Ara
Menü

Sayfalar 285–291

1.654 kelime

Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 285–291

Felem taktülühüm velâkin'Allahe ketelehüm ve mâ remeyte iz remeyte ve lâkin'Allahe remâ..

El-Enfal: 17 (Onları, siz kendi kuvvetinizle öldürmediniz. Fakat, size yardım ve imndat eyleyerek Allahu tealâ öldürdü. Ey Nebiyyi zişânım!.. Onlara o bir avuç toprağı atan da sen değildin. Fakat, atan Aliahu tealâ idi...)

Allah azze ve celle hazretleri, bu âyet-i kerimede de şöyle buyurmaktadır:

Ey mü'minler!.. Bedir gazasına girdiğiniz zaman, düşmanlarınızın çokluğu ve sizi yeryüzünden silmek hususundaki hırsları ve kızgınlıkları, kalplerinize korku salmış ve hepimizi telâşa düşürmüştü. Biz, azim-üş-şân o kalabalık orduyu kahr-u perişan eylemiş, azlığınıza ve silah bakımından yetersizliğinize rağmen düşmanlarınızı mağlûp etmiştik. Eğer, onları kendinizin öldürdüğünüzü sanıyor ve bununla övünüyorsanız, iyi biliniz ki onları mağlûp eden de, öldüren de ancak Rabbinizdir. Ey habib-i edibim! Bedir gazasında Cebrail'in tarifi ile yerden bir avuç toprak alarak düşman tarafına atmıştın. O bir avuç toprak, düşmanlarınızın gözlerine dolmuş ve hepsi kör olmuştu.

O toprağı da atan sen değildin, o toprağı da senin elinle atan ben azim-üş-şân idim. Onlar, kendilerine atılan, ağızlarına, buunlarına ve gözlerine dolan o bir avuç toprakla bozuldular ve firara mecbur oldular. Islâm mücahitleri de kendilerinı takibederek bazılarını katletti ve bazılarını da esir aldı.

Burada, yalnız Bedir gazasına temas edilmiş olmakla beraber, bütün savaşlarda Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinin kâfirleri mağlübiyyet ve hezimete uğrattığı muhakkaktır.

Ne var ki, her iş gibi bu dahi kul eliyle zuhura gelir. Bazı cahil

ve gafiller, bunları kuldan zannederler. Ârif olanlar ise, hepsini Hak'tan bilirler, ona şükür ve hamd-ü senâ ederler, irfanlarının zevkini tadarak dünya ve âhirette bahtiyar olurlar. Bilmeyenler de, dünya hayatında gaflette ve âhirette de mahcubiyette kalırlar. Sözün kısası, gafiller de kâfirler de her iki cihanda mahrumdurlar. Onun için, iki cihanda da mahrum kalmak istemeyenler, inkârı bırakarak ikrara gelmeli, tevhid kalesine girmeli ve gözleriyle bir çok sırlar görmelidir.

Aziz mü'min kardeşim ve Hak yoldaşım!..

Savaş zamanı, düşmanla harbe girecek olan gazi kabilse abdestli bulunmalı ve abdest alınağa vakit bulamazsa, teyemmüm etmelidir.

Düşmanlarından aslâ korkmamalı, Allahu tealâ'ya sığınmali, tevhid etmeli, sabır ve sebat ederek cephede bulunmalı, kumandanlarının emirlerine aynen ve harfiyyen itaat etmeli, Allahu azim-üş-şânın daima kendisiyle beraber bulunduğunu hatırından çıkarmamalı, mümkün olduğu kadar boş yere mermi yakınamağa çalışmalı, her mermi ile bir din ve millet düşmanının canını cehenneme göndermeyi kasdetmelidir.

Savaşa katılamayan yaşlı, hasta ve âlil mü'minler ise, her zamankinden daha fazla cami-i şerife ve cemaate devam etmeli, cemaat halinde Allahu tealâ'ya dualar, tesbih ve tehlillerde bulunulmalı, düşman karşısında savaşan islâm mücahitlerinin zafere ulaşmaları için niyazda ve onlara mâ'nevi yardımda bulunmalıdır.

