Ara
Menü

Sayfalar 347–353

1.799 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 347–353

VII. Kimseye zulmettin mi? Zulmettiğin kimselerle helâllaştın mı?

Bu mevkiflerde bu sorular sorulurken, Rahmeten lil-âlemiyn olan sevgili peygamberimiz:

— YÂ RAB!.. SELLİM, SELLİM ÜMMETİY... niyazı ile Allahu zülcelâl vel-cemal hazretlerinden, ümmetinin sırattan sâlimen geçmesini dileyecek ve şefaatine nail olmak saadet ve bahtiyarlığına erenler yani bu soruları daha dünya hayatında iken Allahu tâlâ'nın bütün emirlerini yüce birer ilâhî ni'met olarak bilenler, hak rizasından bir ân bile ayrılmayan âşıklar ve sadıklar kolaylık ve rahatlıkla cevaplandıracaklar, Sırat'ı selâmetle geçecekler ve Allahu tâlâ'nın fazlı, keremi ve lûtfuyla cennete gireceklerdir.

Şefaat-i Resûlüllah'a mazhar olmayan bahtsızlar ise, Sırat'tan nâra atılacaklardır.

Ey benim mü'min kardeşim ve Hak yoldaşım:

Gece ve gündüz, Rabbimize dua edelim ki, Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, bizleri şefaat-i rahmeten lil-âlemiyne nail eylesin. (Amin, bi-hürmeti seyyid-iş-şühedâ).

Bâb-1 şefaate geldim inayet eyle bana, Ussât-1 ümmete zira şefik-u erham'sm...

Habib-i Hudâ ve şefi-i rûz-i ceza efendimiz, ümmetinden bir fert kalmayıncaya kadar mahşer yerinde kalacaklar, Mizan ve sırat'a yetişerek ümmetine şefaat ve yardımcı olacaklardır.

Cennet ve cehenneme müstehak olanlar yerli yerlerine gidince, Hz. Yahya aleyhisselâma ölümü kesmesi emr-ü ferman buyurulacak ve Yahya aleyhisselâm bir koç suretinde mahşer yerine getirilecek, ölümü, cennetle cehennem arasında bir yerde kesecektir. Artık, ondan sonrası için ölüm yoktur. Mü'minler cennette ve ni'mette, kâfirler cehennemde ve mihnette kalırlar. Ummet-i Muhammed'den günahkâr olup affı ilâhiyye ve şefaat-i Muhammediyye mazhar olamayanlar —ilâ mâş'allah—

Allahu tâlâ'nın tayin ve takdir buyuracağı müddetçe cehennemde kaldıktan sonra, iymanları sebebiyle ve Sefaat-i Resûlü).

lah ile çıkarılacaklar ve onlar da cennete alınacaklardır.

Cennet ehli, cennetin kapısı önünde toplanınca, Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz cennetin kapısına vuracak ve cennete mü'ekkel melek olan Hâzin, kim olduklarını soracak ve:

— Muhammed Resûlullah'ım!.. cevabını alınca:

— Yâ Resûlallah!.. Zât-1 akdesinizden önce hiç kimseyi cennete almamakla emrolundum. Cennete ilk girecek olan zât-1 risaletpenahileridir, merhaba ehlen ve sehlen, diyerek cennetin kapısını açacak ve en önde Resûl-ü Rabbil-âlemiyn olmak üzere cennet ehli içeriye gireceklerdir.

Ey Allah'ım!.. Binbir esmâ ve sıfâtın hürmetine, biz âciz ve günahkâr kullarına cemal-i bâ-kemalinle tecelli buyurarak bizleri nârından âzad ve fazl-ı kereminle cennetine idhal ederek cemalini gören, didârına eren ehl-i aşktan eyle yâ Rabbi...

