Ara
Menü

Sayfalar 776–782

1.763 kelime

Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 776–782

ki, bu iddiaları ile bizzat kendilerinin ne duruma düştüklerini fark edememektedirler.

Kaldı ki, mezhep imamlarının ictihatlarını ve o muhterem zevata tâbi olan âlimlerin fetvalarını beğenmiyor ve kabul etmiyorlarsa, kendilerine hemen haber verelim ki, asıl bid'at müftülük, vâ'izlik, imam veya müezzinlik gibi kutsal vazifeleri maaş ve menfaat karşılığı yapmak bid'atin ta kendisidir ve buna da BID'AT-I SEYYI'E derler.

Bid'atlerle mücadele edecek kimselerin, herşeyden önce kendilerinin bid'atlerden kaçınmaları gerekir. Cuma hutbelerinde Hz. Ebu-Bekir, Ömer, Osman ve Ali rıdvanullahi tealâ aleyhim ema'ıyn efendilerimizin mübarek isimlerini okumayı bid'at zannederek men'etmeğe çalışan gafiller, bid'atlerden bu kadar kaçınıyor ve sakınıyorlarsa, şimdiye kadar aldıkları maaşları geri vermeleri ve bir daha da bu görevleri karşılığında maaş almamaları icabeder. Çünkü, Allahu talâ'nın âyetlerini para karşılığında satanların yalnız Yahudi hahamları olduğu ve binaenaleyh kendilerinin de bu güruha dahil bulundukları âyet-i kerime ile sabittir.

Allahu azim-üş-şândan korkmadan ve Resûl-ü müctebâ'dan utanmadan Hz. İmam-ı Hasan ve Hz. Imam-ı Hüseyin radıyallahu anhüma efendilerimizin mübarek isimlerini zikretmeyi men'edenler, yarın onların muhterem dedeleri olan ve âlemlere rahmet olarak gönderilen Habib-i edib-i Kibriyâ'nın şefaatini ne yüzle dileneceklerini acaba hiç düşünüyorlar mı dersiniz? Böylesine bir -davranış, bid'at-i seyyie değil de nedir?

Rabbim, kimseyi böylesine gaflet ve dalâlette bırakmasin!..

Yukarıda bilvesile arzolunduğu ve ehl-i iymanın da bildiği veçhile, bid'at iki kısımdır:

Birisi, Bid'at-i hasenedir ki 1400 yıldanberi dünyanın dört yanında inşa olunan cami-i şerifler, minareler, minberler, kürsüler, cami-i şeriflere ve mescidlere serilen halılar, sebiller, imaretler, aşhaneler, cuma namazlarının dış ezanı, Mevlid-i Ne-

bevi okunması veya okutulması, vâz-ü nasihat için vakıflar yapılması, imam, hatip, müezzin ve kayyumlarla müftülere geçimlerini sağlayabilmeleri için maaş verilmesi, hatm-i Kur'an ve tevhid cemiyetleri ve buna mümasil hususlardır ki, bunların hepsi de iyi ve güzel hareket ve davranışlardır. (MU'MINLE-

RİN İYI VE GÜZEL GÖRDÜKLERİNİ, Allah Teâlâ DA İYİ VE GÜZEL GÖRÜR) me'alindeki Hadis-i şerif de Bid'at-i hasene olan bu âdetlerin te'yidi mahiyetindedir. İyi ve güzel şeyler, mü'minin malıdır ve mü'min iyi ve güzeli nerede bulursa almalıdır.

Bir de bid'at-i seyyi'e vardır ki, namazların vakitlerini tahrif etmek, rekâtlarını tağyir eylemek ve sünnet-i seniyye-i Muhammediyye'yi keyfince ve gönlünce yorumlayarak bozmaktır.

(BİD'AT EHLİ, DALÂLET EHLİDİR. BİD'AT DALÂLETTİR.

HER DALÂLET NÂRDADIR...) me'alindeki Hadis-i şerif ise, bu ikinci sınıf bid attir ki, Bid'at-i seyyienin Allahu tealâ ve Resül-u müctebâ katında mezmum ve merdua oldugunu gostermektedir.

Mevlâyı müte'al hazretleri, cümlemizi bu çeşit bid'at-i seyyi'eleri işlemekten hıfzetsin ve HASENE ile SEYYÎ'E'yi birbirine karıştıranların şerlerinden de emin eylesin (AMIN)

YETMİŞ BİN KELİME-İ TEVHİD

OKUMAK MECLİSİ Ağzı dualı ve göğsü iymanlı salihlerden 10 - 15 veya daha fazla sayıda olanı, münasip bir mescidde veya temiz bir yerde, abdestli olarak toplanırlar.

