Kur’an Kaynaklı Tasavvuf Kavramları
1.3.8.
T uma’nîne Tuma’nîne ( ةنينأمطلا) tasavvuf kaynaklarında yer alan ve bazı sûfîlerin makam olarak değerlendirdiği bir kavramdır.
T uma’nîne kavramına Serrâc haller, Herevî ise “Vadiler” bölümündeki makamlar arasında yer vermiştir.591 T uma’nîne, sözlükte “tatmin olma, huzura kavuşma, doyuma kavuşma, sükûna erme ve bir huzursuzluğun ardından huzûra erme” anlamlarına gelmektedir.592 Tasavvufta nefsin sükûn, emniyet, huzur ve istikrar halinde olmasını ifade etmektedir.593 Herevî’ye göre tuma’nîne, bir şeyin doğruluğuna gözle görmüşçesine güvenme halinin kuvvetlendirmiş olduğu huzur ve sükûndur.594 Serrâc, tuma’nînenin üç türünden bahsetmektedir.
Bunlardan ilki avamın itmi’nânı olup Allah’ı zikretmekle tatmin olmalarıdır.
Onlar itmi’nâna erdiklerinde duaları kabul olur, rızıkları bereketlenir, bela ve musibetler def olunur.
Serrâc bu çeşit itmi’nâna, aynı zamanda Herevî’nin de tuma’nîne makamı için eserine aldığı şu âyeti delil getirmiştir:.
ةُ نَّئِمَ طْ مُ لْا سُ فْ نَّلا اهَ تُيَّأَ ايَ “Ey mutmain nefis!”595 Serrâc, bu âyetteki itmi’nânın iman ile elde edilmiş olduğunu belirtir.
Serrâc’a göre i tmi’nâna ermiş olan kimseler belaları def edecek ve kendilerine nimetleri verecek olanın yalnızca Allah olduğuna iman etmiş ve bu imanlarında tatmin olmuşlardır.
Dolayısıyla âyette bu şekilde iman etmiş kimselere bir işâret vardır.596 Tefsirlerde de âyetteki itmi’nânın iman 591 Serrâc, el-Luma‘; Herevî.
592 Halîl b.
Ahmed, Kitâbü’l-ayn, III, 61; İbn Fâris, Mu‘cemü mekâyisi’l-luga, III, 422; Râgıb el- İsfahânî. 593 Uludağ. 594 Herevî. 595 Fecr, 89/27. Bkz. Serrâc, el-Luma‘, s.
61; Herevî.
596 Serrâc, el-Luma‘, s.
62.
Mustafa Öztürk buradaki ifadenin sûfîlerin yorumlarının tam aksine olumsuz bir anlamda kullanılmış olduğu kanaatindedir.
Açıklamaları şu şekildedir: “Bu âyette (27.
âyet) geçen en-nefsü’l-mutmainnetü (nefs-i mutmainne) tamlaması bilebildiğimiz kadarıyla tüm tefsîrler ve meallerde imanın huzuruna ermişlik gibi müspet mânâda yorumlanmış ve hatta tasavvufî gelenekte nefsin yüksek mertebelerinden biri olarak tanımlanmışile sağlanmış olduğuna vurgu yapılmaktadır.597 Ayrıca buradaki imanın “Allah’ın kendilerinin rabbi olduğuna” ve “Allah’ın va’dinin doğruluğuna” dair bir inanma olduğu da yapılan açıklamalar arasındadır.598 Dolayısıyla müfessirlerin verdiği anlam ile sûfîlerin verdiği mânânın örtüştüğü anlaşılmaktadır.
Serrâc’a göre havâs “Çünkü Allah (kötülükten) sakınanlar ve güzel amel edenlerle beraberdir.
”599 ve “Allah sabredenlerle beraberdir.”600 gibi âyetlerle mutmain olmuşlardır.
Bu tumâ’nînet halinin sonucu olarak kadere rızâ, belalara sabır, ihlâs, takvâ ve sükûn ehli kimseler haline gelmişlerdir.
H âssü’l-havâs ise “Onun hiçbir benzeri/dengi yoktur.”601 ve “onun hiçbir dengi/eşi yoktur.”602 gibi âyetlere bakarak Allah’a i tmi’nân konusunda yani Allah’ı idrakte acizliklerini bilirler.603 Serrâc yukarıdaki âyette tuma’nînenin iman ile sağlandığını vurgularken eserinde yer verdiği diğer bir âyetle ise bunun zikir ile de elde edileceğini ifade eder:.
بُ ولُقُ لْا نُّ ئِمَ طْ تَ هِ لَّ لا رِ كْ ذِ بِ الَأَ هِ لَّ لا رِ كْ ذِ بِ مْ هُ بُولُقُ نُّ ئِمَ طْ تَوَ اونُمَ ٓا نَ يذِ لَّا “(Doğru yola iletilenler) iman eden ve kalpleri Allah’ı zikirle mutmain olan kimselerdir.
İyi bilin ki kalpler ancak Allah’ı zikirle mutmain olur.”604 Serrâc’ın aktardığına göre Hasan b.
Ali ed-Dâmegânî’ye (ö.?) bu âyet sorulduğunda şöyle bir açıklama yapar: “Kalpler neşelenir, mutlu olur, sükûnet halinde olur ve ünsiyet haline bürünür...
