Kur’an Kaynaklı Tasavvuf Kavramları
1.1.4. İhbât İhbât (ت ابخإ لا) Herevî’nin, eserinin “Ebvâb” bölümünde makam olarak ele aldığı bir kavramdır.118 Tuma’nîne kavramı ile yakın anlamlı bir terim olan ihbât, sözlükte “yerden daha alt seviyede olmak, huşû, tevazu göstermek, sakin ve mülâyim olmak” anlamlarına gelmektedir.119 Herevî’ye göre ihbât, sâlikin geri- 113 Müminûn, 23/1-2. Bkz. Kuşeyrî.
114 Bkz.
Taberî, Tefsîr, XVII, 6, 8, 10; Vâhidî, el-Vasît, III, 284; İbn Atıyye, el-Muharrerü’l-vecîz, VI, 279.
115 Huşû ile ilgili olarak Kuşeyrî şu rivayeti eserine almaktadır: Hz.
Peygamber namazda sakalı ile oynayan birini görmüş ve şöyle söylemiştir: “Kalbi huşu içinde bulunsaydı organları da huşulu olurdu.” (İbn Ebû Şeybe, Said b. Müseyyeb’den maktu olarak rivayet etmektedir. Bkz. Ebû Bekr İbn Ebû Şeybe, el-Kitâbü’l-Musannef fi’l-ehâdîs ve’l-âsâr, haz.
Kemâl Yûsuf el-Hût, Mektebetü’r-Rüşd, Riyad, 1409, II, 86, no.
6787.) Bunun dışında huşû kelimesinin yer aldığı pekçok rivayet de bulunmaktadır.
Örnek olarak şu rivayeti verebiliriz: “Namazlar ikişer ikişer kılınır.
Her iki rekâtta teşehhüd (tahiyyât) okursun (عٌ شَّ خَ تَوَ) huşû içinde davranırsın, yakarırsın, boyun bükersin...” Tirmizî, Salât, 166, no.385; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 211, no.1799. 116 Hadîd, 57/16. Bkz. Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, 28. 117 Örneğin bkz. Mukatil b. Süleyman, Tefsîr, IV, 242; Taberî, Tefsîr, XIII, 8. 118 Herevî.
119 Halîl b.
Ahmed, Kitâbü’l-ayn, I, 382; İbn Fâris, Mu‘cemü mekâyisi’l-luga, II, 238; Râgıb el-İsfahânî. Ayrıca bkz.
Câsir Ebû Safiyye, “Kur’ân’da İhbât: Semantik Bir Çalışma”, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, çev.
Hüseyin Akyüzoğlu, 4, 2001, s.
240.
ye dönme, şüphe ve tereddüt gibi olumsuz durumlardan kurtulup Allah’ın huzurunda tevazu ve sükûna ermiş bir şekilde bulunmasıdır.120 Sâlik makamlar arasında yolculuk yaparak rabbine doğru seyreder.
İhbât, bu seyir esnasında sâlikin, bir nevî gaflet belirtisi olan şüphe ve tereddütlerden kurtularak itmi’nâna ermesini ifade eder.121 Nitekim Herevî, ihbâtın i tmi’nân makamlarının ilklerinden olduğunu belirtmektedir.
İtmi’nân makamları ise sekîne, yakîn v e sika gibi makamlardır.122 Herevî’ye göre ihbât bu itmi’nan makamlarının ilk aşaması olup sakin olmak ve gönlün huzura kavuşmuş olması anlamında kullanılmaktadır.123 Herevî’nin ihbât makamını, huşû makamından sonra ele alması da bu makamın huşûdan daha üst bir boyutu olduğunu da göstermektedir.
Böyle bir makam olduğu düşünüldüğünde ihbâtın Allah’ın huzurunda tam bir teslimiyetle boyun eğmiş olan kulun her türlü olumsuz düşüncelerden sıyrılma halini ifade ettiği anlaşılmaktadır.
Herevî ihbât makamını şu âyet ile delillendirir:.
نَ يتِبِخْ مُ لْا ِرِّشَبَو “ İhbât ehlini (cennetle) müjdele!”124 Siyak sibak ilişkisi içerisinde değerlendirildiğinde bu ifadenin öncesinde Allahu Teâlâ’nın müminlere kurban gibi hac şeâirine/sembollerine saygı ve ihtimam gösterilmesi emri zikredilmekte ve tevhide vurgu yapılmaktadır.
Âyetin sonunda ise “ İhbât ehlini (cennetle) müjdele!” ifadesi ile Allah’ın emir ve yasaklarına karşı yürekten boyun eğerek itaat edenlerin cennetle müjdeleneceği haber verilmektedir.
Dolayısıyla buradaki ihbâtın, Allah’a itaat hususunda tam anlamıyla gönül huzuruyla, i tmi’nân içerisinde teslim olmayı ifade ettiği anlaşılmaktadır.
Nitekim İ bn Abbas ve Katâde buradaki (نيتبخم) ifadesini “m ütevâziler” kelimesi ile açıklamış, Mücâhid “Allah’a karşı i tmi’nân içerisinde bulunanlar” anlamı vermiş ve A hfeş “huşû sahipleri” mânâsına geldiğini belirtmiştir.125 İbn Kayyim el-Cevziyye verilen tüm mânâların 120 Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, s.
29; Tilimsânî, Şerhu Menâzili’s-sâirîn, s.
69. 121 Bkz. İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-sâlikîn, II, 13; Tilimsânî.
122 İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-sâlikîn, II, 13. 123 Tilimsânî. Ayrıca bkz.