KÜNTÜ KENZ'in cevherisin yâ Muhammed Mustafa, Kâ'inatın mihverisin yâ Muhammed Mustafa, Kendi nûrundan yarattı seni Rabbil-âlemiyn, Dü-cihanın mefharisin yâ Muhammed Mustafa...

*r...

: "ART Enbiyâ'ya imam oldun ey Nebi'ler rehberi, Evliyâ'nın baş tâcısın ey Veli'ler önderi, Kıl terahhum halimize ins-ü cin peygamberi, Yevm-i ceza dâverisin yâ Muhammed Mustafa...

Lûtf ü hakla mi'râc edip arşını seyreyledin, Nice âyet, hikmet görüp âlemler devreyledin, Namaz ile ümmetine cennette yer eyledin, Ehl-i aşkın serverisin yâ Muhammed Mustafa...

Mahşer günü Livâ-i hamd altında cem'olalım, Şefaat-i uzmân ile nârdan necat bulalım, Lâyık mıdır cemalinden bizler mahrum kalalım, Uşşâkının Kevseri'sin yâ Muhammed Mustafa...

Iltifatın esirgeme kemter AŞKİ kuluna, Anam, babam, canım kurban olsun senin yoluna;

Mahşer günü reddeyleme, civarında buluna;

Mahlûkatın evnerisin yâ Muhammed Mustafa...

MÜNÂCÂT Ey lûtüf ve keremini VE LEKAD KERREMNA ile te'yid, nusret ve inayetini İNNÂ FETAHNÂ ile te'kid, rahmet ve merhametini BİSMİLLAH-İR-RAHMAN-IR-RAHİYM ile tesbit buyuran, ALIM-UL-GAYBI VEŞ-ŞEHADE olduğunu Kur'an-ı azimül-bürhanı ile bütün âlemlere duyuran Allah!.. Arzuhale ne hacet? Gönüllerden geçen fikirlerin ve niyetlerin hâlıkı, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin müstakillen mâliki ancak sensin.. Bütün hayırlı işlerimizi kolaylaştır, bizleri rizayı ilâhiyye'ne varan Sırat-ı müstakiyme ulaştır yâ Rabbi...

Bizler, senin rübubiyyetini tasdik ve ülühiyyetini takrir ve zât-1 ahadiyyetini gönüllerimizde tevkir eyledik, tevhid, temcid ve tahmidinden bir nefes bile geri kalmadık, Habib-i edibine iyman ve muhabbetle kalplerimizi süsledik, ne kadar hamd-ü senâ etsek ve nasıl şükreylesek yine de minnet ve şükranlarımızı arz ve ifade edemeyiz. EL-HAMDÜ LILLAHILLEZÎ HEDÂNÂ LI-HÂZÂ ile tecelli buyurmamış olsaydın, bizler kendiliğimizden hidayet ve iyman yolunu bulamazdık, sen bize gelmeseydin, biz sana gelemezdik, sen bize iymanı ve islâmı lâyık görmeseydin, biz dalâlet uçurumlarında, küfür ve zulmet bataklıklarında mahvolurduk... Sen, o Allahu azim-üş-şân'sın ki, senden gayrı kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak Hak mâ'bud yoktur, ancak sen varsın.. Bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve tekmil kemal sıfatlarıyla muttasıf olan yerlerin ve göklerin, yerlerle gökler arasında görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen bütün âlemlerin Rabbi, mürebbisi, mâliki, rezzâkı, settârı ve gaffârı ancak ve yalnız sensin yâ Rabbi...

