Ara
Menü
ذ

Telvîn

Kur’an Kaynaklı Tasavvuf Kavramları

Kur’an Kaynaklı Tasavvuf Kavramları · Mahmud Esad Erkaya

2.2.15. Telvîn ve Temkin Sûfîlerin tasavvuf yolunda kat ettikleri mertebeleri ve buna bağlı olarak hallerinde yaşanan değişimi ifade eden kavramlardan telvîn ( نيولتلا) ve temkin (ن يكمتلا) tasavvuf kaynaklarında yer alan ve bazı âyetlerle ilişkilendirilerek anlatılan kavramlardandır. Söz gelimi Hücvîrî hal, makam ve temkin kavramlarını karşılaştırmalı olarak incelemiş,552 Kuşeyrî ise bu kavramlara ıstılâhlar arasında değinmiştir.553 Temkin ile aynı anlamda kullanılan te- 551 Bakara, 2/260. Bkz. Herevî. 552 Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb, s.

244, 430.

553 Kuşeyrî, er-Risâle, s.

114.

mekkün (نكمتلا) kavramını ise Herevî “Velâyet” bölümünde müstakil bir makam olarak ele almıştır.554 Temkin sözlükte “karar kılmak, yerleşmek ve sabit olmak” anlamlarına gelmektedir.555 Tasavvufta ise sâlikin seyrü sül ûkunu tamamlayıp en yüksek makamda yer edinmesini ifade etmektedir.556 Temkin kavramı, bazı kaynaklarda temekkün olarak da ifade edilmektedir.

Tasavvufta makamlar arasındaki g eçiş ve sâlikte gözlenen değişim ise telvîn kavramı ile ifade edilmektedir.

Telvîn sözlükte “renklenmek, boyalanmak” anlamlarına gelmektedir.557 Kuşeyrî, telvînin hal erbabının, temekkünün ise hakikat ehlinin sıfatı olduğunu belirtmektedir.

Sâlik, tasavvuf yolunda ilerlediği sürece halden hale, vasıftan vasfa geçmesi hasebiyle telvîn sahibidir.

Vuslata erdiğinde ise temkin ehli olur.

Vuslata erme, ancak nefis ile olan mücadelenin zaferle sonuçlanmasıyla gerçekleşir.558 Hücvîrî’ye göre de sûfîlerin telvînden kasdı, değişmek ve bir halden diğer bir hale dönüşmektir.559 Telvîn ve temkin kavramları ile ilgili olarak K ur’an’da bahsedilen bazı peygamberlerin halleri örnek verilmektedir.

Nitekim Hz.

Musa’nın nübüvvetinin ilk dönemlerinde mütelevvin bir kimse olduğu, sonradan temkin sahibi olma vasfını kazandığı tasavvuf kaynaklarında belirtilen bir husustur. Nitekim Allahu Teâlâ dağa tecellî edince, dağ yerle bir olmuş, H z. Musa ise bayılmıştır.

Bu husus Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir:.

اقً عِ صَ ىسَ ومُ رَّ خَ وَ “O anda Musa bayılıp yere yığıldı.”560 Sûfîlere göre bu âyet Hz. Musa’nın telvîn sahibi olduğuna işaret etmektedir. Nitekim rabbinin dağa tecellî etmesiyle birlikte H z. Musa’nın halinde bir değişim meydana gelmiş ve bayılmıştır.

E bû Ali ed- Dekkâk, buna ilaveten H z.

Musa’nın rabbini dinledikten sonra yüzünü örterek dönme ihtiyacı duyduğunu, zira bu durumun onun haline tesir ettiğini belirtir. Buna mukabil sûfîlerce 554 Herevî. 555 Halîl b.

Ahmed, Kitâbü’l-ayn, IV, 161; Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, s.

471; Semih Ceyhan, “Telvîn”, DİA, İstanbul, 2011, XL, 409. 556 Bkz. Hücvîrî; Cürcânî, et-Ta‘. 557 Halîl b. Ahmed, Kitâbü’l-ayn, IV, 111; İbn Fâris, Mu‘cemü mekâyisi’l-luga, V, 223; Râgıb el- İsfahânî; Ceyhan, “Telvîn”, DİA, XL, 409.

558 Kuşeyrî.

559 Hücvîrî. 560 A’râf, 7/143. Bkz. Hücvîrî. Hz. Muhammed’in temkin ehli olduğu vurgulanır.

Nitekim Hz.