Cami-i şeriflerde Sûre-i Feth ve Sûre-i Nasr okunmalı, Bu-.

hari-i şerif ve şifâyı şerif tedris olunmalı, mâ'neviyyat sahibi olan zevat bilhassa (Hizb-ün-Nasr) ve (Hizb-ül-Bahr) evrâdına devam etmeli, lâyık olan ağızlar (HASBÜNALLAHU VE NÎ'- MELVEKİL — Allahu tealâ bize kâfidir, o ne iyi ne güzel vekildir) tesbihine devam etmelidirler. Bu tesbihi, rastgele herkesin okuması doğru değildir. Zira, bu tesbih dini bakımdan mâ'nevi dereceleri üstün ve yüce olan (Havas) ve (Hassül-Havas) tesbihidir. Bu tesbihe lâyık olmayanlar, bilmeyerek devam edecek

olurlarsa, menfaat yerine zarar görmeleri kuvvetle muhtemeldir.

Avarnın tesbihi İSTİĞFAR'dır. Fakat, istiğfar ederken de mâ'nasını düşünerek ve gözyaşı dökerek istiğfar edilmesi önemle tavsiye olunur. Dili ile ALLAH diyen mü'min olmadığı gibi, yalnız lisanı ile istiğfar etmek de Allahu tealâ katında makbul ve mergup değildir. Diliyle ALLAH diyenin kalbiyle de Allahu tealâ'ya iyman etmesinin şart oduğu gibi, istiğfar edenin de kalbinden gelen af ve mağfiret niyazını dile getirmesi şarttır.

Cihada gidemeyenler de, malları ve paraları ile cihad ederler. Ayrıca dua ve niyazda bulunarak mâ'nen cihada iştirak etmeğe çalışırlar. Hiç şüphe yoktur ki, malları ve canları ile cihad edenler gibi, mâ'nevi cihad olan dua, niyaz ve münâcat ile iştirak edenler de Allahu tealâ katında büyük derecelere nail olurlar, mağfiret-i sübhaniyye'ye mazhar bulunurlar.

Elleziyne âmenu ve hâcerû ve câhedu fi sebiylillahi bi-emvâlihim ve enfüsihim a'zamû dereceten indallah ve ula'ike hûm-ûl-fâ'izûn..

Et-Tövbe: 20 (İyınan edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eyleyenlerin dereceleri pek büyüktür. İşte, iki cihanda saadet ve selâmete erenler, fevz ve necat bulanlar, bunlardır.)

Savaş alanında görevli din adamları varsa, Enfâl - Feth ve Nasr sûre-i celillerini okumalı, yoksa mücahitler arasından herhangi bir hafız bunları tilâvet etmeli, her ikisi de bulunmuyorsa mücahitler bildikleri sûre-i celileleri okumalıdırlar. Düşmana hücum sırasında imam veya imamlığa lâyık olan er, Kur'an-ı aziymi bir eline ve silâhını diğer eline alarak ALLAH... AL- LAH... ALLAH... diye hücuma kalkmalıdır ki, bu mücahitlerin zaferlerine sebep teşkil eder.

Aziz mü'minler!..

Gaflet etmeyelim, her nefeste Rabbimize tazarrû ve niyazda bulunalım. Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri, zât-ı ülûhiyyetini dua ile dâvet edene icabet buyuracağını kesin olarak vâ'd ve tebşir buyurmuştur. Dua ile ilgili risâlemizde bu konuda geniş bilgiler sunmuştuk. Bunu, hiçbir zaman ve hiçbir yerde ihmal etmemek lâzımdır ve şarttır.

Mücahit kardeşim!..

Cihadda namazını terketme!.. Her dört rekâtlı farzlan, seferi namaz olarak iki rekât kıl... Abdestli olarak giydiğin postalına, üç gün meshedebilirsin. At üstünde, direksiyonda, tank kullanırken, uçakta, helikopterde hem bu vasitaları idare edebilir ve hem de namazını kılabilirsin...

