Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü
GöLLlJ) [Ar.] fik. Bir malın gerekçeli veya gerekçesiz, haklı veya haksız ele geçirilmesi ve ona malik olunması amacıyla el konulması anlamında bir fıkıh terimi.
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça’da deneme, sınama manasına gelir. Bu sınama ya hayırla olur, ya da şer ile veya nimet, ya da hikmetle… Tasavvuf ıstılahında ibtilâ; Allah’ın, sıdkını öğrenmek üzere, kulunu bir takım denemelere tâbi tutmasıdır. Kur’an-ı Kerim’de açıklandığı üzere, Allah ehl-i cenneti dünyada iken bir takım sınavlardan geçirmiştir: “Biz cennet ehlini sınadığımız gibi, onları (da) sınadık”. (Kalem/17)”, Allah kalblerinizdekini sınamak için…” (Al-i İmran/104) Allah, katından zafer bağışlamak tarzında belâ-i hasen ve savaşta şiddetle sarsmak şeklinde farklı bir bela ile kulunu imtihandan geçirir. Bu olaylardan sonra kulunun durumuna bakar, halinde, sıdkında, imanında, yaşayışında sapmalar var mı, yok mu, kontrol eder. Böylece kulun ihlası (samimiyeti), Allah’a dayanması ve doğruluğu ortaya çıkar. Bu iki kutuplu denemeye Fecr suresinin şu âyetlerinde açık bir işaret vardır: “Rabbi, kulunu deneyip ona ikram edip, nimet verince, o kul, Rabbim bana ikram etti’ der iken, bu nimetin kısılma durumunda “Rabbim bana ihanet etti, der” (Fecr/15-16). İbtilâ; müridin Allah’a kavuşma (yani O’nun ahlakıyla ahlâklanma) sürecinde başından geçen bir çeşit tecrübedir. Bu hayır veya şer suretinde olur. İnsanların arasında en büyük denemeyi geçirenler, nebilerdir. Peygamberler arasında belâya en fazla mâruz kalanı, Hz. Peygamber (s) Efendimizdir. Şer şeklindeki belâ, malın elden gitmesi, çocuğun ölmesi, açlık, korku, mahrumiyet şeklinde görülür. Bu husus Enbiyâ Sûresinin 35. âyet-i kerimesinde şöyle belirtilir: “Sizi fitne olmak üzere hayır ve şer ile deneriz, ondan sonra bize dönersiniz”. İnsan sabırlı, cihad ehli ve Allah’tan razı olmayınca, gelen belâya isyan eder; böylece, Allah’a itaat yolundan çıkar, ihlası terkeder, derecesi azalır, noksanlaşır ve hüsrana uğrayanlardan olur. Aksi durumda, gelene sabreder de razı olursa, manevî olgunluğun zirvesine ulaşır. Allah, kulunu mal ile de imtihan ederek, ihlâsının, rızasının derecesini öğrenir. Bilindiği gibi; bir kimsenin yanında mal, mülk olacak, ancak ona en ufak bir meyli bulunmayacak, ona rağbet etmeyecek, işte bu kişiye zâhid denir. Yanında mal, mülk olmayıp da, mala mülke rağbet etmeyene zâhid denmez. Bu şekilde zengin olmakla birlikte zühd sahibi olmak bir ibtilâdır. Zâhid yanındaki malın azalması veya çoğalmasına en ufak bir önem atfetmez.