Tevhid ettirecek zat, yetmiş bin kelime-i tevhid kimin ruhuna ithaf olunacaksa onun ve bütün ehl-i iymanın ruhları için (FATİHA) der ve hazır bulunanlar üç ihlâs ve bir Fatihâ-i şerif okurlar. Daha sonra, tevhid ettirecek zat, Ruhaniyyet-i Ahmediyye'den istimdat ederek:

— E'ûzü billâhi min-eş-şeytan-ir-raciym - Bismillâh-ir-Rah-man-ir-Rahiym (FÂ'LEM ENNEHU LÂ İLÂHE İLLÂLLAH MU-

HAMMEDÜN RESÛLÜLLAH) diye başlatır ve hep birlikte LÂ İLAHE İLLALLAH kelime-i münciyye-i mübarekesini okurlar.

Her tevhidde MUHAMMEDÜN RESÛLÜLLAH'1 tekrarlamayarak, yalnız kalpleri ile zikrederler. Her yüz tevhidde MUHAM- MEDÜN RESÜLÜLLAH'ı ilâve ederler ve böylece yetmiş bin kelime-i tevhidi tamamlarlar.

Daha sonra, aralarından birisi bir aşr-1 şerif okur veya İhlâs-ı şeriften başlayarak Mu'avezeteyn'i (KUL E'ÛZÜ Bİ- RABBİL-FELÂK) ve (KUL E'ÛZÜ Bİ-RABBİN-NAS) ile Fatiha-i celileyi ve Bakara sûresinin başından (ULÂ'IKE HÜM-UL- MUFLIHUN)'a kadar olan kısmı okurlar ve dua edilerek bu meclisin sevabı merhum veya merhumenin ruhuna bağışlanır.

Söze başlarken de açıklamağa çalışmıştık. Yetmiş bin kelime-i tevhidin ruhuna ithaf olunduğu merhum veya merhumenin, kabir azabına giriftar olmuşsa bu azabın kendisinden ref'olunacağını, iki cihan serveri haber vermektedir. Aman, gaflet olunmaya!..

Yetmiş bin tevhid ile beraber Kur'an-ı azim de hatmedilmişse, ölen kişinin azabının nur-u tevhid ile rahmete münkalip olacağı ve kabrinin nurlanacağı muhakkaktır. Hatm-i şerif feyiz ve bereketiyle ruhu felâha ve nacata ulaşır, kabir azap ve vahşeti kendisinden uzaklaşır, Kur'an-ı azimin nuruyla halkolunan altmış bin melaike merhum veya merhumeye yoldaş olacakları gibi rahmet melekleri de kabrine rahmet nurları taşır.

Okunan hatm-i şerif, devir ile olacaksa okuyan hafızlar okudukları cüzleri HATİM niyyeti ile okumalıdırlar. Eğer, HA- TİM niyyeti ile okumayacak olurlarsa, ayrı ayrı okunan cüz'lerle hatim sevabına nail olunamaz, yalnız Kur'an-ı kerim okunmuş olur.

Tevhid-i şerifin de yetmiş binden aşağı olmaması şarttır.

Fazla olması mahzur teşkil etmez. Bil'akis fazla okunmasının sevabının da fazlalaşmasına sebep olacağı, merhum veya merhumenin ruhunu ayrıca sevindireceği muhakkaktır.

Dikkatinize arzederim:

Hatm-i şerif ile tevhid-i şerifi okuyacak kimselerin behe-

mehal salih kişilerden seçilmesine itina ve ihtimam edilmelidir. Zira, salihlerin okuyacakları hatim ve tevhidin kabule karin olacağı unutulmamalıdır.

(VE MİN'ALLAHİ TEVFİK VE NÎ'M-ER-REFİK...)

İSKAT-I-SALÂT Eğer, ölen kimse hayat ve sıhhatte iken vasiyyet etmişse, bıraktığı mal veya paranın üçte biri ile ISKAT-I-SALÂT yapıhır. Vasiyyet etmemişse, keyfiyyet vârislerinin himmet ve mürüvvetlerine kalmıştır. Mirasçıları,,merhum veya merhumeve merhameten, dilerlerse ISKAT-I-SALÂT yaptırırlar.

Ölen merhum veya merhumenin bıraktığı mal veya pararanın üçte biri ISKAT-I-SALÂT'a kâfi gelirse, devre hacet yoktur. Merhum veya merhume, kaç yıl yaşamışlarsa, erginlik çağına girinceye kadar geçen süre düşülür ve bakiyyesi hesap edilir. Mükellefiyet çağı da denilen çocukluk yılları erkekler için on iki ve kadınlar için dokuz yıl düşülmek suretiyle hesaplanır. Buna göre, mükellefiyet çağına girdiğinden ölümüne değin kaç yıl kalırsa, her namaz için beşyüz yirmi dirhem buğday veya bin kırk dirhem arpa, yahut beşyüz yirmi dirhem buğdayın bedeli ya da o yılın sadaka-i fıtır tutarı fakirlere dağıtılır. Ancak, beş vakit farz namazlardan başka, vitir namazı da bir vakit kabul edilerek bir günlük namaz altı vakte ve binaenaleyh her namaz için bir fitre verileceğine göre, günde altı sadaka-i fıtır miktarı hesap edilir.