Cenâb-ı Hakk’ın celâlini ve azametini tanıyınca neşelenir, Allah’ın rahmetini ve fazlını bilince mutlu olur, her şeye kâfi olduğunu ve sıdkını tanıyınca susar, ihsânını ve lütfunu tanıyınca da ünsiyet haline bürünür.”605 Tefsirlerde bu âyetteki tuma’nîne için de kelime anlamından hatır.
Ancak bu mânâ surenin ilk yirmi altı âyetiyle örtüşmemektedir.
Daha açıkçası, son üç âyete kadar kâfirlerden ve onlara yönelik ikazlardan söz eden surenin bir anda “Ey imanın huzuruna ermiş insan!” şeklinde bir hitapla son bulması en azından tenasüp ve insicam açısından problemli gözükmektedir.
Bize göre son üç âyetteki hitabın muhatabı, imanın huzuruna ermekten öte kâfirce/nankörce yaşamaktan mutmain olan ve zihin konforunu hiç bozmayan insan tipidir.” Öztürk, Kur’ân-ı Kerim Meali, s.
678. 597 Mukatil b. Süleyman, Tefsîr, IV, 692; Taberî, Tefsîr, XXIV, 393. 598 Taberî, Tefsîr, XXIV, 393-395; Vâhidî, el-Vecîz, s.
1202. 599 Nahl, 16/128. 600 Bakara, 2/153. 601 Şûrâ, 42/11.
602 İhlâs, 112/4. 603 Serrâc, el-Luma‘. 604 Ra’d, 13/28. Bkz. Serrâc, el-Luma‘. 605 Serrâc, el-Luma‘.
reketle sûfîlerin verdiği mânâya uygun olarak “sükûna/huzura kavuşmak” anlamı verilmektedir.606 Tuma’nîne kavramı ile ilgili diğer bir âyette ise şöyle buyurulmaktadır:.
يبِلْقَ نَّ ئِمَ طْ يَلِ نْ كِ لَوَ ىلَبَ لَ اقَ نْ مِ ؤْ تُ مْ لَوَ أَ لَ اقَ ىتَوْ مَ لْا ي ِ حْ تُ فَ يْكَ ينِرِ أَ بِّ رَ مُ يهِ ارَ بِْٕا لَ اقَ ذْ ِٕاوَ “Vaktiyle İbrâhim, ‘Rabbim!
Ölüleri nasıl dirilteceğini göster bana.’ dedi.
Allah da, ‘Yoksa inanmıyor musun?!’ buyurdu.
İbrâhim, ‘Elbette inanıyorum, fakat kalbim mutmain olsun istiyorum’ diye karşılık verdi.”607 Tefsirlerde buradaki (يبِلْقَ نَّ ئِمَ طْ يَلِ) ifadesinin “sükûn bulmak için”, “yakînin artması için” ve “imanın artması için” gibi anlamlarla açıklandığı görülmektedir.608 Dolayısıyla bu âyetteki anlamın da tuma’nîne kavramının anlamı ile örtüştüğü görülmektedir.
Tuma’nîne kavramı ile ilgili yukarıda aktardığımız âyetlerden hem kelime kökü hem de mânâ olarak terim anlamı ile Kur’an’da yer aldığı anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla tuma’nîne kavramının Kur’an kaynaklı bir kavram olduğunu söylemek mümkündür.
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça, tatmin olmayı ifade eden bir kelime. Nefsin, huzur, sükun ve istikrara kavuşması hali. Üns sebebiyle, nefsin kendisini rahat hissetmesi, Kur’an da, Fecr suresinin son ayetlerinde bu durumdaki nefse işaret vardır. “Ey huzura ulaşmış nefis. Rabbına dön. (O senden) razı, (sen de ondan) razı olarak, gir kullarımın içine, gir cennetime” (Fecr/27-30).“Kalpler ancak Allah’ı zikretmek (anmak) ile itmi’nana (huzura) erer” (Rad/28) Tumâ’nine yüksek bir haldir. Bu, kulun imanının güçlenmesi, aklını tercih etmesi, ilminin derinleşmesi, zikrinin saflaşması, hakikatinin sabitleşmesidir. Üç çeşit tuma’nine vardır. 1. Avammınki; Allah’ı zikrettiklerinde, huzur bulanlar. Onların bu zikirden nasibi, rızk genişlemesi ve afetlerden kurtulmak şeklindeki dualarının kabulüdür. Bu da, Allah’tan başka meneden, kurtaran olmadığına duyulan iman huzuru şeklindeki nefs-i mutmainne”dir. 2. Seçkinlerin tuman’iniyyeti, bunların tumaniniyeti, kazasına rıza, belasına sabır, ihlaslı olmak, takvaya yapışmak ve sükûnete ermekle olur. Bunlar, Kur’an-ı Kerim’deki “Allah takvalı olanlar ve muhsinlerle beraberdir”, (Nahl/128) ayetindeki mana doğrultusunda itmi’nana ermişlerdir. “Allah sabredenlerle beraberdir” (Bakara/153) ikinci grup, faallerini görerek itmi’nana kavuşmuştur. 3. İleri derecedeki seçkinlerin itmi’nânı: Bu idrak edilemiyen bir yüceliktir. Üçüncü gruba, mensub olanlar, sırlarının itmi’nânı takdir edemeyeceğinin farkındadırlar. Yani, itmi’nanda boğulmuş olanlardır. “Leyse kemisli-hi”deki bilinmezliği, bu grup hal olarak yaşar. Tuma’niniyetleri müşahedeyi gerektirir.