Ara
Menü
ذ

Nefy Ü İsbat

Tasavvuf Sözlüğü

Tasavvuf Sözlüğü

Yok etme ve var etme anlamlarına iki Arapça kelime. Nakşî ıstılahıdır. Nakşî büyüklerinden gelen ikinci zikir şekli. Kalp ile yapılan Hafî zikrin Nefy ü İsbât ile yapılmasıdır. Müride telkin edilen “La ilahe illallah” kelime-i tevhidi Nefy ü İsbât ile yapılır.Dil damağa yapıştırılır, nefes göbeğin altında hapsedilir, sonra tahayyül ederek dimağın sonuna kadar “la” çeker. Oradan “ilahe” sağ omuzuna, “illallah” da kalbe devredilir. Kalp, şeklini ve yerini bildiğimiz, sol taraftaki en kısa kaburga kemiğinin altındaki kalptir. “illallah” lafzı bütün kuvvetiyle kalbin en derinliklerine işleyecek ve harareti de vücudu saracak derecede kalbe devredilir.“La ilahe” derken bütün masivayı, yani Allah’tan başka ne varsa hepsini kalbinden, gönlünden temizler, her birinin fani olduğunu tefekkür eder ve o gözle bakar.“İllallah” derken de Cenab-ı Hakk’ın zât’ının bekâsını, Bâki’nin ancak O olduğunu kalbine nakşeder. Bunu bütün letâifiyle yapar. “La ilahe illallah”ın aslî harfleriyle yazısının şeklini düşünür, mânâsını düşünür ki Allah’ın zatından başka maksad yoktur. O’ndan başka maksadımız olmadığını söylemek, O’ndan başka mabudumuz olmadığını söylemekten daha şümullüdür. Yani daha geniş kapsamlıdır. Çünkü her mabud aynı zamanda maksuddur. Aksi olamaz. Bunun sonunda kalbi ile “Muhammedun Resûlullah” der. Bunu söylerken Rasûlullah’a ittiba etmeye kendini şartlandırır.Bunu böyle tamamladıktan sonra nefsinin kuvvet derecesine göre bunu tekrar eder. Bırakırken tek sayıda bırakır. Buna vukuf-i kalbî denir.Biraz istirahat edince diğer bir nefesle tekrar başlar. Fakat iki nefes arasında gaflet etmemeğe bilhassa dikkat eder. Tahayyülünü aynı haliyle devam ettirir. Nefy ü isbâta devam edebilmesi için bu zaruridir. Sayı yirmi bire ulaşınca neticesi görülür. Bu da kendisinin fâni olduğunu anlayıp Hakk’ın mutlak Baki olduğu hakikatına ermektir.Eğer nefy ü isbâtın neticesi görülmediyse âdabına riayet edilmemiş demektir. Maksadın husulü için sözü işine uygun olarak tekrar başlasın, inancıyla ve ameliyle zikrettiğine göre olmağa çalışsın. Kendini yoklasın! Mâsivâdan bir maksudu vardır. Eğer Allah’tan başka tek yaratıktan bir şey bekliyorsa yalancı durumundadır.Kabiliyeti, cezbe halinin başlangıcına tahammül derecesinde olan kimse, yukarıda anlattığımız ilk zincir şekliyle çalışsın. Sülûke istidadı olan da bu iki şekilde zikre çalışsın. Her ikisi de kalp ile yapılır.Eğer buna hakkıyla çalışır, nefyedilecek olanı nefyeder, isbat edilecek olanı isbat ederse netice görülür. Murakabeye başlayacak hale gelir.* * *Şeyh İsmail el-Hâlidî kuddise sirruh buyurmuştur ki: Nefy ü isbat yaparken dokuz şarta riayet etmek lâzımdır:Habs-i nefes (Nefsini tutmak).Lailâhe illallah zikri.Bu kelime-i tevhidin nakşının, yazısının tefekkürü.Bunun mânâsını tefekkür.Vurmak: Bunu cana işleyecek şekilde kalbine ve diğer letâifine duyurmak.Buna kalbin tamamen iştirak etmesi: Vukufu’l-Kalb.Sayının tek olmasına riayet etmek: Vukuf-u adedî.Sonunda “Muhammedün Rasûlullah” zikri.“Allahümme ente maksudî ve rıdake matlubî” diyerek Allah’a dönmek. Zikrin bu şeklini Hâce Abdülhâlik Gucduvânî kuddise sirruh Hızır aleyhisselam’dan almıştır. Hızır aleyhisselam, onun suya dalmasını emrederek zikrin bu şeklini öğretmiştir. Suya dalmasını emretmesinin sebebi habs-i nefesi kolay yapabilmek içindir. Çünkü başlangıçta en ihtiyatlı yol budur.

Sözlüğe dön