Meselâ, altmış yıl yaşayan bir erkek, on iki yaşında mükellefiyet çağına girdiğine göre, altmıştan on iki düşülür ve kırk sekiz yıl kalır. Bir yıl, on iki ay olduğuna göre de kırk sekiz yıl da 576 ay eder. Günde salatı fıtır ile altı vakit namazı bulunduğuna göre, ayda cem'an yüz seksen vakit namaz olacağından, her birine bir sadaka-i fıtır hesabıyla bir aylık tutarı bulunur. Sadaka-i fıtır'ı altı lira olarak düşünecek olursak ayda 180 X 6 hesabıyla 1080 lira ve 1080 X 12 hesabıyla da bir yılda

12.960 lira ve 48 yılda da 12.960 X 48 hesabıyla cem'an 622.080 liraya bâliğ olduğu anlaşılır.

Eğer, ölenin bıraktığı mal veya paranın üçte birisi 622.080 lirayı karşılayacak nisbette olursa (KABUL ETTİM, HÎBE ET- TIM...) diye devretmeğe hacet kalmadan fakirlere dağıtılır.

Eğer, ölenin bıraktığı mal veya paranın üçte birisi buna yetmezse, o zaman bir aylık ıskat-ı salât karşılığı olarak hesaplanan 1080 liraya bir aylık ıskat-ı savm olarak da 180 lira ilâve edilir ve bu para bir çıkıya bağlanır. Mahalle veya semtte hüsn-ü hal ve hüsn-ü ahlâk sahibi olarak tanınan fukara-i sâbiriyn'den bir kaçı çağrılır. Merhumun velisi veya vârisi, devrolunacak parayı bu fakirlerden birisine hibe ile teslim eder. Alanlardan her biri:

— Merhum Muhammed bin Muzaffereddin'in bir aylık (Veya iki aylık yahut bir senelik, hal ve vaktine göre on beş günlük gibi...) ıskat-ı salâtı için bu parayı sana hibe ettim, diyerek diğerine devreder. Böylece mezkûr para 576 defa devredilir. Devir tamamlandığında, kazaya kalmış oruçları, yemin kefareti ve kazaya kalmış kurbanı için yapılır. Bir kaç devir de kul hakkı, komşu hakkı, zevce hakkı olarak ve merhuma vacip olduğu halde işleyemediği ameller için yapılır ve sonunda üç ihlâs ve bir Fatiha-i şerife okunarak sevabı merhumun ruhuna bağışlanır. Devrolunan para kimin elinde kalmışsa onun hüsn-ü rizasiyla merhumun velisine veya vârisine hibe ile teslim olunur ve mumaileyh de malûm olduğu veçhile devrolunan o parayı lâzımgelen yerlere veya fakirlere sarf eder.

Buracıkta bir uyarma yapmak gerekiyor:

Iskat-1 salât için bu devir yalnız müslümanlar için yapıhır. Kâfirlerin ölümlerinden sonra, ruhları için fakirlere dünya dolusu altun veya gümüş dağıtılacak olsa, kendisine hiçbir hayrı ve yararı olamaz. Bu hususta daha geniş ve etraflı bilgiler edinmek isteyenler, mû'teber fıkıh kitaplarını tetkik ve tetebbu etmelidirler.

Hac farizası için devir olmaz. Merhum veya merhume, hac edebilmek imkân ve şartlarına malik iken bu farizeyi yerine

getirememişlerse, ölümlerinden sonra vârislerinin iyi ahlak sahibi, salih ve hac menâsikine vakıf bir kimseyi bütün masraflarını der'uhte etmek şartiyle hacca göndermeleri mutlâka lâzımdır.

Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri, cümlemize tevfikini refik, Habib-i edibini şefi ve şefik eyleye... Biz âciz ve günahkâr kullarını sonsuz af ve mağfireti, kerem ve inayeti ile ibadet ve tâ'atinde daim ve bütün amellerinde tam bir ihlâs ile kaim olan kulları zümresine ilhak, cennet ve cemaline müstehak eyleye...

(AMİN) Bi-hürmeti Seyyid-il-mürseliyn ve bi-hürmeti sırr sûre't-il FATİHÂ...

