyurmuşlardır ki bilhassa sakal bırakan din kardeşlerimiz bu sözü akıllarından çıkarmamalı ve hiç unutmamalıdırlar.
İslâm, zâhirini düzeltmekle; iyman ise bâtınını tasfiye etmekle mümkündür. Gaflet olunmasın ki, huzur-u fâ'iz-in-nuru
cenab-1 Fahr-i risâlete gelen bazı a'rabiler: (Biz, iyman ettik!)
dedikleri zaman, Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri şöyle buyurdu:
Kalet-il â'rabu amennâ kul lem tü'minu ve lâkin kulû eslemnâ ve lemmâ yedhul-il-iymanü fi kulübiküm...
El-Hucurat: 14 (Çöl arapları İYMAN ETTİK dediler. De ki, siz iyman etmediniz, belki islâma geldik, inkiyad ettik deyin... İyman, henüz kalplerinize girmedi.)
Kişinin zâhiri islâm olur, yani şeklen islâm gibi görünür ve bâtını iyman etmezse, öylelerine MÜNAFIK denildiği ehl-i iyman ve irfan nazarında apaçık bir hakikattir. Kaldı ki, zâhiren islâma benzeyen ve müslüman gibi görünen kişinin bâtını da islâm olmazsa, ehl-i iyman kendisine islâm muamelesi yaparlar, ölünce cenaze namazını kılarlar ve onu islâm kabristanına gömerler, hattâ bir islâm kızı ile evlendirirler ve böylelikle haraçtan kurtulur ama, Allahu tealâ indinde o kimsenin cehennemin en alt tabakasında yanacağı Kur'an-1 azim ile sabittir.
Bütün bu sebep ve mülâhazalarla, sakal bırakacak kimse, zâhirini sünnet-i seniyye-i Ahmediyye ile süslediği gibi, bâtınını da iyman ile ve iyman şubelerinin en yücesi ve üstünü olan AHLÂK-I KUR'ANİYYE ve AHLÂK-I MUHAMEDİYYE ile, süslemeli yani her bakımdan MEKÂRÎM-İ AHLÂKİYYE ile muttasıf bulunmalıdır. Yoksa, önüne gelen herkese sakal birakmasını öğütlemek, rastgele herkesi sakal bırakmağa zorlamak, daha açıkçası tezkiye-i nets ve tasfiye-i kalp etmemiş, edememiş içi başka, dışı başka zavallı gafilleri zorla MÜNAFIK sınıfına sokmak hiçte doğru bir hareket değildir.
Sakalı bulunduğu halde, iymansız olan kişinin yeri elbette ve hiç şüphesiz cehennemdir. Buna mukabil, sakalsız olup da iyman sahibi bulunanın makamı da yine elbette ve hiç şüphesiz cennettir. Sakal bıraktığı halde, bâtınını iç âlemini temizleyemeyen kimse, dine de iymana da hiç kuşkusuz zararlı olur.
Belki, sakalı bu dünya hayatında kendisine bazı yararlar sağlar ama, bu gibilerin ümmete ve millete zararları daha büyük ve daha yaygın olur. 'Ehl-i hakikat, bunun böyle olduğunda tam bir ittifak ile müttefiktir.
Sakalsız ahlâklı, Allah katında ahlâksızdan bin kerre daha efdaldir. Netekim, sahib-i şeri'at aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyet efendimiz hazretleri, bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
SİZİN, ALLAHÜ TEALÂ'YA VE BANA EN SEVGILI OLA- NINIZ, GÜZEL AHLÂKLI OLANINIZDIR.
Dikkat buyurulsun, iki cihan serveri: (GÜZEL AHLÂKLI OLANINIZDIR.) buyurmuşlardır. Yoksa güzel (SAKALLI OLA- NINIZDIR.) buyurmamışlardır.