Ebû Safiyye, “Kur’ân’da İhbât: Semantik Bir Çalışma”. 124 Hac, 22/34. Bkz.
Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, s.
29.
125 Taberî, Tefsîr, XVI, 552; Fahreddin er-Râzi, Tefsîr, XXIII, 225; Kurtubî, el-Câmi‘, XII, 58; İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-sâlikîn, II, 13.
“tevazu/boyun eğme” ve “i tmi’nân/Allah’ın huzurunda sükûn bulma” ifadeleri ile özetlenebileceğini belirtmektedir.126 Menâzilü’s-sâirîn şârihi Tilimsânî’nin ihbât makamını açıklarken bahsettiği diğer bir âyette ise şöyle buyurulmaktadır: نَ ودُ لِاخَ اهَ يفِ مْ هُ ةِ نَّجَ لْا بُ احَ صْ أَ كَ ئِلَوأُ مْ هِ بِّرَ ىلَِٕا اوتُبَخْ أَوَ تِ احَ لِاصَّ لا اولُمِ عَ وَ اونُمَ ٓا نَ يذِ لَّا نَّ ِٕا “İman edip sâlih ameller yapan ve rablerine yürekten bağlılık gösteren/boyun eğen kimselere gelince, böyleleri cennetliklerdir ve orada ebedî kalacaklardır.”127 Bu âyette geçen (ىلَِٕا اوتُبَخْ أَوَ مْ هِ بِّرَ ) ifadesi de tıpkı önceki âyette olduğu gibi tefsirlerde muhtelif şekillerde yorumlanmıştır.
Söz gelimi ihbât, İ bn Abbas’a (ö.
68/687) göre “i nâbe/dönüş”, Mücâhid’e (ö.
103/721) göre “itaat üzere olmak” ve “mutmain olmak”, Katâde’ye (ö.
117/735) göre “tevazu ve huşû ”,128 Mukatil b.
Süleyman’a göre “Allah’a karşı ihlâslı olmak”129 ve Tüsterî’ye göre “kalplerin Allah’a karşı huşû içerisinde olması”130 anlamlarına gelmektedir.
Bunların arasından tevazu ve i tmi’nân mânâlarının öne çıktığı görülmektedir.131 Fahreddin er-Râzi, i tmi’nân anlamı ile açıklandığında ihbâtın, Allah’a ibadet esnasında kalplerin tam bir sükûnet içerisinde olması, bu esnada da mâsivâya hiçbir surette iltifat edilmemesi anlamına geleceğini belirtir.
Râzî, ihbâtın kalplerin sevap ve ikâb konusunda Allah’ın sadakatine tam bir güven ve sükûn içerisinde olması şeklinde açıklanabileceğini de ifade etmektedir.
Huşû i le tefsir edildiğinde ise sâlih amellerin eksik ve kusurlu bir şekilde yerine getirilmesine karşı korku içerisinde olmayı ifade edeceğini belirtmektedir.132 Âyet ile ilgili yapılan yorumlardan da anlaşılmaktadır ki tasavvuftaki ihbât kavramı ile âyette geçen muhbitîn yahut a hbetû ifadesi Allah’ın huzurundaki itmi’nânı ve teslimiyeti ifade etmesi bakımından örtüşmektedir.
Zira ihbât kavramı tasavvufta, Allah’ın huzurundaki huşû halinin bir sonucu olarak sâlikin seyri esnasında her türlü kuşku, duraksama ve kararsızlıklardan arınarak hedefe ulaşma gayesinde gönül huzuruna ermiş olma- 126 İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-sâlikîn, II, 13.
127 Hûd, 11/23.
Tilimsânî, Şerhu Menâzili’s-sâirîn, s.
69. 128 Taberî, Tefsîr, XII, 374; Kurtubî, el-Câmi‘, IX, 21. 129 Mukatil b. Süleyman, Tefsîr, II, 278. 130 Tüsterî, Tefsîr, I, 78; Taberî, Tefsîr, XII, 374. 131 Vâhidî, el-Vecîz, I, 157; Fahreddin er-Râzi, Tefsîr, XVII, 335; Kurtubî, el-Câmi‘, IX, 21.
132 Fahreddin er-Râzi, Tefsîr, XVII, 335. sını ifade etmektedir.
Âyette de benzer bir şekilde muhbitîn ifadesi ile Allah’ın emir ve yasakları karşısında tam anlamıyla teslimiyet gösterenlerin kast olunduğu görülmektedir.
Dolayısıyla her iki ihbâtın da çıkış itibariyle Cenâb-ı Hakk’ın huzurundaki tevazu ve sükûnu ifade ettiği açıktır.
Tasavvuftaki ihbât kavramının bu anlamı ile Kur’an kaynaklı bir kavram olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan mutasavvıfların ihbât kavramını özel olarak seyrü sülûk makamlarından biri olarak nitelendirmesinin ise söz konusu âyetlerin zâhirinden çıkartılamayacağı açıktır.
Tasavvuf Sözlüğü
Alçak gönüllü, huşu sahibi olmak manasına Arapça bir kelimedir. Tasavvuf ıstılahında ihbât’a ulaşan kimse, gönül huzurunu elde eden ve sükûnete ermiş, şehvet açısından günaha girmekten uzaklaşmış, istekleri gafletten sıyrılmış, talebi gönül rahatlığında kavuşmuştur. Aksi durumda, irâdeye bir nedenle noksanlık arız olur, bir fitne olarak yol alamaz. Övme ve yermenin eşit olması ve nefsi kınamanın sürmesi, insanların eksikliklerini görmemek, ihbâtın özelliklerindendir.