BÜYÜK DUA

(DUA-İ-AŞKİ)

Ey eşi ve benzeri olmayan, şeriki ve naziri bulunmayan, gözlerden nihân ve gönüllerde ıyân olan Allah!..

Ey bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve tekmil kemal sıfatlarıyla muttasıf bulunan Allah!..

Ey gökleri, insanoğlunun henüz cisimlerini bile görmediği, isimlerini bile bilemediği milyarlarca yıldızlarla donatan, yerleri kudret ve azametinin delili olarak kat kat yaratan, bazı sapık ve şaşkınlara kısacık ay yolculuğunda zât-ı ülûhiyyetini aratan, mü'min kullarının kalplerini iyman ve Kur'an nurları ile arıtan ve aydınlatan, kâfirleri, müşrikleri ve münkirleri daha bu dünya âleminde iken bunaltan ve daraltan Allah!..

Hamd-ü senâlar, tahiyyât, tâ'zimat ve tekrimat ancak sana mahsustur. Zât-1 ahadiyyetinden gayrı kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak Hak mâ'bud yoktur, ancak sen varsın!.. Ancak sana kulluk ve ibadet ederiz ve ancak senden yardım ve inayet bekleriz. Her türlü ihtiyaçtan müstağni olan GANI ancak sensin, bütün yarattıkların ise sana muhtaçtır, dergâh-ı bârigâh-ı ülühiyyetine sığınmak ise, bizim için en büyük ihtiyaçtır. Sen GANI'sin, bizler fakiriz... Sen GALİB'sin, bizler mağ-

lûp ve hakiriz. Bizi bir katre sudan halk ve icat buyurarak:

(YÂ EYYÜHELLEZIYNE AMENU...) hitab-ı kerametıne muhatap kılmak şeref ve bahtiyarlığına kavuşturdun, bizleri zât-1 ahadiyyetine kul, Habib-i edibine ümmet olmak saadet ve mazhariyyetine eriştirdin, en büyük lûtuf ve ni'metin olan iyman ve islâm ile birleştirdin, habl-i metinin olan Kur'an-ı azim-üşşân ile bütünleştirdin el-hamdü lillah, eş-şükrü lillah şükür ya Rab!.. Şükür ya Rab!.. Şükür yâ Rab!..

Salât ve selâm, tâ'zimat ve tekrimat Nebi'ler serveri, Veli'ler önderi, muhlis ve müttakiler rehberi, ins-ü cin peygamberine olsun ki; sebeb-i hilkat-i kâ'inat O'dur, Muhatab-ı âyât'ı beyyinât O'dur. Sahib-i mû'cizat O'dur. Rahmeten lil-âlemiyn O'dur. Şefi-ul-müznibiyn O'dur. Resûl-ü â'zam ve Nebiyyi mu'azzam O'dur. Ilâhi, bizi ondan ayırma ve cümlemizi nazar-1 iltifatından mahrum eyleme... O'nun âline, evlâdına, ehl-i beytine, ashabina, ensarina ve onun yolunda canlarını ve mallarıni feda eden muhibbânına selâm eyle yâ Rab!..

Ya Rabbel-âlemiyn...

Kitab-ı keriminde: (ÜD'ÜNİY ESTECİB LEKÜM...) buyuruyorsun. Bizi, bizden iyi bilen; bize bizden yakın olan sensin, bütün yarattıklarının hallerini bilensin, görensin, işitensin, buna bütün kalbimizle inanıyor, rahmet ve mağfiretine, kerem ve âtfetine, lûtuf ve inayetine güveniyoruz, gidebilecck başka kapımız yok, dergâh-ı bârigâh-ı ahadiyyetine geldik dileniyoruz, bizleri mahrum eyleme, mahzun eyleme, mahcup eyleme, senden yine sana sığınırız bizi azabına mahkûm eyleme ilâhi, affeyle ilâhi, lûtfeyle ilâhi, Habib-i edibine bahışeyle ilâhi!.

Ey bizleri: FEMEN YÂ'MEL MİSKALE ZERRETİN ŞERREN YEREH) âyet-i kerimesiyle yerindiren ve (KUL YA IBADIYEL-

LEZİYNE ESREFU ALÂ ENFÜSİHİM LÂ TAKNATU MİN RAH- METILLAH...) âyet-i kerimesiyle de sevindiren, (NEBBİY İBÂ- DIY İNNİY ENEL GAFUR-UR-RAHÎYM) âyet-i kerimesiyle güvendiren, (Fİ MAK'ADI SIDKIN INDE MELİKİN MUKTEDİR)

âyet-i kerimesiyle imrendiren, (VÜCUHUN YEVME'IZIN NA- ZİRATÜN İLÂ RABBİHA NAZIREH...) âyet-i kerimesiyle ce-