Ey biz âciz ve günahkâr kullarının bütün zorluklarını kolaylaştıran ve onları rizasına, cennetine ve cemaline ulaştıran

ulu Allah!.. Bizler, senin kullarınız, sana kulluk etmekle öğünen kullarının evlâtlarıyız, bizleri bir islâm diyarında, müslüman bir ana ve babanın sulünden halk ve icat buyurdun, doğduğumuz gün sağ kulağımıza ezan-ı Muhammediyi ve sol kulağımıza kameti duyurdun, açtık doyurdun, zayıf ve mühtaçtık kayırdın, bizleri diğer ümmetlerden üstün kılarak sevdiğin kullar safına ayırdın, ömür boyu mümkün olsa da başımızı secdeden kaldırmasak, yaşadığımız sürece gündüzleri oruç tutsak ve geceleri namaz kılsak, yine de hamd ve şükür vecibemizi yerine getiremeyiz yâ Rabbi... Bütün mahlûkat-ı ilâhî, senin kabza-i kudretindedir, bütün yarattıklarının ruhları ve canları senin kudret elindedir, kalpleri, dilediği gibi çekip çeviren, dilediği kulunun kalbini tevhit anahtarıyla açıveren, diledigi kulunun kalbine iyman ve hidayet nurlarını saçıveren ancak ve yalnız zât-ı ülûhiyyetindir. İznin ve lûtfün olmaksızın, hiçbir zerre kendi iradesiyle kımıldayamaz, hiçbir kulak tevhidini duyamaz, hiçbir suçlu kötülüklerinden cayamaz, hiçbir gafil gaflet uykusundan ayılıp uyanamaz, senin şerikin, nazirin, müşirin, vezirin yoktur.

Evvel sensin, âhir sensin, bâtın sensin, zâhir sensin, sana sığındık, sana güvendik ve sana geldik, dergâh-ı bârigâh-1 ahadiyyetine el açtık yâ Rabbi... Ism-i â'zamın, vech-i kerimin, din-i kavimin hürmetine rizayı ilâhiyye'ne varan Sırat-ı müstakiymin, seb'al-mesâni ve kelâmı kadimin izzetine, binbir kerre okunan KUL HÜ-VALLAHÜ AHAD rif'atine, Beytullah-ı-haram ve Kâ'be-i muazzam re'fetine bizleri mahşerde bigâne, hesapta divane, mizanda âvare ve sıratta biçare eyleme yâ Rabbi...

Yâ ekrem-el-ekremiyn ve yâ erham-er-râhimiyn!.. Ey Kur'.

an-ı kerim ve kelâm-ı kadiminin nuruyla cehalet ve zulmeti gideren, Hâdi ism-i celilinin tecellisi olan hidayeti ile küfür ve dalâleti reddeden, Râfi ism-i celilinin tecellisi ile güneşi, ayı ve yıldızları ref'eyleyen, dünyamızı döşeyen, yaratan, dirilten, besleyen, büyüten ve öldüren yüce Rabbimiz, bizleri Habib-i edibine bağışlayarak nârından azad ve nurunla dilşâd eyle yâ Rabbi... Huzur-u izzetinde havf ve haşetinden bütün ruh sahipleri titrer, celâl ve azametin karşısında cümle eşya zilletle ürpe-

rir, kudret ve kuvvetin akılları giderir, gazap ve azabın zâlimleri ve kâfirleri sindirir, rahmet ve merhametin mü'minleri sevindirir, inandık ve iyman ettik ilâhi Nuh peygamber aleyhisselâmın gemisine bindirdiklerini azabından emin kıldığın gibi, senin din-i mübiynine girenleri, iyınan ve islâm şerefine erenleri, Habib-i edibine gönül verenleri, habl-i metinine sarılanları, küfür ve dalâletten arınanları da azabından ve gazabından emin eyle yâ Rabbi... Bizleri, necat ve felâha eriştir, Habib-i edibinle buluştur ve biliştir, mü'min kardeşlerimizle seviştir, salihlerle, âriflerle, âbidlerle görüştür ve bizleri ehl-i dilin sırrına mahrem eyle yâ Rabbi... Isa peygamber aleyhisselâma, izninle ölüleri diriltmek ve onlarla konuşmak imtiyazını bahş ve ihsan buyurduğun gibi, bizlerin ölü kalplerimizi de dirilterek ilâhî ilhamlarını kalplerimize havale buyur, dillerimizden ilm-i ledünnü takrire getir ve gönül evlerimizi tecellilerinle süsle ve nurlandır yâ Rabbi..