Düstur-u mükerremimiz olan Kur'an-ı azim-ül-bürhan'ın bu konudaki emri ve hükmü budur. Allahu sübhanehu ve tealâ, böyle irade ve ferman buyurmuştur:

tasitt Ve izâ künte fiyhim fe-ekamte lehüm-üs-salâte feltekum tâ'ifetün minhüm mâ'ake vel-ye'huzu eslihatehüm fe-izâ secedu fel-yekünu min verâ'iküm vel-te'ti tâ'ifetün uhrâ lem yusallü fel-yusallü mâ'ake vel-ye'huzu hızrahüm ve eslihatehüm veddelleziyne keferi lev tağfülüne an eslihatiküm re emti'atiküm feyemiyline aleyküm meyleten vahideh...

En-Nisâ: 102

(Ey ekmeler resûl, onların aralarında bulunup da namaz kıldırdığın zaman, onları ikiye ayır, bir kısmı seninle beraber namaza dursun, bir kısmı da düşman karşısında bulunsun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bir rekât namaz kıldıktan sonra, düşman karşısına gitsinler, namazda durur gibi dursunlar, sizi gözetsinler, daha sonra namaz kılmamış olan kısmı gelsin, ikinci rekâtı seninle kılsın. Aletlerini ve silâhlarını da alsınlar, silâhlı olarak bir rekât daha kılsınlar, sonra yine bu suretle nöbetleşe namazı tamamlasınlar. Kâfirler, sizin silâh ve eşyanızdan gaflet etmenizi isterler ki, birdenbire üzerinize baskın yapsınlar.)

Bu vesile ile geçmişte denenmiş bir gerçeği açıklamak isterim. Din ve devlet düşmanları, biz mü'minlere ekseriya bayram günlerinde ve bayram namazı kılarken saldırmışlardır. Çeşme'de ve Sinop'ta, askerlerimiz bayram namazı kılarlarken donanmamızı yakmışlardır. Bu felâketin en mühim sebebi Allahu talâ'nın kesin emrine ve hükmüne rağmen, askerlerimiz iki gruba aynılarak bir bölümü namaz kılarken, diğer bölümü gözcülük etmemişler ve hepsi birden namaza gidince de, fırsatı ganimet bilen düşmanlarımız bir baskınla donanmamızı tahrip etmişlerdir. Oysa, cami-i şerifte ve topluca namaz kılmak için donanmayı terkederek karaya çıkmamış olsalardı, bu baskın ve facia pekalâ önlenebilirdi. Kaldı ki, bayram namazlarının şer'i hükmü olarak bazı müctehidlere göre vacip ise de, bazı mezhep sahibi imamlar da sünnet olduğunu dermeyan eylemişlerdir.

Demek oluyor ki, Allahu talâ'nın emrine aykırı hareket etmek, her zaman, her yerde ve her olayda olduğu gibi, sefer balinde de hüsrana sebep olmaktadır. Kılınması farz olan dört rekât namazları sefer halinde ikiye indiren ve düşman karşısında birer rekât olarak kılınmasına dahi müsaade buyuran Allah azze ve celle, vacip veya sünnet hükmündeki namazların savaş halinde kılınmasını irade buyurduğu hakkında hiçbir Envâr-ül-Kulûb, Cilt 3 — F: 18

delil yoktur. Binaenaleyh, hazarda ve seferde ilâhî emirlere uymalı ve bütün ibadet ve tâ'atimiz ve amellerimiz Allah'ın arzusuna uygun bulunmalıdır.

.

Mü'min ve muvahhid, Allahu talâ'nın emirlerini ve nehiylerini iyice ve etraflıca öğrenmek ve bilmekle mükelleftir.

Bu emir ve nehiylere uymayanların, dünya ve âhirette zarara uğrayacakları muhakkaktır. Meselâ, ramazan ayında oruç tutmak, Rabbimizin bir emri olarak bütün mü'minlere farzdır.

Oysa, bayram günü oruç tutmak yasaklanmıştır. Binaenaleyh, bayram günü oruç tutmak, ramazanda oruç yemek kadar günahtır. Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinin YAP dediklerini murad-ı ilâhî üzerine yapmak ve YAPMA dediklerinden de Allah korkusuyla kaçınmak ve sakınmak gerekir. Kula yakışan, Allahu tealâ'ya tam bir teslimiyyetle teslim olup tevekkül etmek ve Allahu azim-üş-şânın istediği gibi kul olmaktır.

Mü'min ve muvahhid kardeşim!..