Peygamber’in İsrâ ve M i‘râc esnasında Mekke’den Kâbe Kavseyn’e varıncaya kadar tecellîye mazhar olduğu halde halinde bir değişiklik görülmemiştir.561 Hücvîrî’ye göre H z. Musa da menzilleri kat edip makamları geçerek temkin mahalline ulaştığında ise Allahu Teâlâ ona şöyle buyurmuştur:.

كَ يْلَعْ نَ عْ لَخْ افَ “Çıkar ayağındaki çarıkları!”562 Hücvîrî çarık ve asa gibi aletlerin mesafe ile ilgili olduğunu belirtir.

Vuslatta ise mesafe için gereken aletlerin yeri yoktur.

Bundan dolayı çarıkları çıkartması emredilmiştir.563 Âyete mutasavvıflar tarafından getirilmiş bu yorumun işârî bir tevil olduğu açıktır.

Tefsirlerde ise çarıkların yahut ayakkabıların çıkartılması öncelikli olarak maddî anlamda yorumlanmıştır. H z.

Musa’nın çarıklarının, ölmüş eşek derisinden mamul olduğu dolayısıyla mukaddes vadiyi koruma amacıyla yahut ayaklarının o kutsal vadiye teberrüken temas etmesinin sağlanması gibi sebeplerle çıkartmasının istendiği öne sürülmüştür.564 Bu iki âyet ve H z.

Musa’nın telvîn-temkîn makamları/halleri ile ilgili iki yorum birlikte ele alındığında, H z.

Musa’nın hayatının farklı dönemlerinde telvîn ve temkîn makamlarına/hallerine sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Hatta temkîn makamından/ halinden sonra kendisinde telvîn makamının/halinin tekrar görülmesi söz konusu olmuştur.

Nitekim temkîn makamına işaret ettiği belirtilen çarıklarını çıkarması emri H z. Musa’ya nübüvvet vazifesinin ilk verildiği zamanda cereyan etmişken telvîne işâret ettiği öne sürülen bayılma hadisesi ise bu olaydan daha sonra meydana gelmiş bir hadisedir.

Şu durumda temkîn makamına ulaşıp nübüvvet vazifesi alan H z.

Musa’nın daha sonra bayılma hadisesinin cereyan ettiği vakitte ise telvîn makamına/ haline dönüşü söz konusu edilmektedir. Herevî’ye göre temekkün tuma’nîneden üstün bir makamdır.

Nitekim o istikrârın en üst seviyesine işârettir.565 Herevî, temekkün kavramı ile ilgili olarak, 561 Bkz.

Kuşeyrî; Hücvîrî. 562 Taha, 20/12. Bkz. Hücvîrî. 563 Bkz. Hücvîrî. 564 Taberî, Tefsîr, XVI, 23-24; Fahreddin er-Râzi, Tefsîr, XXII, 18.

565 Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, s.

111..

نَ ونُقِ ويُ اَل َنيِذَّلا َكنفِخَتْسَي اَلَو َّ َّ “İmana yanaşmayanlar sakın seni fevrî bir davranışa sürüklemesinler.” âyetini eserine almıştır.566 Sûfîlere göre temekkün ehli kimseler çevrelerindeki boş ve batıl işler ve kimselerle meşgul olmazlar.

Bu âyette de aynı zamanda temekkün ehli olan Hz.

Peygamber’e ç evresindeki müşriklere aldırmaması öğütlenmektedir.567 Mutasavvıfların makam, telvîn ve temkin kavramlarına dair delil getirmiş olduğu âyetlerle ilgili tevilleri incelendiğinde; âyetlerin zâhir mânâları itibariyle doğrudan söz konusu kavramlara kaynaklık teşkil etmediğini söyleyebiliriz.

Söz konusu âyetler bu kavramlarla ancak işârî yorumlarla ilişkilendirilebilmiştir.

Bu ilişkilendirmede de daha çok tasavvuf kavramlarına örnek olabilecek hadiselerin seçilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Dinî Terimler Sözlüğü

Dinî Terimler Sözlüğü

Tasavvuf yolundaki talebenin kalbinde meydana gelen değişik haller.

Kıymetli kardeşim Hâfız Mahmûd'un şerefli mektûbu geldi. Hâllerinin telvînlerinden bir şeyler yazmışsınız. Bu yolun başında da sonunda da sâlikler (tasavvuf yolcuları) hâllerin telvîninden kurtulamazlar. (İmâm-ı Rabbânî)

Sözlüğe dön