Ara
Menü
ذ

İlm-i Bâtın

Kur’an Kaynaklı Tasavvuf Kavramları

Kur’an Kaynaklı Tasavvuf Kavramları · Mahmud Esad Erkaya

1.1.6.

İlm-i Bâtın Tasavvuf epistemolojisinin esasını teşkil eden ilm-i bâtın (ملعلا نطابلا) kaynaklarda bir ıstılâh olarak yer alan ve özellikle Serrâc’ın üzerinde önemle durduğu bir kavramdır.71 Gazâlî de ilimler tasnifinde mükâşefe ilmi olarak ilm-i bâtını ele almıştır.72 Bâtın, sözlükte “kapalılık, gizlilik, bir kimsenin sırlarına vâkıf olmak ve d uyuların a lgılayamayacağı şey” anlamlarına gelmektedir.73 İlm-i bâtın ise naslardaki gizli mânâları, ibadetlerin mânevî ve ahlâkî yönünü, varlık ve olayların arkasındaki sırları açıklığa kavuşturan tasavvuf ilmidir.74 Serrâc’a göre şeriat, zâhir ve bâtın ilimlerinden oluşmaktadır.

Zâhir ilmi, ibadetler ve ahkâm gibi gözle görülen organlarla yapılan zâhir amelleri konu edinirken bâtın ilmi ise iman, tasdik, sıdk, ihlâs, mârifet, tevekkül, haller ve makamlar gibi kalbin hal- 70 Fahreddin er-Râzi, Tefsîr, XXIX, 377; Kurtubî, el-Câmi‘, XVII, 182.

71 Serrâc, el-Luma‘, s.

25-26.

72 Bkz. Gazâlî, İhyâ, I, 30. 73 Halîl b. Ahmed, Kitâbü’l-ayn, I, 146; İbn Fâris, Mu‘cemü mekâyisi’l-luga, I, 259; Râgıb el-İsfahân î. 74 Bkz. Süleyman Uludağ, “Bâtın İlmi”, DİA, İstanbul, 1992, V, 188. Ayrıca bkz.

Ferzende İdiz, “Tasavvufta İlm-i Zâhir İlm-i Bâtın Anlayışı”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 25, 2006. lerini konu edinir.75 Gazâlî de âhiret yolunun ilimlerini ikiye ayırır. Bunlardan ilki mükâşefe, ikincisi ise muâmeledir.

Ona göre, ilm-i bâtın, mükâşefe ilminin diğer adıdır ve tüm ilimlerin gayesi de budur.

İlm-i bâtın sıddîklerin ve mukarrebûnun ilmidir.

Mükâşefe, kötü sıfatların temizlenmesi esnasında kalbe inen bir nevi nurdur.

Bu nur ile birtakım bilgilere ulaşılır.

Mârifetullaha ulaşmak da bu şekilde mümkün olur.76 Bu bağlamda mutasavvıflar bâtın ilimlerini birtakım âyetlere dayandırmaktadırlar.

Sûfîlerin ilm-i bâtın ile ilgili delil getirdikleri âyetlerden ilki şöyledir:.

ةً نَطِ ابَوَ ةً رَ هِ اظَ هُ مَ عَ نِ مْ كُ يْلَعَ غَ بَسْ أَوَ “Nimetlerini zâhirî (açık) ve bâtınî (gizli) olarak size bolca ihsân etti.”77 Burada ifade edilen zâhir ve bâtın ifadeleri gerek mutasavvıflar gerekse müfessirler tarafından çeşitli şekillerde yorumlanmıştır.

Mesela Serrâc, zâhirî nimetin Allah’a organlarla açık bir şekilde itaat etmek olduğunu, bâtınî nimetin ise kalpte meydana gelen birtakım haller olduğunu belirtmektedir.78 Sehl b.

Abdullah e t-Tüsterî, zâhir ile sâlih kimselerin muhabbeti, bâtın ile kalbin Allah’la olan sükûnunun kastedildiğini belirtmiştir.79 Kuşeyrî ise zâhir ve bâtın nimetler ile ilgili muhtelif yorumlar yapıldığını belirterek zâhir ile nimetlerin varlığı, bâtın ile nimetleri vereni müşâhede; zâhir ile dünyevî nimetler, bâtın ile dînî nimetler; zâhir ile yaratılışın güzelliği, bâtın ile ahlâkın kastedildiği gibi daha birçok yorum nakletmiştir.80 Râgıb el-İsfahânî de âyetteki zâhir ve bâtın ifadeleri için muhtelif yorumlar yapıldığını belirtmektedir.

Söz gelimi, zâhir ile nübüvvet, bâtın ile akıl; zâhir ile duyunun konusu olan şeyler, bâtın ile aklın konusu olan şeyler; zâhir sözüyle düşmanlara karşı insanlar aracılığıyla yapılan yardım, bâtın ile melekler aracılığıyla yapılan yardım kastedilmiştir.