Ilâhi! Dilediğini aziz ve dilediğini zelil edersin, senden yine sana sığımır, zât-ı ülûhiyyetine tevessül eyler, senden yardım diler, nusret ve inayetini bekleriz, bizi mahrum eyleme yâ Rabbi.. Yâ Hayyü yâ Kayyûn!…. Yâ Bâkiyyi yâ ka'im!.. Bizleri, zulmet ve dalâletten nura, zillet ve mezelletten şu'ura, mihnet ve meşakkatten sürura yönelttiğin ve ilettiğin gibi, rizayı ilâhiyyene varan doğru yoldan ayırma ve o sırat-ı müstakiyın üzerinde bizleri sâbit-i kadem eyle yâ Rabbi... Bizleri, surette insan olarak halk ve icat buyurduğun gibi, siyrette de insan olmayı, insan gibi yaşamayı, insan gibi ölmeyi, Fi Mak'ad-ı sıdk'a erneyi, cennetine girmeyi ve cemalini görmeyi nasip ve müyesser eylediğin âşıklar zümresine idhal ve ilhak eyle yâ Rabbi...

Allahım!.. Bizlere, bilmediklerimizi bildir, görmediklerimizi gördür, kâmil bir iyınan ile öldür, cennet ve cemalinle güldür yâ Rabbi... Ey bir KÜN emriyle cümle eşyayı yoktan var eden, nice nice sırlarını fazl-ü keremiyle ehline izhar eden, emirlerini ve nehiylerini kitab-ı keriminde açıkça iş'ar eden, öldükten sonra bütün yarattıklarını tekrar dirilterek arsa-i mahşerde huzuruna ihzar eden hâkim-i mutlâk ve Rabbil-felâk!.. Ey oğul-

dan, evlât ve sahip edinmekten münezzeh ve zât-1 ahadiyyetine ortak koşulmaktan müberrâ olan, ey hükmünde galip bulunan yüce Rabbimiz!.. Ancak sana kulluk ve ibadet eder ve ancak senden yardım bekleriz. Bütün hamd-ü senâlarımız, ibadât ve t'atimiz, tahiyyât, tâ'zimat ve tekrimatımız yalnız zât-1 ülûhiyyetine mahsus ve münhasırdır. Sen, Rahim'sin, sen Rahman'sın, sen Aziz'sin, sen Cebbârsın, sen Gafur'sun, sen Gaffâr'sın, sen Kerim'sin, sen Settâr'sın... Bizler, varlığına, birliğine, ortağın ve benzerin bulunmadığına, meleklerine, kitaplarına, Hak ve gerçek peygamberlerine, âhiret gününe, kaderehayrın ve şerrin senin takdirinde bulunduğuna, ölümden sonra dirilmeğe, mahşer yerine sürülmeğe, hesaba, mizana, sırata, cennete ve cehenneme ve bütün bunların hak olduğuna inandık, iyman eyledik, bu iyman ve iykanımızı dillerimizle takrir ve kalplerimizle tasdik ettik, bizlerin kötülüklerden, günah ve isyanlardan kaçınmağa, iyiliklere, hayırlı amellere, ibadet ve tâ'ate yönelmeğe gücümüz kuvvetimiz yoktur, bütün kuvvet ve kudret senin elindedir, bu sebeple bizleri ibadet ve tâ'at için huzuruna kabul buyurman hususunda da yine senden yardım dileriz, tevfikini refik eyle yâ Rabbi...

