Ara
Menü
ذ

Niyazım Hakk’a

Tasavvuf Sözlüğü

Tasavvuf Sözlüğü

Bu sözle asıl niyazın Allah’a yapılması gerektiği bildirilir. Bir insandan bile bir şey isterken, mesela bir dolmakalem isterken, nezaket, edeb, usûl ve erkana riâ’yet etmeye çalışmak gerek… Zira, Allah’tan da istemenin kendine göre bir inceliği, adabı vardır, işte bu yüzden, “insanlara” teşekkür etmesini bilmeyen, Allah’a şükür etmesini bilmez” denmiştir. Esasen, insanın dıştaki yapılanması, içteki yapılanmasının, gözle görülen bir yansımasıdır. Dış neyse, iç odur. Dışta edeb, erkan, incelik gözetmeyen kişilerin, iç âlemleri de aynı durumdadır. Sûfiyyenin dış edeblerindeki takva ve veraya dayalı erkan, usûl çokluğu, tasavvuf sisteminin dışındakilerce, hep yanlış anlaşılmış, olaydaki incelik farkedilmemiş, bu yüzden tasavvufî tekâmül yolları, “islâm’dan ayrı, bir başka din” denilecek kadar, yanlış yargılara muhatap olmuştur. “Deyn” ile ilgili âyette fetvadan takvaya, ondan da veraya uzanan alternatifli, fakat yol aldıkça derinleşen bir uygulamalar zinciri buna örnek teşkil eder. (Bakara/279-280).Fetva : 1- Borçlunun, zamanı gelince, borcunu mutlaka ödemesi gerekir. Farzdır. Faiz olan kısmı alınmayıp ana para alınır. (Feleküm rüûsu emvâliküm).Takva : 2- Borçlu dardaysa, (fenazıratun ilâ meyserah) borç veren kişinin isteğine bırakılmış, yani borçluya biraz daha mühlet verilmesi tavsiye edilmiştir. Borç veren, Allah tarafından bir başka incelik boyutu gösterilerek, mecburiyete değil, kendi isteğine bırakma ile mühlet verme tavsiyesine yönlendirilmiştir. Yani mecburi bir farz olayı söz konusu değildir.Vera : 3- Borçlunun borcunun tamamının affedilmesi. Bu da kulluk zirvesidir, kişiye bırakılmıştır. Farz değildir, (ve en tesaddekû hayrun leküm).İşte Kur’an-ı Kerim açısından, “Borç ödenmesi” olayında, üç alternatifli bir islâm sunulması, mecbur olan (farz) ve olmayan (nafile, tatavvu) yönlerde açılımlar gösterilmesi, üç ayrı islâm’ın olduğunu göstermez, aksine, aynı dinî uygulamada, insanların diyanetlerine göre farklılık içinde derinleşen boyutlara ulaşabilmeye açılan hassas bir kulluk dengesinin, Allah tarafından tavsiye edilmesi söz konusudur. Borç ödeme ayetindeki fetva, takva, vera (ki hepsi de İslâm’ın kendisidir) boyutları göz önüne alınırsa, sûfiyye, fetva değil, takva ve vera boyutlarında yarışan kişiler olarak görülür ve bu da, ikinci bir din değildir. Bu inceliği, şu olayda, daha özlü biçimde görebiliriz. Şeyban er-Râi’ye sorarlar. “Beş devenin zekatı nedir?” Şeyban: “Size (fetvaya) göre mi, bize (takva ve veraya) göre mi?” diye sorunca, karşısındakiler şaşırır. Öyle ya, din bir: o da, İslâm! Acaba ikinci bir din mi var ki, sualin cevabı ona göre olacak merakla… “Her ikisine göre cevab verebilirsiniz.” derler. Şeyban “Size (fetvaya) göre beş devenin zekatı bir koyundur. Bize (takvaya, veraya) gelince… Allah yoksul garip, yetim, dul, muhtaç kulları çok, yiyecek bulamıyorlar. Bu yüzden biz beş devenin tümünü veririz, (yani bize göre, 5 devenin zekatı yine 5 devedir). “Muhatablar şaşırır ve bu davranışa delil isterler. Oda Hz. Ebu Bekir (r)’in malının tümünü verme olayını örnek olarak verir.İşte, bu olayda görülen ilk grupa mensup olanlar, ikinci gruptakileri anlayamamış ve “ikinci bir din” yaftasını rahatlıkla yapıştırmışlardır. Olayın özü budur, fefhem!…

Sözlüğe dön