Allahu talâ'nın emirlerini yersiz ve zamansız yerine getirenler böyle ağır cezalara mâ'ruz kalırlarsa, Hakkın emirlerini ve nehiylerini hiç dinlemeyen gafillerin ne kadar korkunç bir âkibete duçar olacaklarını iyice düşünmenizi âcizane tavsiye ederim.

Hazarda veya seferde ve özellikle savaş meydanında saf saf huzur-u izzetinde duran kullarını, Allahu tealâ ve tekaddes hazretleri, meleklerine gösterir ve:

— Ey benim meleklerim!.. Bakınız, beni tasdik eden mü'min ve muvahhid kullarım, divan-ı ilâhiyyemde zât-ı ülûhiyyetime karşı kemal-i tâ'zim ile nasıl el bağladılar, huzur-u izzetimde benim korku, haşyet ve muhabbetimle nasıl ağlıyorlar, buyurur ve mü'min kullarını bütün felâketlerden ve musibetlerden korur ve kurtarır.

Allahu tealâ'ya kul olanlar, iki cihanda sultan olurlar. Allahu tealâ'ya hüsn-ü zannedenler, Allahu tealâ'yı zanları gibi bulurlar. Kur'an-ı aziymi daima oku, Kitabullah mü'minlere şifa ve rahmet ve mahz-i ni'mettir. Kâfirlere ve zalimlere ise mucib-i nedamettir. Iki cihan serveri, (Kur'an-ı kerimden, dile-

diğiniz âyet-i kerimeyi dilediğiniz murad için alınız.) buyurmuşlardır. Kur'an-ı kerim okunduktan sonra yapılan duaya yerlerdeki ve göklerdeki meleklerin (AMİN) diyerek icabet ettikleri, sahih rivayetlerle sabittir. Kur'an-1 aziyme hürmet ve riayet, mucib-i muzafferiyyettir, bâ'is-i feth-i nusrettir, her ha yırlı iş için muvaffakiyettir.

Yâ Allah!..

Yerlerde ve göklerde, zât-1 ülûhiyyetinden gayrı kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak Hak mâ bud yoktur, ancak sen varsın, bizler de ancak sana ibadet eder, ancak senden yardımını dileriz. Saray-ı lâ mekânına el açtık, rahmet-i ilâhiyyene yüz tuttuk, bizleri rizayı ilâhiyyene iletecek o dosdoğru yola hidayet buyur. Yerlerde ve göklerde, zât-ı ahadiyetinden gayri hâkim yoktur, hükmünde hakim olan ancak sensin ve her hükmünde galipsin... Ey keremine, lûtfuna ve inayetine nihayet olmayan Rabbimiz!.. Yerlerde ve göklerde senden gayrı hükmedecek, mülkünde dilediği gibi tasarruf edecek yoktur. Irade-i ilâhiyyen, emir ve fermanın ne ise ancak o olur, yegâne hâkim sensin ve bütün yarattıkların hükmüne mahkûmdur. Dilediğini, dilediğin gibi icra edersin. Bizler, senin âciz kullarınız ve Habib-i edibinin ümmetiyiz, ism-i â'zamın hürmetine, Resûl-ü mu'azzamın izzetine, Kur'an-ı aziymin devletine bizlerden yardımını, lûtfunu, merhametini esirgeme... Merhametini umarak sana iltica ve dehalet ettik, sana sığındık, ikram ve iltifatlarınla bizleri dünyada da, âhirette de şâd ve handân edeceğini biliyor, mü'min kullarını mahrum ve mahzun etmeyeceğine inanıyor, ancak ve yalnız sana güveniyoruz. Bizleri, senin dinin olan din-i mübiyn-i islâmın düşmanlarına karşı daima mansur ve muzaffer eyle yâ Rabbi... Bize denizden saldıracak olan din ve millet düşmanlarını denizlerine garkeyle, havadan saldıracakları engin semalarında mahveyle, karadan saldıracakları def'u tardeyle yâ Rabbi..

Ey kudret ve azamet sahibi Rabbimiz!.. Biz mümin ve muvahhid kullarına, din ve millet düşmanları ile cihad etmeği emir ve ferman buyurdun, zâlimlere karşı mazlûmu, gaddarlara karşı mağduru, haksızlara karşı haklıyı, kötülere karşı iyi-