Diğer bir Hadis-i şerifte de şöyle buyrulmaktadır:
İNNEMA BUSTÜ ENLİ-ÜTEMMİME MEKÂRÎM-İL-
AHLÂK (Ben, size en üstün ahlâkı tamamlamağa gönderildim.)
«Sizi sakal bırakmağa, haraç toplamağa, sünnet olmağa şuna buna tafra atmağa, caka satmağa gönderildim!» buyurulmamıştır.
Evet, tekrar ve israr ediyoruz: Sakal bırakmak sünnetine lâyık ve müstehak olan er kişi, bu sünnet-i seniyye'yi de yerine getirmeğe muvaffak olan ehl-i iyman, zâhirini şeri'at-i garrayı Ahmediyye ile tezyin ve bâtınını da aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlullah'la tenvir etmeli, ahlâk-ı Kur'aniyye ve ahlâk-ı Muhammediyye ile ahlâklanmalı, kötü ve çirkin huylarının hepsini birer birer kalbinden çıkarıp atmalıdır. U'cub yerine şefkat, merhamet ve semahati; riyâ yerine sadakat ve samimiyeti; hased yerine kanaat ve mürüvveti; gazap yerine
hilmiyyet ve mülâyemeti; kin yerine uhuvvet ve âtifeti, kibir yerine tevazu ve muhabbeti, hubbu câh yerine hubbullah'ı;
hubbu mal yerine hubbu Resûlullah'ı ve onun âlinin, evlâdının, ezvacının, ashabının, ensarının, alıbabının ve Hak velilerinin muhabbetlerini ikame edebilirse, o kimseye sakal bırakmak sünnet değil belki hükmen vacip bile olur.
Yoksa, yalnız kılda keramet arayanlar yanlış ve hatalı yoldadırlar. Kılla, sakalla rizayı ilâhiyye erilmez, şefaat-i Resûl-e varılmaz, cennete girilmez ve cemal görülmez.
Binaenaleyh, bütün bu ince hesapları yapmadan, kürsülerde ve kitaplarda anlatılanlardan hisse kapmadan, kötü ve çirkin huylardan, âdetlerden kopmadan sakal bırakmak, ancak ve yalnız kendini aldatmaktır. Yoksa:
Müslümanlık nerde bizde, kalmamış insanlık bile;
Adem aldatmaksa maksat, aldanan yok naflle!..
der, güler ve geçerler.
Muhterem din kardeşim, aziz Hak yoldaşım:
Anlattıklarım sakın gücüne gitmesin. Doğruyu söyleyeni, dokuz köyden koğsalar bile, onuncu köyde kabul ederler. Hele, âhiret adı verilen sonuncu bir köy daha var ki, orada kimse kimseyi sakalıyla, bıyığıyla aldatamayacak, her babayiğit o vartaları kolay kolay atlatamayacaktır. Düşün, taşın, kendinde bu kemali bulabiliyorsan, kendine her bakımdan güveniyorsan, hemen sakalını bırakıver. Üstelik, bu hallerle hallenmek istidadında olanlara da sakal bırakmalarını göğsünü gere gere emir ve tavsiye et ves-selâm...
SAKAL DUA'SI:
El-hamdü lillahillezi en'ame aleynâ bi-izhari seyyid-il-beşer ve selâmün ibâdihelleziyn'estafa şefi'at bi-yevm-il mahşer ve mâ tevfiki ıtisâmi illâ billâhi aleyhi tevekkeltü ve ileyhi ünib..
Yedi kat gökleri direksiz ve yedi kat yerleri temelsiz halk ve icat buyurarak zamanı, yılları, ayları, haftaları ve günleri belirli ölçülerle bölümleyen, bir katre sudan yarattığı insanı:
(VE LEKAD KERREMNA...) âyet-i celilesiyle taltif ve tatyip eyleyen, sevdiği kullarının başlarina iyman tâcını ve eynine şeri'at libasını giydiren, peygamberlerini yarattığı kullarının arasından seçen, peygamberleri vasıtasiyle tebliğ ettiği emirlerine ve hükümlerine uyanları cennet ehline ilhak ve nârından ırak eyleyen Allah azze ve celle, biz âciz ve günahkâr kullarına iki cihanda da imdad, sevdiği kullar zümresinde isimlerimizi yâd, dünya ve âhiretimizi abâd, lûtut ve ihsanları ile hepimizi şâd eyleye...