Râgıb el-İsfahânî’ye göre bunların hepsi âyetin umûmî anlamının içerisine girmektedir.81 Bunların dışında diğer tefsirlerden anladığımız kadarıyla zâhir ile kelime-i tevhidin dil ile söylenmesi, bâtın ile kalp ile inan- 75 Serrâc, el-Luma‘, s.

25.

76 Gazâlî, İhyâ, I, 30. 77 Lokman, 31/20. Bkz. Serrâc, el-Luma‘. 78 Serrâc, el-Luma‘.

79 Tüsterî. 80 Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, V, 117.

81 Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, s.

52.

ma ve bilme gibi anlamların da verilmiş olduğu görülmektedir.82 Diğer taraftan genel anlamda zâhir ve bâtın nimetin İslâm nimeti olduğu da ifade edilmiştir.83 Gerek işârî gerekse rivayet ve dirâyet tefsirleri incelendiğinde bunlar gibi daha birçok yoruma rastlanabilmektedir.84 Dolayısıyla zâhir ve bâtın nimetlerin ne olduğu konusunda ittifak olmadığı anlaşılmaktadır.

Âyette ifade edilen bâtın kelimesinin mânevî birtakım konularla alakalı olduğu anlaşılabilmekteyse de âyetin doğrudan ilm-i bâtına delalet ettiği çıkarımını yapmak ancak âyet hakkında bazı teviller yapmak ile mümkün olmaktadır.

Mutasavvıflar ilm-i bâtın için yalnızca bu âyet ile yetinmemektedirler.

Onların ilm-i bâtın kavramı için delil getirdikleri diğer bir âyet ise şöyledir:.

مْ هُ نْمِ هُ نَوطُ بِنْتَسْ يَ نَ يذِ لَّا هُ مَ لِ عَ لَ مْ هُ نْمِ رِ مْ أَ لْا يلِوأُ ىلَِٕاوَ لِ وسُ رَّ لا ىلَِٕا هُ ودُّ رَ وْ لَوَ “Hâlbuki (bu haberi öncelikle) Peygamber’le veya yetki sahibi müminlerle paylaşmış olsalardı, onlar haberin aslını öğrenir, işin iç yüzünü ortaya çıkarırlardı.”85 Serrâc’a göre âyette ifade edilen istinbâttan maksat ilm-i bâtın yani tasavvuf ehlinin ilmidir.

Nitekim mutasavvıfların zâhirî anlamların yanında Kur’an’dan ve sünnetten birtakım çıkarımlar yaptıkları bilinmektedir.86 Serrâc’a göre bu çıkarımları yapmak da ancak ilm-i bâtın ile mümkün olabilir.

Tefsirler incelendiğinde, bu âyette, savaşa giden müminlerin durumuna yahut düşmanın çeşitli hazırlıklarına dair münafıklardan gelen birtakım haberlerin halka duyurulmadan önce Hz.

Peygamber yahut ilim ve anlayış sahibi kimseler ile konuşup istişare edilmesinin önemine işaret edildiği anlaşılmaktadır.87 Burada ifade edilen istinbât/işin iç yüzünü ortaya çıkarma ifadesinin doğrudan bâtın ilmi ilişkilendirilemeyeceği açıktır.

Fakat 82 Taberî, Tefsîr, XVIII, 568.

83 Taberî, Tefsîr, XVIII, 565-567. 84 Bkz. Fahreddin er-Râzi, Tefsîr, XXV, 124; Kurtubî, el-Câmi‘, XIV, 73. 85 Nisâ, 4/83. Bkz. Serrâc, el-Luma‘.

86 Serrâc, el-Luma‘.

Bu âyetler aynı zamanda tevili, zorunlu bir faaliyetin ötesinde müstakil bir ibadet olarak gören ve mezhebî görüşlerini bâtınî teviller üzerine bina eden İsmâiliyye’nin bâtınî Tefsîr doktrininin meşruiyetini ispatlamak için delil getirdikleri âyetlerdir. Bkz. Öztürk, Tefsîr’de Bâtınîlik ve Bâtınî Te’vil Geleneği, Düşün Y., İstanbul., 2011.

İlm-i bâtın ile ilgili mutasavvıfların öne sürdükleri diğer deliller için bkz.

İdiz, “Tasavvufta İlm-i Zâhir İlm-i Bâtın Anlayışı”, v.dğr. 87 Bkz. Mukatil b.

Süleyman, Tefsîr, I, 393; Taberî, Tefsîr, VII, 252 v.dğr.; Vâhidî, el-Vecîz, s.

278. mutasavvıfların bu âyeti tevil ederek kendi ilimleri için bir dayanak addettikleri görülmektedir.

Dinî Terimler Sözlüğü

Dinî Terimler Sözlüğü

Kalb ilmi, mânâ ilmi, tasavvuf ilmi.

İlm-i bâtın evliyânın yükseklerinin ilmidir. Bu ilim, kötü huylardan arınıldığında kalbe doğan bir nurdan ibârettir. Bu sâyede çok şeyler görülür, derin ve ince mânâlara vâkıf olunur. Geniş ufuklar açılır. (İmâm-ı Gazâlî)

Sözlüğe dön