, Biz âciz ve zayıf kulların, lûtuf ve inayetinle yegâne kurtuluş yolu olarak Habib-i edibine tâbi olduk, kitabını okuduk ve hükümlerine kayıtsız şartsız uyduk, ahdimizde sadık, cemal-i lâ-yezâline âşık, rizayı ilâhiyyene tâlip ve ridvanına ragıbız, Resûl-ü Hâşimi hürmetine bizleri dünya ve âhirette mahrum bırakma, ehl-i iymanın meclislerinde, ancak senin ve Habib-i edibinin zikrolunduğunuz hak sohbetlerinde, dinimizi, diyanetimizi, istikametimizi gösteren derslerde ve bununla ilgili kitapların ve risâlelerin okunup dinlendiği mâ'nevî ziyafetlerde tevfik ve hidayetinle topladığın ve bulundurduğun gibi, mahşer yerinde ve Arasat meydanında dikilecek ve sayesinde bütün peygamberlerin, sıddıykların, şehitlerin, âdillerin, salihlerin serinlenecek oldukları Habib-i edibinin Livâ-i hamd'i altında ve civar-ı Mustafa'da bizleri de haşreyle yâ Rabbi...

Ey lûtilf ve ihsanlarını, in'am ve ikramlarını gizleyen ve

kullarının işledikleri suç ve günahları SETTAR ism-i celilinin tecellisiyle setrederek örten, yüzüne vurmayan ve halk arasında teşhir ederek utandırmayan, üstelik o suç ve günahları kerem ve mağfireti gereği olarak bağışlayan ve yarlıgayan ulu Allah... Defterlerin okunduğu, herkesin ayıplarının ve günahlarının meydana çıktığı, bütün insanların gerçek kimlik ve kişilikleriyle tanındığı mahşer günü, bizleri hesapta, mizanda ve sıratta mahcup ve rezil olmaktan halâs eyle, veliler, salihler, âşıklar ve sadıklar arasında utandırma yâ Rabbi... Bugün olduğu gibi o müthiş günde de, senin sonsuz merhamet ve şefkatine sığınırız, bizlere adlinle değil affınla muamele eyle, Habibi edibine bahşeyle, Kur'an-ı aziyminde RA'UF ve RAHİYM olduğunu haber verdiğin Mahbub'unun merhamet kanatları altına sığınırız, bizi ondan ayırma yâ Rabbi... Ilâhi! Muhbir-i sadık efendimiz bildirdi: (LÂ İLÂHE İLLALLAH benim hisarumdır, her kim bu metin hisara dahil olursa, azabımdan emin olur.)

buyurmuşsun, senin kal'e-i ilâhiyyene sığındık, senin hükmün, senin zimmetin altında, senin kabzanda, senin himayende ve senin kudretindeyiz, bizleri bu tevhit kal'esinden ihraç eyleme, Iblis gibi rahmetinden tard ve zimmetinden reddeyleme, nârında yakma, gazabınla yıkma yâ Rabbi... Sen, bizim her halimizi ve her fiilimizi görüyor, ne yaptığımızı, ne ettiğimizi de hakkıyle biliyorsun, bizlere zât-i ecelli â'lânı ve cemal-i lâ-yezalini müşahedeye tahammül edecek kadar basar ve basiret ihsan eyle yâ Rabbi...

Peygamberlerin vasıtasiyle inzâl buyurduğun semavi kitaplarına iyman ettik, Tevrat'ını sağ tarafımıza, Incil'ini sol tarafımıza, Zebur'unu arka tarafımıza aldık, yüz suhufu başımıza tâc ettik, Kur'an-ı azim-ül-bürhanını önümüze aldık, ona tâbi olduk, onunla amel etmeğe çalıştık, etraf ve civarımızı kütüb-ü münzilenle te'yid ve imanımızı Kur'an ile tecdid eyledik, Habib-i edibini şefaatçımız edindik ve sana geldik, sen bütün işlerimize, düşüncelerimize, niyetlerimize vâkıfsın, bizleri zarar eriştirmesinden korktuğumuz şerlerden hıfz-u emin eyle, Envâr-ül-Kulab, cilt: 2 — F: 23