Ayrı ayrı her birimizin zâhirlerimizi sünnet-i seniyye-i Muhammediyyesi ve siyret-i Ahmediyye'si ile tezyin, dünya hırs ve tamahları ile kararan ve daralan kalplerimizi aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlullah ile tenvir ve tevsi eyleye...
Bizleri, din-i mübiyn-i islâma hizmet edebilmekle müşerref, iyman-ı kâmil ile mükerrem, Kur'an-ı azimin nurları ile münevver, ahkâm-ı şer'iye ile müzeyyen, cennet ve cemali ile mübeşşer has kulları meyanına idhal ve kalplerimizden u'cub, riyâ, süm'a, kibir, kin, gazap, hased, hubbu câh ve hubbu mal adları verilen pislikleri ve kötülükleri ihraç buyurarak bâtınlarımızı ihlâs, tevazu, hilm, kanaat, sabır, tevekkül ve teslimiyyet nur ve şu'uru ile imlâ eyleye..
Bizleri, zât-ı ilâhiyyesince mergub, Habib-i edibine mahbub, Kur'an-ı hakimine meclûb, (YÂ EYYÜHELLEZİYNE AMENU...) hitab-ı kerametine ilâ yevm-il-kıyâm mensub kullarından eyleye...
Bizleri, bugün burada bu meclis-i melâ'ik eniste tevfikiyle cem'eylediği gibi, vuku'u mutlâk ve muhakkak olan Mahkeme-i kübrâda Habib-i edibinin LIVA-Î HAMD adı verilen sancağı altında ve civar-ı Mustafa'da lûtuf ve keremiyle cem'u haşreyleye... Habib-i edibinin şefaat-i uzmasına ve iltifat-ı giranbahâsına mazhariyyetle bizleri şâd-ü handân eyleye...
Sakal bırakmak suretiyle sünen-i Enbiyâ-i izama iktida ve sünnet-i seniyye-i Ahmediyye'ye ibtida eyleyen (….....) efendinin hıhyesini, Mevlâyı müte'al hazretleri müteyemmen ve mübarek eyleye... Zâhirini, sünnet-i seniyye-i Muhammediyye ile tezyin ettiği gibi, bâtınını da ahlâk-ı kur'aniyye ve ahlâk-r Muhammediyye ile tenvir buyurarak, kendisini daha nice nice sünnet ve siyret-i Nebeviyye'yi icra ve ihyâya tevfiki ile muvaffak eyleye...
Beytullah'a ve şebeke-i Resûlullah'a yüz sürebilmek lûtfuna erişmişse tekrar tekrar ziyaret ve edememişse helâl para ile bu vazife-i kudsiyeyi tez zamanda ifaya mazhariyet nasip ve müyesser kılarak Zemzem'le sakalını yıkamak, kalbini dünyayı deniden arındırmak gücünü bahş ve ihsan eyleye...
Dünyevi ve uhrevi, sûri ve mâ'nevi her türlü murad ve maksuduna vasıl, hayırlı niyyet ve dileklerini hasıl eyleye...
Ömrüne bereket, vücuduna sıhhat ve âfiyet, rızkına vus'at, iki cihanda saadet ve selâmet ihsan ve inayet eyleye...
Onu ve cümlemizi, din-i mübiyn-i islâmda daim, iyman ve ihlâs ile kaim, ibadet ve tâ'ate müdavim olan âbidler, zâhidler, âşıklar, sâlihler zümresine ilhak eyleye...
Evlâtlarımızı, bütün akraba ve tâ'allûkatımızı ve yakınlarımızı hayırlı uzun ömürlerle muammer, cümlemizi şeytan aleyh-il lâ'neye karşı daima muzaffer niyazlarımızı indallah mû'teber eyleye... Bu mecliste toplanarak duamıza ÂMIN diyen mü'minleri iki cihanda aziz ve her birimizi sünnet-i seniyye-i Muhammediyye'yi ifa hazzı ile mütelezziz eyleye...
Devlet büyüklerimizi, müslüman Türk milletine ve din-i mübiyn-i islâma yararlı bütün hizmetlerinde ve faaliyetlerinde muvaffak eyleye... Din ve devlet, vatan ve millet hizmetinde gece-gündüz feragat ve fedakârlıkla çalışanların her türlü müşkillerini hallü asân eyleye... Mâ'neviyat ve mukaddesat düşmanı hainler ve zâlimler üzerine kendilerini daima galip, Bedir mücahialerinin himem-i ruhaniyyetleri ile güçlüklerini kolaylığa münkalip kılarak: (VE YANSUREKALLAHU NASREN AZİZA...) sırrına mazhar eyleye... Vatanımızı her türlü âfetler-
- T40 den, felâketlerden, fitnelerden, fesatlardan masun ve mahfuz eyleye... Ordularımızı, her ne yana yönelirlerse mansur ve muzaffer eyleye...
Olmüşlerimize rahmet ve mağfiret, hayatta olanlara saadet ve selâmet evlâtlarımıza ilim, irfan ve fazilet, gaflette bulunanlara ibret ve basiret, idare makamlarında bulunanlara dirayet ve kiyaset ihsan ve inayet eyleye... Ömürlerimiz sona erdiğinde selâmet-i iyman ve sekerât-ı mevtimizi asân eyleye... Son sözlerimizi kelime-i tevhid ve Kur'an-ı mecid eyleye... Af ve magfireti, kerem ve inayeti, cennet ve cemal-i bâ-kemalinin rü'yeti ile hepimizi memnun ve mesrur eyleye...
Sübhane Rabbike Rabbil-izzeti ammâ yasifûn ve selâmün alel-mürseliyn Vel-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn (EL-FATİHÂ)
HATTAT OLAN BİR KİMSENİN İCAZET
MECLİSİNDE EDİLECEK DUA E'ûzü billâhi min-eş-şeytan-ir-raciym - Bismillâh-ir-Rahman-ir-Rahiyn:
El-hamdü, lillahillezi kale fi kitabih-il-kerim fi sûre't-il-[krâ Este'yzü billâh: (IKRA VE RABBÜK-EL-EKREMÜLLEZİ
ALLEME BİL-KALEM - ALLEM-EL İNSANE MÂ LEM YÂ'LEM- Sadakallah-ul-azim) Ves-salâtü ves-selâmü alâ Seyyidinâ ve Mevlâna ve Mevlân-el-âlemiyn ve hâtem-en-Nebiyyin vel-imamül mürseliyn Muhammed'inillezi kale fi hadisihi: (EVVELÜ MÂ HALÂKALLAHU EL-KALEM - Sadaka Resûlullah ve nataka Habibullah) ve alâ âlihi ve ashabihi ulül-ilmi vel-hatti ver-rakam...
Evvelü Hâlik-ül levh-i vel-kalem ve kâşif-id-durru vel-elem ve sahib-i lûtf-u kerem olan Allah celle celâlühu, bu meclis-i şerifi hazırûn ve gâibun bütün ümmet-i Muhammed hakkında müteyemmen ve mübarek, iki cihanda yümn-i bereket, vesile-i duhul-i cennet ve cümlemiz hakkında sebeb-i rahmet ve mağfiret eyleye... Okunan Kur'an-ı azimi, fürkan-ı kerimi ve şifâ-i